Kayıtlar

Duygusal Dalgalanmalar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Siz çaresiz bir halde, asla yaşayamadığınız bir hayatın yasını tutmuyor musunuz?

Resim
  Düşündün mü hiç? Sence, hayat deneyimi dediğimiz şey, İçeriden dışarıya doğru mu, Dışarıdan içeriye doğru mu, Ortaya çıkıyor?   İnsanın hayatında sürekli benzer hikayeleri yaşaması, Bu deneyimlerden mi, Yoksa bu deneyimlerle ilgili olarak kendimizi iyi veya kötü hissetmemize neden olan yorumlarımızdan mı kaynaklanıyor?   Kendini tekrar eden hayatımızın değişebilmesi için, Yaşadığımız deneyimlerin mi, O deneyimlerle ilgili yorumumuzun mu değişmesi gerekiyor?   İnsan kendini görmeden, kendisi için yaşamaya çalıştıkça aslında kendini ne kadar çok yoruyor.

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

Resim
  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Hayatta bazen seçimleri sen yaparsın, bazen de hayat, seçimleriyle seni olduğun kişi yapar!

Resim
  Hiç hesapta yokken, ansızın baş verir zihninde bir düşünce! Belki bir kırgınlık, belki yaşadığın bir hayal kırıklığı, belki de bir anlık öfkeyle, .…, "Neden?" inin, "Niçin?" inin adını daha koyamadan, bakarsın ki çoktan o düşünceye teslim olmuşsun! Sanki sihirli bir güç, seni bu düşüncenin etkisinden kurtaracak her şeyi kilit altına alır o dönemde! Farklı düşünmek istersin yere düşer. İlk düşündüğün an’a ulaşmak istersin uçar. Sana hissettirdiği duyguya dokunmaya, onun o ilk kaynağına ulaşmaya çalışırsın kaçar. Sen o düşüncenin içinde debelendikçe o düşünce sana daha fazla sahip olur, seni  daha da yutar.

Gözlerinden akmakta olan yaşı silerken!

Resim
  “İyi olmak için bu son şansım.” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken. ” O bugüne kadar başıma gelmiş olan her şeyin tam tersi. Geçmişimi silebilmek için, her gün iyi biri olmaya çalışıyorum. Ama nasıl iyi ve yeni biri olacağımı bilmiyorum. Yeni bir stil öğrenen dansçı gibi beynimi sürekli buna şartlandırıyorum. İyi biri olmalısın diyorum kendime. Bunu öğrenmek zorundasın...” “Neden çıktın karşıma” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken.  “Hem de tam artık bir daha olmayacak dediğim bir zamanda. Sanki benim için bir test gibi! Korkuyorum! Bir kez daha geriye doğru kaymak istemiyorum. Sen benimleyken kendini rahatlatmak için beni kontrol etmek, benden daha fazlasını almak istedikçe ben kendimi bir kez daha tehdit altında hissediyorum. Her şeyi ardımda bırakıp kaçmak istiyorum. Korkuyorum...”

Yoksa kalabalığımızla eksilip yalnızlığımızla mı çoğalıyoruz?

Resim
Bu bazılarımızın düşündüğü gibi, belki de;  Benim bir zaafım ya da bir kusurum. Belki de benim, bu hayatımdaki en önemli deneyimim! Ama ben yalnızlığı seviyorum. İhtiyaç duyduğumda iyice kendime çekilip, hayatın hızını, ritmini yavaşlatabilmeyi… Kalabalıklardan bunaldığım zamanlarda herkesten kaçıp kendime sığınabilmeyi… Kendimi bir sahil kenarına atıp havadaki iyot kokusunu soluyabilmeyi… Denizin turkuazını fark edip, sebepsizce kendi kendime gülümseyebilmeyi… Doğanın içinde, bir başıma yürürken ayaklarım altındaki yaprakların çıkardıkları o sesleri, o anlarda etrafımı saran temiz havayı, bol oksijeni doya doya içime çekebilmeyi… Kimi zaman kulağımı kendi ruhuma dayayıp onun söylediklerini duyabilmeyi… Kimi zaman çimlere uzanıp dünyanın kalp atışlarına kulak kesilmeyi…

Değişmek zor gelince zincirleri bile insana konforlu gelebilir.

Resim
Susuyordu...  Susuyor ve son dönemde yaşadıklarını düşünüyordu!  O susunca da, her zaman olduğu gibi içindeki o ses, onunla iletişime geçiyordu! “Daha ne istiyorsun ki?” dedi. “ Ne güzel işte! Tamamen özgürsün artık. Bundan sonra ne korkman gereken bir şey, ne de hesap vermen gereken biri var! ” Onun bu manidar sözlerinin ardından yüzünde acıyla karışık yarım bir gülümseme belirdi. Tam o anda da anılardan uçup gelen iki cümle beynine bir hançer gibi saplanıverdi. “ Birlikte olmamızı gerçekten çok istiyorsan, önce beynindeki bazı peşin hükümleri, tanımları, korkuları yıkman gerekiyor. Yoksa bir gün onlar bu ilişkiyi yıkacak... ”

Geçmiş yok olduğunda insanın ömrü eksilmiyor, insanın ömrü hayatından bağımsızlaşıyordu sanki...

Resim
Uzun bir aradan sonra yeniden bir araya gelmiş olan dört kadın hararetli bir sohbetin içindeydiler. Konu dönüp dolaşmış, gelip yine anılara yani geçmişe dayanmıştı! “Ne çok konuşuyoruz değil mi geçmiş hakkında?” dedi içlerinde yaşça en büyükleri ve devam etti. “Bence bunun sebebi onu istesek de asla bozamıyor olmamız. Düşünüyorum da. Aslında onu değiştiremiyor olmamız çok daha iyi... Yıllar geçtikçe olgunlaşarak ona dönüp tekrar bakabilmek. Dürüstçe, kendini kandırmadan. Sadece, evet sadece bakabilmek. Bence güzel olan, bizi sürekli geçmişe çeken şey kesinlikle bu!” “Ben sana pek katılmıyorum!” diyerek ona cevap verdi içlerinde en sessiz olan, en az konuşan. “Bence insan geçmişe dönüp baktığında çoğunlukla hatalarına takılıyor. Yapmış olduğu hataların bedelini de, şimdiki zamanda çektiği acıyla ödüyor. Çektiği acı ise, o yaşadıklarını ölümsüz kılıyor. Benim pek de memnun olmadığım, tuhaf bir döngü bu. Yapacak çok da fazla bir şey de yok. Belki de söylendiği gibi, tecrübe hanemize b...

Büyük aşklar mı vardır yoksa aşklarını büyütebilen insanlar mı?

Resim
Ne tuhaf değil mi? İkimiz de duramıyoruz, sürekli zihnimize kayıt etmeden birbirimizi!  Zihnimizde biriktirmekten vazgeçemiyoruz, Paylaştığımız anları, anıları, birbirimizle ilgili hissettiklerimizi, düşüncelerimizi! Mutluluklarımızı kaydediyoruz. Tartışmalarımızı, öfkemizi kaydediyoruz. Neşemizi kaydediyoruz. Üzüntülerimizi, acımızı kaydediyoruz. Zamanla birbirimiz hakkında ne kadar çok şeyi imgeleştirip zihnimize yığıyoruz.

İçinde yarım kalmış bunca şeyle, hayat her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden...

Resim
Hadi, durma bir kez daha yap! Dön ve arkana bak! Ardında bıraktığın; Terk ettiğin o yerlere, Yarım bıraktığın ya da yaşamak için kendine asla şans vermediğin o ilişkilere, İçinde düğümlediklerine, çözmeyi bugüne kadar hiç denemediklerine, Bir bak! Düşünüyor musun hiç?  Bu dönüp bakmalarının en zor olanı sence hangisi olacak?

Kendini kendine bırakmak mı, kendini kendinden kurtarmak mı istiyorsun?

Resim
Yıllardır kullandığın o maskeleri terk ettiğinde kimsin sen? Kendini içine sakladığın o sert kabuğun kırıldığında, altından çıkacak olanı tanıyor musun? Seviyor musun onu? Yoksa onu seversen onun gerçekleri ile yüzleşmek zorunda kalmak fazlasıyla korkutuyor mu seni? Ona hiç saygı duyuyor musun? Yoksa başkalarına kendini göstermek istediğinde en başta onu mu terk ediyorsun? Yalnızlığınla kaldığın zamanlarda hep huzursuz musun? Onun gerçekliğiyle olmaktansa seni ondan uzaklaştıracak her şeye hemen razı mı oluyorsun? Onun sorumluluğunu üzerine almamak için mi yıllardır ondan kaçıyorsun? Ondan utandığın, onu yeterince iyi bulmadığın için mi onu herkesten bu kadar saklıyorsun? Kendine nasıl bir hayat yaşamakta olduğunu gerçekten görmüyor musun?

Her şey kendimizi nasıl uyuyup, ne zaman, nasıl uyandırdığımıza bağlı.

Resim
Acaba bir insan olarak hatayı en çok nerelerde yapıyorum? Kendimle iletişim kurmaktan neden hep kaçıyorum? Kendimle ilgili soruları neden ilk kendime soramıyorum? Ben kendime neden güvenmiyorum? Kendime, kendini bana kanıtlaması için neden bir şans veremiyorum?

Acaba hangi yol senin yolun, sen hangi yolun yolcususun?

Resim
Değişim, nasıl bir şey sence?
 Neler hissediyorsun sen değiştikçe?
 Mutlu musun, yaşadığın bu değişimden?
 Yoksa yaşadığın değişim huzursuz mu ediyor seni?
 Değişirsen, bir daha geriye dönememek, eskisi gibi olamamak endişelendiriyor mu seni? Memnun musun yıllardır birlikte yaşadığın senden? Yoksa yeni keşfetmeye başladığın seni daha mı çok seviyorsun?
 Her geçen gün o biraz daha özgürleşip, kendini biraz daha net ortaya koydukça, sen daha çok mu sana benziyorsun?   Korkuyor musun yaşadığın bu değişimden? Nereden, nasıl başlayacağını mı bilmiyorsun? Yoksa hala içindeki o yalnız ve korkmuş küçük çocuktan mı kaçıyorsun?  Kaçtığın, saklandığın şeylerin içine atılmış o tohumlarını mı görüyorsun?

İçerisi nasılsa dışarısı da ona benziyor!

Resim
Yaşamın -biz ne kadar ayak diresek de- kendince bir akışı var. Her kışın ardından bahar geliyor, ağaçlar yeniden tomurcuklanıyor, çocuklar olgunlaşıp birer yetişkin oluyor.  Ve günü geldiğinde, doğduğundan beri içinde taşıdığı o yaşlıyla tanışıyor.  Onun farkındalığıyla, yaşadığı hayatı sorguluyor. Hayat denilen bu keşif yolculuğunda fark eden, öğrenen, gelişen, dönüşen olmak, belki de insanın istese de vazgeçemeyeceği tek kaderi! Bu yolculukta hepimizin gördüğü, işittiği, dokunduğu, hissettiği, düşündüğü her şey tamamen öznel. İsimsiz olanı adlandıran, tanımsız olanı etiketleyen, şekilsiz olanı şekillendiren her zaman insanın kendi zihni.

Beni ben olduğum için mi sevdin, beni ben olduğum için mi terk edeceksin?

Resim
  Azalmaya başlıyor bazen insanın içinde bir şeyler. Bizi bir araya getiren şeyler bizi birbirimizden ayırmaya başlıyor!  Ayrı ayrı yaşanmakta olan aynı macera,  Ayrı ayrı yaşanan iki maceraya dönüşüyor. Fiziksel olarak birlikte olsa da,  İnsan kendi içinde, kendine ait gizli, özgür bir dünya yaratıp orada yaşamaya başlıyor.  Geçmiş hiç bir zaman kendini tekrar ederek iyileşemiyor.  Hiç bir ilişki, biz kendimizi ortaya koyabilme yürekliliğini göstermeden ve gereğinde bazı şeyler için mücadele etmeden kendi kendine toparlanmıyor. Belki de, cesaretimiz olsa hayır diyeceğimiz bir tercihe, evet dememeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Neden itiraf edemiyorum ben kendime?

Resim
Düşünüyorum! “ Ben ” diye etrafıma gösterdiklerim acaba yüzde kaçım benim? Cesaret edip de gösteremediğim daha ne kadar var geride? Yüzde kaç gerçeğim ben? Sahip olduğum duyguların acaba yüzde kaçını kullanmak için kendime izin veriyorum? Kendime hayatın yüzde kaçını yaşatıyorum? Yüzde yüz kendim olarak yaşamak için yeterince cesaretim mi yok?  Yüzde yüz kendim olarak yaşama riskini mi göze alamıyorum? Yeterince iyi olmadığımı düşündüğüm için, reddedileceğimden, sevilmeyeceğimden, terk edileceğimden mi korkuyorum? Beni avuçlarında tutan alışkanlıklarıma, bağımlılıklarıma mı karşı koyamıyorum? Yoksa kendimi gerçek diye inandırdığım, sahtelikleri kaybederim korkusu mu beni böyle basiretsiz bırakıyor. Düşününce ne tuhaf bir durum aslında bu yaşadığım!

Bir insan hayatı boyunca, kendini keşfetme yolculuğundan daha özel bir yolculuğa çıkabilir mi?

Resim
Kimim ben? Amacım ne? Neler bekliyorum, ne istiyorum yaşadığım hayattan? İstediklerime doğru yürürken kim olduğumdan, hayatın neresinde bulunduğumdan, nelere sahip olduğumdan emin miyim? Eskiden her şeye bir cevabım vardı, şimdi ise sorularım. Düşünceler beynimin içindeki birer vahşi at gibi. Beni her tarafa götürmeye hazırlar. Her şey benim cesaretimin ölçüsüne bağlı. Hayat hikayem cesaretimin ölçüsüne göre bir yön buluyor, şekilleniyor.

Aramızdaki tek fark ise kendimize, hayata dair düşüncelerimiz! Gerçek olarak neyi kabul ettiğimiz!

Resim
Uzun uğraşlarım sonunda akşam bir yerde bir şeyler içip sohbet etmek için onu ikna ediyorum. Ona ve onun samimiyetine, doğal bilgeliğine bu aralar çok ihtiyacım var aslında…  Bir kafeye oturup içeceklerimizi sipariş ettikten sonra direkt konuya giriyorum. Karmakarışığım bu aralar. Kafamın içi de hayatım gibi karmakarışık.  Kendimi sanki düşünce bulutlarının içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Kafamın içinde sürekli bir mırıltı, bir faaliyet var. Kendimle, hayatımla ilgili bir sürü cevapsız soru, bir yığın zayıf düşünce sürekli uçuşup duruyor beynimin içinde. Kendimi bu durumdan nasıl kurtarabilirim? Eğer bildiğin bir sır varsa ne olur bana söyle.

Herkes sende kendini gördü ama hiç kimse seni kendin gibi göremedi!

Resim
İyi olmak! Nasıl bir şey, sana göre iyi bir insan olmak? Senden önce oluşturulmuş bir inanç sisteminin, sana miras olarak bırakılan ortalama düşüncelerin, ortak fikirlerin, sana kabul ettirilmeye çalışılan kurallara uyarak, senden beklendiği gibi olmak mıdır? Yoksa düşünsel özgürlüğünü, otantik benliğini, duygu doğanı ve bilincini kullanarak, kim olduğunun, ne olduğunun, hayatın içinde neleri, neden desteklediğinin, onlara karşı ne hissettiğinin ve neden öyle davrandığının farkındalığına sahip olabilmek midir? Çevrendekiler tarafından onaylanmak, zamanla onların bir suretine dönüşmek midir iyi olmak? Yoksa hem kendine, hem de çevrendekilere karşı her zaman dürüst olup, kendin gibi, içinden geldiği gibi yaşamak mıdır? Hadi söyle bana, nedir iyi olmak?

Ansızın gelen bir hissi susup dinlemek belki de yeni bir gerçeğin keşfiyle zenginleşmektir!

Resim
Bazen ansızın bir his belirir içinde, sana göre belki de sebepsizce! Ne bir anlam verebilirsin o anda ona, Ne de seni nereye doğru sürüklemeye çalıştığını çözebilirsin. Davetsiz bir misafir gibi, oturur kalır içinde. Kurtulmak istersin ondan. Bastırmak, En azından unutmak... O ise seni bekler sanki, durur bedeninde hep aynı yerde. Belki de yapman gereken şey onunla kalmaktır sadece. O hisle,  O belirsizlikte . Onu duyabileceğin bir iç sessizlikte…

Hayat artık senin için, eskisi gibi değildir

Resim
Hiç beklemediğin bir zamanda gelip, bulur seni hayatının en önemli deneyimi! Bilemezsin ki,  Onun yaşanması için belki de hikayendeki o doğru zamana gelinmiştir! Belki de hayat senin onu yaşaman için artık hazır olduğunu hissetmiştir! Önce yaşatır sana, o an’a dair tüm yaşanması gerekenleri, Ardından da sanki seyreder, sendeki o birbiri ardına dizilmiş ruh halleri silsilesini…