Kayıtlar

Aralık, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2011

Hadi! 2011’e çok az kala dön ve bugüne kadar ardında bıraktığın; Tükenmiş zamanlara, Ceset ilişkilere, Ceset aşklara, Son bir kez daha bak. Biliyor musun? Daha kaç yıl tüketirsen tüket. Kaç ilişki, kaç sevgili eskitirsen eskit. Kaç ceset çiğnersen çiğne. Sen aynı düşüncelerin hapsinde yaşamaya devam ettikçe, Önemli olanın yeniyi görmek değil, eskiden kurtulmak olduğunu fark etmedikçe, Hep aynı tekrarlar, farklı tarihlerde, farklı yüzlerle, farklı görüntülerle, farklı isimlerle seninle olacak. Sen bugünü dünle karşılamaya devam ettikçe, yarının sıkıntısını sürekli bugüne yükledikçe, 2011'de seni yine aynı ilişkilere, aynı aşklara, aynı tekrarlara taşıyacak. Eğer zihnin 2011 ile birlikte biriktirdiklerine veda edip, temiz, saf ve masum haline geri dönebilirse. "Sen", sen'i, düne bağlı düşüncelere aslında hiç ihtiyacın olmadığına ikna edebilirse, 2011 belki de hayatının en güzel yıllarının ilk yılı olacak. 30 Aralık 2010 Haşim Arıkan

Organize inançlar...

Neden okuyorsun ki bu masalları? Onlar doğduğun gün ister istemez dahil olduğun inanç sistemini hiç sorgulamadan kabullenmen, çoğunluklara benzemen adına sana yardımcı olmaz ki! Yapamam ben. Otantik benliğinin her gün biraz daha yok edildiği ehlileşme sürecine katkıda bulunamam. Sınırsızlığını elinden alıp, cesaretini kıramam senin. Aksine “sen” i desteklerim. “Sen” olmadan "sen" sevilemez ki bilirim. Kafanı kurallarla, yargılarla doldurup, deneyimlerini sana sınırlatamam. Zihninde kendini, herşeyi, herkesi yargılayan içsel bir yargıç yaratılmasına seyirci kalamam. Yeterince iyi olmadığın, olduğun gibi olursan kabul görmeyeceğin yalanına inandırmaya çalışmam seni. Hayattan keyif alma yeteneğinin yok olmasına, uzanıp alınmamış, tatmin olmamış duygular seviyesinde yaşamaya mahkum bırakılmana sessiz kalamam. Hayatı başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamana, sevilmek için kendini törpülemene, kendini yavaş yavaş silmene yardımcı olamam. Aksine ke...

Kişilik taşıyıcısı...

Bakışların öylesine derin ki, sanki üzerime giydiğim o güçlü kimliği yırtıp atıyor, beni savunmasız, bütün cesaretsizliğimle, korkularımla, zayıflıklarımla görüyor gibi. Oysa ben….... Duygularımı bu kadar uluorta hissederek yaşayamam ki. Korkarım böyle olduğumda, senin beni; Sevmeyeceğinden, İstemeyeceğinden, Red edeceğinden, İnciteceğinden, Kıracağından, Yaralayacağından. Bana zarar vereceğinden. Hiç beklemediğim anlarda senden gelecek darbelerden. Ne kadar çok gizleyebilirsem gerçek ”ben” i, o kadar çok güvende hissederim ben kendimi. Gerçek duygularımı sana hissettirmeden, sevgi açlığımı sana hiç belli etmeden yaşayabilirsem. Hadi ne olur! Çek o sanki beni olduğum gibi, tüm çıplaklığımla gören bakışlarını üzerimden. Bırak saklı kalsın, Gerçek hislerim. Duygu doğam, otantik benliğim. Bilme, öğrenme, benim gerçek kimliğimi. Fark etme içimdeki gerçek"ben" i. İzin ver bana, Zihnimde oluşturduğum imajlar ve yargılarla mutlu olduğumu düşünerek yaşamama. Sana göre; O imajlar ve y...

En zor olan tarafı ne biliyor musun? Hissettiklerini sanki hiç hissetmemişsin gibi yapmak.

Doğa yasası! Herşey değişiyor... Her zaman... Kimimimiz bu değişimden korkuyor. Aslında kaçınılmaz olduğunu düşündüğünde, bir umut olabilir bu. Ama ne yazık ki ben de değişimden korkanlardanım. Bir süredir düşünüyorum. Seni...Beni...Bizi...İlişkimizi... Sanırım unutmamız gerekiyor yaşadıklarımızı. Hepsini geçmişte bırakıp, hayatımıza eskisi gibi devam etmek... Aslında o kadar da kötü bir şey değil unutmak. Unuttuğunda, hatırlaman ve yaşadıkların için savaşmana gerek kalmıyor. Seninle tanıştığımız o ilk günü hatırlıyorum. Acaba basit bir tesadüf müydü yoksa kaçınılmaz bir şey miydi bu... Herşey ne kadar hoş başlamıştı. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum seninle. Seninle birlikteyken gerçek diye bildiklerim herşey savrulup gidiyordu zihnimden. Sanki seninle bambaşka bir insan olmuştum. Aynı zamanda hiç olmadığım kadar ben. Bir yandan seni düşünmekten kendimi bir türlü alamıyor ama öte yandan ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum. Sense sanki seziyordun tüm hissettiklerimi, tüm...

Hayatı aynı anda hem yaşayıp, hem de anlayabilir misin?

Bazen hiç tat vermez yaşadıkların sana. Olmakta olanla yaşamak, her geçen gün biraz daha fazla zorlar, yorar seni. Sürekli bir ileri gidersin, bir geri, sallanan bir sarkaç gibi. Sen bir şey yapmak istersin ama başka bir şey yapman gerekir. Bir yandan sahip olduklarını düşünür ama öte yandan hiç bir şeyin garantisi olmadığını da bilirsin. Bir an fark edersin ki, Sen, bir eşiktesin. Ya içeri, ya dışarı... Artık bir karar vermelisin. Olmakta olanı mı kabuleneceksin? Arzularının, hayallerinin peşine mi düşeceksin? İlk önce alışkanlıkların, bağımlılıkların, tecrübe adına zihnine sapladıkların hücum eder beynine. Eğer adımını eşikten dışarıya atarsan hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla, sahip olduklarının da ellerinden kayıp yok olacağıyla korkutur seni. Arzuların, hayallerinse eğer tekrar içeriye geri dönersen geleceğinin sürekli tekrar eden bir geçmişe dönüşeceğiyle. Hayallerin ulaşılmamış olanın mükemmelliğiyle durur karşında. Vazgeçeceklerinse iyi tanıyor olmanın, alışmış...

Herkesin kendine ait bir öyküsü var, bu öykülerinin görünürdeki farklılıklarının gerisinde ise tek bir öykü...

Düşünüyorum. Ve gördüğüm herşeyi otomatik olarak önyargılarıma göre tercüme ediyor, çevremdekileri kategorize edip, etiketliyorum. Beynimde “normal” olarak tanımlanmış şablonlarım var ve her şeyin kendi şablonunun içine mükemmel bir şekilde oturmasını bekliyorum. Unutuyorum. Herkesin benim gibi sadece bir insan olduğunu, tek farkımızın kendimizi ifade ediş biçimimiz olduğunu. Onların da dahil olduğum o büyük bütünün, küçük parçası olduğunu. O büyük bütünün, küçük parçalarının yaratmakta olduğu güzel veya çirkin, iyi veya kötü gerçekliklerle evrildiğini. Tarih denilen şeyin bu küçük parçaların yarattığı gerçekliklerle yazıldığını, şekillendiğini, değiştirildiğini. Her küçük parçanın yarattığı gerçekliklerle, diğerleri için bir farklılık yarattığını ve onlara bir örnek oluşturduğunu. Herkesin ancak bu sayede neyi desteklediğini fark edebildiğini. Bilmiyorum. Kimin bu evrilmeye ne kadar katkı sağladığını. Kimin hangi konuda yetenekleri olduğunu, hangi özel yönünün bulundu...

Eğer ölümsüzsem ölüm için kaygılanmama gerek yok, eğer ölümlüysem onun için kaygılanmamın bir faydası yok...

İnanmak istiyorum. Sadece bir bedenden ibaret olmadığıma. Bedenim birgün toprakta çürüyüp yok olsa da, benim daima var olacağıma. Ruh ve beden’e başrol verilen, korkularımı azaltan, o muhteşem hikayeye. Ruhumun farklı bedenlerle sürekli tekamül edişine. İnanmak istiyorum. Yaşamakta olduğum hayatı hakkıyla yaşayamasam da her enkarne oluşumda kendimi biraz daha geliştireceğime, biraz daha bilgeleşeceğime. Bu hayatımda doğru bildiklerimi yapamasam da, gelecek hayatlarımda bunu bir gün başarabileceğime. En nihayetinde de, zamandan çok önce bir yerde, bir şekilde koptuğum, Tanrıyla yeniden bütünleşeceğime. İnanmak istiyorum bana ölümsüzlük yükleyen her türlü hikayeye, ideolojiye, inanç sistemine. Çünkü, korkuyorum bilemediklerimden. Bütün bu korkularımı yaratan bildiklerimi bir gün yitirmekten. Bütün biriktirdiklerimi, anılarımı, hazlarımı, sahip olduklarımı kaybetmekten. Sevdiklerimden kopup dönüşü olmayan bir bilinmeze doğru gitmekten. Yaşadığım bu hayatın sona ermesinin tam olarak ne de...