Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sen de herkes gibi hem sırtındaki yüke neden olan, hem de o yükü taşıyansın!

Resim
Ne tuhaftır aslında! Hem yaşamla uyum içinde akıp gitmek ister, hem de yaşamla sürekli inatlaşırsın! Sırf istemediğin için kendini ne çok şeyden mahrum bırakırsın! Hayatın akışı gitmeni gerektirir, sen tutunacak bir şeyler bulur onlara bağlanırsın. Yolcusu olduğun yol senin seçimlerine göre sürekli değişir, sen inatla sana yol gösterecek sabit bir harita ararsın.   Sözün özü dostum, Sen de her insan gibi, anladığın, düşünebildiğin kadarsın. Kendinin hem sahibi, hem de kendine teslim olansın.  Hem sırtındaki yüke neden olan, hem de o yükü taşıyansın!

Geçmişindeki ezberlediğin hangi sahneleri benimle de oynamak istiyorsun?

Resim
Kimim ben?  Nelerin toplamıyım? Geçmişim de, bilinç altımda neler gizli? İlişki dediğimiz şey birbirimize karşı oynadığımız bir oyun mu? Senin benim hikayemdeki rolün ne? Rolünü sen mi seçiyorsun? Yoksa ben mi karar veriyorum bu role? Neler geçiyor aklından beni gördüğünde? Zihnindeki hangi düşüncelerle süzüyor, biçimlendiriyor, tanımlıyorsun beni?

Acaba hayat kendine müdahale edilmesine ne kadar izin veriyor?

Resim
Kimi dokunmak istiyor hayata. Kimi hayatın gösterisine gözlerini kapatıyor! Acaba hayatın içinden gözlerine yansıyanları bir illüzyon olarak kabul edenler mi hata yapıyor?  Dünyanın gerçeklerini, kendi ideallerine benzetebilmek için hayata müdahale etmeye çalışanlar mı? Peki hayat kendine müdahale edilmesine ne kadar izin veriyor? Birileri ona müdahale ettiği için mi değişiyor? Yoksa bir değişim istediğinde bunu gerçekleştirmesi için birilerini o mu seçiyor?

Yanına mı gelsin? Kendi yoluna mı gitsin?

Resim
Eğer gerçekten seviyorsan, Kim olduğunu, sözlerinden değil, senin gözlerinden öğrenmesi için yardım et ona. İzin ver, o senin onun için zihninde yarattığın şablona tam oturmasın! Hayata özbenliğiyle dahil olabilmesi için destek ol ona. Kendi hayatında yaşamak isteyip de yaşayamadıklarını onun hayatında yaşamaya, kendi çocukluğunu onun çocukluğunda onarmaya çalışma!

Aşk istediği zaman geri dönebilir miydi?

Resim
Kapının çalan zilini duyunca seslendi mutfaktan, elindeki poşetleri mutfak masanın üzerine bırakırken.  - Geliyoruuuuuum... Az önce siparişlerini getiren marketin çırağının yine ona para üstünü vermediğini hatırladı.  - Yine unuttun değil mi bana para üstünü vermeyi? Gülümseyerek açtı kapıyı.  Kapıyı açmasıyla birlikte, onu karşısında görünce kala kaldı kapının önünde. İnanamadı, inanmak istemedi onu karşısında gördüğüne. Bilemedi o an da ellerini nereye koyacağını… Bilemedi o an da hangi tarafa doğru bakacağını… İki eli de fazla geldi ona. Sol eli kapının pervazına tutunmaya çalışırken, sağ eli önce yanağında sonra alnına doğru dökülen saçlarında dolaştı amaçsız, şaşkın bir halde! Bakışları kah yere kaydı, kah onun gözlerine takıldı. Yaşadığı şokun içinde hapsoldu kaldı bir süre kapının önünde, sessizce…. - Neden geldin?

Hepimizin içindeki duyguların cümlelere dönüşmeye ihtiyacı var.

Resim
Farkında mısın? Yaptığımız sohbetlerde, karşımızdaki insana yönelttiğimiz her soru, aynı güce ve aynı etkiye sahip değil!  Sohbetlerimizde hepimiz aslında, bilerek ya da bilmeyerek, iki farklı tipte soru kullanıyoruz! Ya yatay sorular sorarak, öğrenmek istediğimiz düz bilgileri karşımızdaki insandan alıyor, onunla yüzeysel bir ilişki kurup, birbirimizin duygularına hiç dokunmadan sohbet ediyoruz. Ya da karşımızdakine dikey sorular yöneltip, onu kendi derinlerine, kendi duygularına doğru bir keşfe çıkarıyor, kendi gerçeklerine ulaşmasına aracı oluyoruz.  Bu sayede aslında hem onu daha iyi ve daha yakından tanıyor, hem de onun kalbine dokunabilme şansını elde ediyoruz. 

Hayattaki bir çok şeyin, senin etrafına ördüğün o ağlara takılıp sana ulaşamadığının farkında mısın?

Resim
  Artık kabul edebiliyorum!  Evet, aldığım o ilk darbe bugünkü benin mayasıydı! Her şey benim için tattığım o ilk acıyla birlikte başladı! Bir acıyı, bana bir daha yaşatmamakla  görevli zihnim, bu ilk acıyla birlikte hemen hareket geçti. Onu bir daha yaşamam için, bundan sonra uygulamam gereken davranış stillerini benim için belirledi, bana yapmam ve yapmamam gerekenler için bir liste hazırladı.  Ve ben onları içselleştirene kadar, beni hep ikaz etti, bana onları sürekli hatırlattı…

Ben olmadan biz olamaz ki insan!

Resim
Hayata karşı bir zarafeti, bir edası, bir duruşu olmalı değil mi insanın? Ruhunun kendine has, kendine özgü, doğal bir üslubu, bir dili. Hayata, isyan ve öfkenin dışında verebileceği kendine has şefkatli, samimi cevapları… Her şeye rağmen yine yeniden gülümseyebilmeli, yenilse de, kaybetse de bir daha denemeye cesaret edebilmeli  değil mi insan? Hayatı, insanları yine yeniden sevebilmeli... Kalplerin fısıltılarını duyabilmek için korkmadan, endişelenmeden başkalarına kalbiyle sokulabilmeli,  Kalbini başka kalplere sevgiyle yaslayabilmeli…

Şu an nerede olduğun, nelere inandığın mühim!

Resim
Kendi gerçeğine ulaşmak istiyorsan zaman zaman dağılmaktan korkma! Hayatındaki eksik parçaları bulabilmek için ara sıra kaybolmaktan! Hafızanın dehlizlerinde kaybolup, kör noktalarında dağılmadan, bulamıyor ki insan kendini… Yaşamında bir fark yaratabilmen için, yeni bir şeyler öğrenmen gerekiyor unutma… Fikirlerini sormayacağın insanların, seni yargılamalarına takılma!  Seni anlamadığını bildiğin insanlarla tartışma! Duyduğun cümlelerin çöllerinde kaybolma! Herkesin geçmişi, üslubu, lügatı farklı, unutma…

Zordur eşikte yaşamak, yorar insanı!

Resim
Gün gelir, Yaşadığın hayat tat vermez olur artık sana. Olmakta olanı, olduğun halinle yaşamak, her gün biraz daha yormaya başlar seni. Sen farklı şeyler yapmak istersin ama hep başka şeyler yapman gerekir. Sürekli sallanırsın bir kendi içine, bir dışarıda üstlendiğin rollere. An gelir, Zihnin karanlık odasından içeriye yeni bir ışık süzülür ve zihindeki bir kilit çözülür. Fark edersin ki, sen bir eşiktesin.  Ya içeri, ya dışarı... artık bir karar vermelisin! Olmakta olanı, olduğun halinle yaşamaya devam edeceksin? Arzularının, hayallerinin peşine mi düşeceksin?

Geleceğin kıyısından dönüyordu hep!

Resim
  “Yüreğimde bir enkazın altında sıkışmış bir duygu, yıllar sonra yeniden baş veriyor! Bunca yıldan sonra, birini düşündüğümde ilk defa onunla birlikte bir gelecek hissediyorum. Düşüncelerim, duygularım birbirinden ayrılmıyor. Bedenim yıllar sonra ruhumun üzerinden bir ipek gibi yavaşça kayıyor. Yıllardır özenle içimde sakladığım ruhu tüm çıplaklığıyla ortada bırakıyor. Ruhum yıllar sonra yeniden huzurla tanışıyor. Ve ben…  Bu defa, geçmişe ait hiç bir acının, anının onu yaşamama engel olmasına izin vermiyorum. Onunla yaşayacaklarımın sonunda, beni neyin beklediğini sorgulamıyorum. Bu defa yaşayacaklarımdan korkmuyor, sonuna kadar gitmek istiyorum. Sonu ne olursa olsun, onunla yaşadıklarımı seveceğimi, anlamlarını hayatım boyunca değiştirmek istemeyeceğimi hissediyorum…”

Hiç düşünmediklerimizi düşünebileceğimiz bir yere mi gidelim? Düşüncelerimizden geçmişi çıkarmayı mı deneyelim?

Resim
  Düşüncelerinle hayatını nasıl etkilediğini fark etmeden, yaşamaya devam ediyorsun! Kendine bakıp görmeden, kendini duyup dinlemeden... Hep aynı düşüncelerin hapsinde, hayatı sürekli tekrar ederken... Hayatını yönettiğin o düşüncelerin, geçmiş deneyimlerinle koşullu olduğunu göz ardı ederek, her şeyi onlarla karşılıyor, yargılıyor, anlamlandırıyorsun…   Peki ya gerçek! Gerçek bir deneyim, sence hangisi? Yaşamla, içinde düşünce enerjin olmadan iletişim kurduğun, o ilk duyusal an mı? Zihnin düşünceleriyle yaşadığına bir anlam yakıştırdığı zaman mı?

Yalnızım diye düşünme, kendimle vakit geçiriyorum diye düşün!

Resim
Yalnızlık… Kimimizin kişisel tercihi. Kimimizin belki mecburiyeti, belki de mahkumiyeti! Kimilerine göre bir mahrumiyet, bir zaaf! Kimilerine göre zaman zaman yaşanması gereken büyük bir keyif, bir lüks! Peki ya sen! Sen yalnızlığı nasıl bilirsin? Sever misin onu? Zaman zaman onu tercih edenlerden misin? Kaçınılacak bir durum mudur senin için yalnızlık, yoksa gizli bir krallık mıdır? Çok mu gürültülüdür senin yalnızlığın, kafanı çok mu şişirir, başını çok mu döndürür? Yoksa yalnızlığın seni daima kendi içindeki o özel mabede mi götürür?

Düşünüyorum, kendimi kendimden kurtarabilmek için!

Resim
Düşünüyorum. İnsanı, insan olmayı, bir insan olarak, bir hayat yaşamayı… Düşünüyorum. İnsanın doğduğu coğrafyayı, hayatla tanıştığı andaki yaşam koşullarını, ferdi olduğu aileyi, sosyal topluluğu… Düşünüyorum. Bir insan olarak hayatta; seçebildiklerimizi, seçemediklerimizi, kabullendiklerimizi, karşı koyabildiklerimizi, red edebildiklerimizi, değiştirebildiklerimizi…

Kimlerin gölgesi üzerime düşse acaba kendimi daha iyi hissederdim!

Resim
Bazen düşünüyorum! Ben harekete geçmek için neyi bekliyorum ? Çaresiz olduğum için mi onu bekliyorum, Onu beklediğim için mi böyle çaresizim! Bulamıyorum! Bazen birini arıyorum! İçinde eriyip tamamen yok olacağım, kendimden kurtulacağım birini…

Yaşam birbirimize karşı oynadığımız bir oyun mu?

Resim
Kimin hikayesi birlikte rol aldığımız bu hikaye?   Kim kimin hikayesinin misafiri?   Düşünüyorum! Az önce bana sorduğun o soru! Hangimiz için soruldu?   Verdiğim o yanıt kim için verildi? Sorduğun o soruyla benim ilişkim neydi?

Hissedilmiş olan neyse yaşanmış olan odur!

Resim
  Acaba kendimize karşı ne kadar dürüstüz?  Kaçımız zayıf, güçsüz olduğumuz yönlerimizi cesurca kabullenip, onları sahiplenebiliyoruz? Kaçımız yaralarımızın, hassas noktalarımızın, ilişkilerimiz aracılığıyla farkına varıp, onları iyileştirmeye çalışıyoruz?    Oysa o yaralarımız, hassas noktalarımız değil mi, bizi diğer insanlara karşı duyusal ve tepkisel yapan?  İnsanların davranışlarını, yaşananları bize kişisel algılatan…   Esas hikaye konuştuklarımızda değil, sakla(n)dıklarımızda gizli!

Onunla aynı hatayı paylaştığını fark etmiyor musun?

Resim
O, sürekli sorumluluklarından kaçıyor! Sen ise, bütün sorumlulukları hiç düşünmeden üzerine alıyorsun… O, hiç bir zorluğa tahammül etmek istemiyor! Sen ise, her şeye tahammül etmeye hep hazırsın… O, duygularına ne pahasına olursa olsun pay tanıyor! Sen ise, duygularını her yaşadığın sorunda feda etmekten kaçınmıyorsun… O, bencil olduğu için düşünmüyor! Sen ise, kötü olduğuna inandığın düşünceleri sürekli kafandan kovuyorsun... Onunla aynı hatayı paylaştığını hiç fark etmiyor musun? Aynı hatayı senin daha soylu bir şekilde işlemen neyi değiştirir ki?

Hangi kitaba, hangi duyguyu bulmak umuduyla uzanıyor acaba elin?

Resim
Düşünüyor musun hiç? Okuduğun o kitapların, yazıların satır(ara)larında acaba kimi, neyi arıyorsun? Kim baksın, sana ne söylesin istiyorsun o satır aralarından? Yaşarken kaçırdığın, ıskaladığın şeyleri mi arıyorsun o satırlarda? İçinde eksik, yarım kalmış cümleler, an’lar mı tamamlansın istiyorsun o satır aralarında durduğunda? Yoksa hayat seni korkuttuğu için, hayatı sana o satırlar mı öğretsin istiyorsun? Hangi kitaba, hangi yazıya içinde hangi duyguyu bulmak umuduyla uzanıyor acaba elin?

Yaşadığını kanıtlamak için, var olman tek başına yeterli mi?

Resim
  Farkında mısın? Varlığınla hayata her gün yeni gerçeklikler armağan ediyorsun! Düşüncelerin, duyguların, bir eyleme dönüşüp, dünyanın bir gerçeği haline geliyor. Onlara tanık olan hafızalara sızıyor.  Hafızaların aynasından hayatlara yansıyor. Her sözün, her eylemin, yeni düşünce ve davranışlar için bir kaynak.   "Memnun musun yaşadıklarından?" "Hayata yayılan yankılarından?"

Yaşadığım onca şeyi, bir başkasına benzemek için yaşamadım!

Resim
Kendinden başka kimseye benzemek istemediğine karar verdiğinde başlıyor her şey!   “Ben kimim?” sorusu, kendi cevabını aramaya başlıyor! Gerçekte kim olduğunun bilincine varmak, kendin hakkında daha fazla aydınlanmak istiyorsun!   Senin hakkında hiçbir şey bilmeyen ama senin için neyin en doğru olduğunu çok iyi bil­diğini iddia eden kolektif sistemin, sen hayatın içinden geçerken sana yükledikleri seni tatmin etmiyor!

Nelerden sürekli kaçar insan? Kaçmayı kurtulmak sanarak!

Resim
  Acıdığı yerden mi acıtır hep insan? Canı çok acımış olanlar mı başkalarının canını acıtır?    Kendine yaşatılanları mı başkasına yaşatır insan? Karşısındakine yaşattığı o duygular, hep kendi repertuarından mıdır? Yaşadığını yaşayana daha mı yakın hisseder kendini insan? Birbirini yaralarından mı tanır?  Birbirine acılarından mı dokunur?  Hep o dokunduğu noktadan mı birbirine dolanır, birbiriyle karışır?

Hiç dile getirilmeyen şeyler yok mu sayılır?

Resim
  Çok şey söylemek gelir içinden, ama sen hiç birini dile getiremezsin… Gitmek gelir içinden, ben gidiyorum diyerek arkanı dönüp de yürüyemezsin… Çığlıklar atar, çırpınır için, ama sen etrafına sanki her şey yolundaymış gibi gülümsemeyi seçersin…   Hissettiklerini sürekli gölgeler, Duygularını düşüncelerinle sürekli bastırırsın. Her geçen gün, gerçek duygularını gizlemekte biraz daha ustalaşırsın.

Çok geç alıştım ben yaşamaya!

Resim
Hayatın, neyi-neden yaşadığımın anlamını çözmek, kendimi keşfetmek isteyen benken! O büyük anları yaşayan, acılarını çeken, üzülen, mutsuz olan, korkan, endişelenen benken! Neden hayatı(mı) yorumlayacak birilerine duyduğum bu ihtiyaç?   Hayatı(mı) benim yerime yorumlayacak biri gerçekten var olabilir mi ?  Zihnindeki düşüncelerin, kendi geçmişinin filtresinden süzülebilenlerinden başka, bana ne söyleyebilir ki?

Kimse için hazır bir yol yok! Hepimiz yürüyerek kendimize bir yol yapıyoruz.

Resim
Bir gün, dünya ile arasındaki o güçlü ilişkisinin hayatını nasıl etkilediğini fark edip de dönüp kendine bakmaya başladığında, değişmeye başlıyor insanın içinde bir şeyler. Dünyayı keşfederken, dünyaya varlığını kanıtlamak için büyük bir mücadele verirken o kadar çok uzaklaşıyor ki kendinden, kendini yeniden görmek, fark etmek heyecanlandırıyor onu! Uyanmaya başlıyor insan!

Okuduğu bir kitabın ya da yazının içindeki hangi duygunun kilidini açacağını kestiremez ki insan!

Resim
  “Tenhalığı seviyorum.” diyor…  “Yalnızlığı seviyorum.” diyorum!   “Sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostluklar.” diyor… “Az ama güvenilir, gerçek dostlar.” diyorum!   “Sakin mekanlar.” diyor… “Doğa.” diyorum!

Yaşayamadığın hayat hızla akıp giderken, sen de bir kenarda öylece durmuyor musun?

Resim
Bakışların öyle derin ki, sanki yaralarımı, senden saklamak için üzerime giydiğim tüm imajları yırtıp açıyor, beni tüm cesaretsizliğimle, korkularımla, zayıflıklarımla, sevgi açlığımla görüyormuşsun gibi… Ama ben…. Senin karşında böyle, tüm duygusal çıplaklığımla duramam ki! Korkarım beni böyle görürsen, beni; İstemeyeceğinden, Sevmeyeceğinden, İnciteceğinden, Yaralayacağından. Hiç beklemediğim anlarda senden gelebilecek darbelerden…

Dünü değiştirecek bir yarının yaklaştığını, bugünden kim kestirebilir ki?

Resim
  Zaman değişiyor… Ben değişiyorum. Değişerek kendimi mi inkar ediyorum? Yoksa özüme geri mi dönüyorum? Kimdim ben? Şimdi kim oluyorum? Hangi ben’e güvenmeliyim düşünüyorum?

Ona yüklediğin anlam, belki de senin ona ihtiyacın kadardır!

Resim
Sana yaşattıklarımdan dolayı belki hala canın yanıyor. Belki de artık benden nefret ediyorsun! Kendi kendime düşünüyorum da! Ben gerçekten bunu mu hak ediyorum? Lütfen kabul et! Ben senin hayatına izinsiz girmedim. Girmeme, hayatında bir süre konaklamama sen müsaade ettin. Sen de, bu ilişkide payına düşecek ne varsa benimle birlikte yaşamayı seçtin. Yaşadın.  Yaşattın. Keşfettin. Keşfettirdin.

Dıştan içe doğru sessiz bir yolculuk bu!

Resim
Heyecanlanıyorsun! Çünkü yeniden kendini önemsemeye, kendine değer vermeye başlıyorsun. Zaman içinde o kadar çok uzaklaştı(rıldı)n ki kendinden, kendine ilgi göstermek, kendin için bir şeyler yapmayı istemek heyecanlandırıyor seni. Kendin için heyecanlandığını görmekse, iyi geliyor sana...   Uyanıyorsun! Kendi otantik benliğini, duygu doğanı hatırlıyorsun. Kendinle ilgili yıllardır başka ağızlarda aradığın cevapların, aslında hep senin içinde saklı olduğunu keşfediyorsun. Kendi gerçeğini hatırlamaya uyanıyorsun. Hatırladıkça daha iyi anlıyor, anladıkça daha çok seviyorsun kendini…