Kayıtlar

Kısacık öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Başarısız olduktan veya red edildikten sonra bile denemek...

Sıkıntılı bir şekilde saatlerdir oturduğu koltuktan ayağa kalktı. İçinin daraldığı zamanlar da hep yaptığı gibi, oda da ki kitaplığa doğru yürüdü. Önüne ilk gelen raftan rastgele bir kitap seçti. Kitabın herhangi bir sayfasını açıp, o sayfada gözüne takılan ilk paragrafı okumaya başladı. “ Yaralandıktan ya da kaybolduktan sonra sevmek. Hatta başarısız olduktan veya red edildikten sonra bile denemek.” (1) Yine her zaman olduğu gibi, nasıl olupta ruh haline uygun bir paragraf seçtiğini düşünüp gülümsedi kendi kendine. Belki de bunu ona, ne zaman ihtiyaç duysa, varlığını hep yanında hissettiği, o ilahi güç yaptırmıştı yine. Her zamanki gibi gösterişsiz bir şekilde. Sanki bir rastlantıymışcasına. Camın önündeki koltuğuna oturdu. Sokak lambasının kendini bile aydınlatamayan o cılız ışığına takıldı gözleri. O gece, bu sokak lambasının kendini bile aydınlatmaktan aciz, o cılız ışığının yardımıyla, bugüne kadar yaşadığı hayatı gün ışığına çıkarmak, ondan geriye elinde kalanlara bakmak istedi. ...

İhtimaller...

Doktor, milyonda birlik bir ihtimal dediğinde, ağlamamak için bakışlarını cama kaydırdı, bir yandan kendini tutuyor, bir yandan dudaklarını ısırıyordu. Ama kendini zorlasa da oda da bu şekilde daha fazla duramadı. Çantasını kaptığı gibi sokağa fırladı.Onun için geriye tek bir ihtimal kalmıştı.Koşar adımlarla onun kapısına kadar geldi.Yol boyunca hıçkıra hıçkıra ağlamaktan artık gözleri kızarmıştı.Kapıyı çalarken önce gözyaşlarını sildi, sonra boğazına dizilen hıçkırıklarını yuttu ve sustu. Kapıyı açtığında hiç beklenmedik şekilde karşısında onu buldu.Gözlerine inanamadı çünkü bunun gerçekleşeceğine ihtimal bile vermiyordu.O ise şu anda tam karşısında durmuş buğulu gözleriyle ona bakıyordu.Onu karşısında bulunca hissettiklerine o da çok şaşırdı ve anladı ki, o aslında şairin de dediği gibi onun sevebilme ihtimalini sevmişti. İhtimal gerçeğe dönüşünce de o büyülü aşk sanki bir anda yüreğinden uçup gitmişti.Onu hemen içeri aldı.İkisi de susuyordu.Havada asılı kalan sessizliği dağıtmak...

İsimsiz bir roman

Gözlerini yavaşça açtı. Trenin camından hızla akıp gitmekte olan görüntülere dikkat edince köyüne iyice yaklaşmış olduklarını fark etti. Sevindi. Saatin kaç olduğunu anlayabilmek için çantasından cep telefonunu çıkardı. Allah kahretsin yine şarjı bitmişti. Artık bu pili değiştirmenin kesinlikle vakti geldi diye düşündü. Hiç konuşmasa bile yarım gün ancak dayanıyordu. Saat herhalde 00.00 olmuştur diye düşündü. Tekrar uyumaya çalıştı ama bir türlü uyku tutmuyordu. Oturmaktan ayakları şişmişti. Biraz hareket iyi gelecek diye düşündü. Ayağa kalktı ve arkasına doğru dönüp diğer yolculara doğru baktı. Bir kaç kişinin dışında hemen hemen herkesin mışıl mışıl uyuduklarını gördü. Hatta ufak çaplı horultu sesleri bile duyuluyordu. Bir öndeki vagona geçti. Öndeki vagon yataklı, kuşetli bir vagondu. Yanyana dizilmiş kompartımanlarında bir çoğunda sürgülü kapılar kapatılmış, kapı zincirleri takılmış, içeridekiler çoktan uykuya dalmıştı. Sadece vagonun sonuna yakın kompartımanlardan birinden dışarıy...

Ya vermeye az buldu, yahut vakti olmadı

Sabah herkesten önce erkenden uyanmıştı, sessizce giyinip kahvaltı için bir şeyler almak üzere hemen kendini sokaklara attı. Niyeti karısına ve kızına şöyle güzel bir pazar kahvaltısı hazırlayıp sürpriz yapmaktı. Dışarıdaki hava muhteşemdi. Güneş yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştı. Tam çingenenin önünden geçerken demetlenmiş taze papatyaları gördü ve durdu. Karısına en son ne zaman çiçek almış olduğunu düşününce utandı. Epey uzun bir zaman olmuştu. - Günaydın, kaça papatyalar? - Günaydın abiiiii siftah için sana 15 YTL olur. Daha siftah etmedim be abi. Şimdi demetledim daha onları tazecikler. İki demet yetermi abi? - Valla 10 YTL ye verirsen bir demet alırım. - Olurmu be abicim 10 YTL’ye bana girişi vardır bunların zaten. - Peki hayırlı işler sana o zaman. - Tamam be abicim gel adi senin o güzel atırınımı kırcam. Siftah senden bereket Allah’tan. - Hadi hayırlı işler sana. İnşaallah hepsini satarsın çiçeklerinin bugün. Burnuna götürüp içine çekti kokusunu papatyaların. Kendile...

Dünya mı çok fazla globalleşti, yoksa bizler mi yaşlandık...

Sultanahmet’teki ahşap konakta o gün bir hareketlilik göze çarpıyordu. Herkes konak içinde bir taraftan diğer tarafa koşuşturuyor sanki bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordu. Bütün komşular eve doluşmuş, hepsi tatlı bir keyif içinde ellerinden geldiğince çok sevdikleri Hayrunisa hanıma yardımcı oluyorlardı. Salondaki duvarda asılı olan guguklu saatin kapağı açıldı ve artık aileden biri haline gelen, o gagası kırmızı kendisi beyaz ve mavi renkli sevimli küçük kuş, telaş içinde sanki uykusunu bölmek istemiyormuş gibi saatten dışarı hızla fırladığı gibi “guuuguk” dedikten sonra hızla tekrar yuvasına girip kapısını kapattı. Onun kapısını kapatmasıyla birlikte yanık sesli müezzinin okumaya başladığı ögle ezanı evin içini doldurdu. Ne de güzel okurdu şu ezanı müezzin Muhittin efendi, insanın içini duyduğu ezan ile birlikte büyük bir huzur kaplar asla ezan hiç bitsin istemezdi. Üst kattaki ebeveyn odasının oymalı kapısı yavaşça açıldı ve Hayrunisa hanım üst kattaki 3 odanın da kapılarının açıl...

Hayır diyebilmenin sihirli gücü

Gözyaşlarım yanaklarımdan sicim gibi aşağıya süzülüyor. Yoruldum artık, silmekten vazgeçip bıraktım onları. İçim yanıyor. Ona sarılmak neden, neden yaptın bunu diye sormak istiyorum. Aslında çok iyi bildiğim cevabı, son bir kez de onun ağzından da duymak istiyorum. Birazdan hoca gelip namazını kıldıracak bize. "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye soracak hepimize. Eminim ki herkes yürekten iyi bilirdik diyecek. Sonra herkes, olmayan hakkını helal edecek ona hep bir ağızdan. "HELAL OLSUN. HELAL OLSUN. HELAL OLSUN." diye. Üç kere üst üste usulünce. Esas bizlere hakkını helal etmesi gereken “o” iken. Canım arkadaşım, sırdaşım, can dostum kaç kere konuştuk bunu seninle. Her seferinde "haklısın" dedin bana. Ama konuştuğumuz herşey hep konuştuğumuz yerde kaldı. Bu kadar mı zordu “HAYIR” diyebilmek insanlara, tek diyebileceğin “HAYIR” yaşamına mı karşıydı? Gece geç saatlere kadar çalışırdı bazı günler sabahlardı mesai arkadaşlarına “HAYIR” diyemediği için. Herkes ken...

Neden bu kadar senarist olmaya meraklıyız?

Üniversite eğitimimin ilk yılları benim için belki de hayatımın en zor yıllarıydı. Bir yandan okulu bitirmeye uğraşıyor bir yandan da akıl sağlığı yerinde olmayan annemle ilgilenmek zorunda kalıyordum. Doktorlar onun durumuna herhangi bir çözüm yolu bulamıyorlardı.Annemin bu durumu zaten yeterince canımı yakıyordu. Bu durumu birde çevremle paylaşıma açmak ise o yıllarda bana hiç de cazip gelmiyordu. Bu acıyı kendi içimde yaşıyor. Annemin bu durumunu arkadaşlarımla paylaşmayı düşünmüyordum. Bu durum birinci sınıfın sonuna kadar böyle devam etti ta ki yaşadığım acı tecrübe ile bazı gerçekler kafama dank edene kadar. Allaha şükür halimiz vaktimiz yerindeydi rahmetli dedem anneme hatırı sayılır bir miras bırakmıştı. Bu da yaşam standardımızı zorlanmadan sürdürmemize imkan veriyordu.Herhangi bir acil durumda çabuk hareket edebilmek için okula kendi arabamla gidip geliyordum. Gençliğin ve imkanlarımın iyi olması sebebiyle kendime olabildiğince özen gösteriyor. Kılık kıyafetime de çok dikkat ...