Ana içeriğe atla

Kimse için hazır bir yol yok! Hepimiz yürüyerek kendimize bir yol yapıyoruz.


Bir gün, dünya ile arasındaki o güçlü ilişkisinin hayatını nasıl etkilediğini fark edip de dönüp kendine bakmaya başladığında, değişmeye başlıyor insanın içinde bir şeyler.

Dünyayı keşfederken, dünyaya varlığını kanıtlamak için büyük bir mücadele verirken o kadar çok uzaklaşıyor ki kendinden, kendini yeniden görmek, fark etmek heyecanlandırıyor onu!

Uyanmaya başlıyor insan!

O güne kadar ona anlatılan, ona miras bırakılan düşünceler onu artık tatmin etmiyor. Daha farklı şeylerin varlığını hissediyor.
Daha net görmeye başlıyor kendini! 
Kendi gerçeğine uyanıyor.
Yıllardır ol(dur)maya çalıştığı “ben’’ den uzaklaşmaya başlayınca içindeki gerçek “ben” ortaya çıkmaya, onu rahatlatmaya başlıyor.
Diğer insanlarda gördüğü her şeyin aslında kendi içinde de var olduğunu fark ediyor.
Bugüne kadar o hep dışarıda bıraktıklarının da aslında kendine dahil olduğunu,
Kendine ait bir şeyleri dışarıda bırakarak, bir tarafını yok sayarak asla mutlu olamayacağını fark ediyor.
Kendi doğasını keşfediyor.
 
Öğrenmeye başlıyor insan! 

Kendinle baş başa kalabilmeyi, kendinle dürüstçe konuşabilmeyi, kendine anlayış gösterebilmeyi öğreniyor. 
Kendini sevebilmeyi, kendinle arkadaş olabilmeyi,
Kalbini gerçek duygularının enerjisine açabilmeyi, içindeki tutkulara, isteklere, arzulara kulak verebilmeyi, 
Düşüncelerinin arkasından önüne geçebilmeyi öğreniyor insan.
İçindeki gerçek “ben”i  özgürleştirdikçe, sarılmalarının daha sıkı, öpüşlerinin daha tutkulu, “seni seviyorum” larının çok daha güçlü olduğunu hissediyor.
İnsanın, duygularını sürekli kontrol etmeye çalışmak yerine, duygu doğasına saygı göstermesinin ne kadar özgürleştirici bir şey olduğunu keşfediyor.
Duygularına, üzerinden akıp gitmeleri için izin verdiğinde, onların da geride hiç bir iz bırakmadan nasıl kolayca kaybolduğunu, yenilerinin onların yerlerini nasıl da coşkuyla  doldurduklarını hissediyor!  
 
Kendine doğru, sevgiyle yürümeye başladığında tamamlanıyor insanın içinde bir şeyler.

Uyanarak, fark ederek, keşfederek, öğrenerek, hissederek, kabullenerek...

Özbenliğinin etrafa dağılmış parçaları yeniden bir araya gelip, harika bir bütün oluşturmaya başlıyorlar insanın içinde…

Haşim Arıkan



Fotoğraf : Unsplash / Alex Wigan

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...