İçimde bir ses bağırıyor, bu boşluğun adı “hayal kırıklığı”....
Düşünüyorum... Herşey ilk nerede ve ne zaman başladı! Beni yürüdüğüm bu yola ilk kim çıkardı, ileriye doğru kimler taşıdı? Kimler bana bugün söylediğim sözcüklerin suflelerini verdi? Nelerin toplamıyım ben? Hatırlayamadığım ama o toplama dahil neler var içimde? Yorgunum biraz... Sanırım yılların taşıdığı yorgunluk en sonunda beni de yakaladı. Nedense zihnim hep aynı yıllarda dolanıyor. Hep o aynı yorgun yüzle karşılaştığım yıllar! Sanki o yılların arasında kalan yıllar bir ekspresin durmadan geçtiği ara istasyonlar. Hızlı geçildiği için net olarak hatırlanmayanlar. Susuyorum... Bir yargılamanın sonuçlanmasını bekliyormuş gibi. Sanki içimde bir şeyler yıkılıyor. Yıkılan şeylerin yarattığı boşluğu hissediyorum. O boşlukta acı kokan, yarı görüntü, yarı sözcük parçacıkları uçuşuyor. İçimde bir ses bağırıyor, bu boşluğun adı “hayal kırıklığı” diye. Bu kelimeyi duymak hoşuma gitmiyor. Bence insan acının o ağır peçesini yıllar sonra kaldırabiliyorsa, mutluluğun yüzü ile karşılaşır. Bağırıyoru...