Kayıtlar

Haziran, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acaba hangi düşlere düşülmüş, hangi düşlere düşülecek,düş karakterleriyiz biz?

Yeni biten bir ilişkinin ardından, hayatın şakülü biraz kaymıştı onun için. H issettiklerini hissetmiyormuş, düşündüklerini düşünmüyormuş gibi yaşamaya çalışıyordu. Yorgunluğu her geçen gün biraz daha yorgunlaşıyor, düşüncelerinin beyninde ateşlediği fırtına onu bir sağa, bir sola savuruyordu. Yakın geçmişin ağır tozları ise üzerini  kapatmak için büyük bir uğraş veriyordu. Zaman zaman parlayan arzuları ise, üzerine yoğun bir sis gibi çöken isteksizliği bir türlü dağıtamıyordu. Onun yaşamakta olduğu bu yorucu sürecin farkında olup onu yalnız bırakmamaya çalışan yakın dostlarını az önce uğurlamış ve yine yalnızlığıyla başbaşa kalmıştı. Yalnız kalmasıyla birlikte zihnindeki  korku kaynaklı düşüncelerin harekete geçtiklerini hissediyordu. Onların davetsiz bir misafir gibi gelip, içinde iyice belirginleşmelerine izin verdi. “Geldiler işte yine” dedi. Bu sefer ne kadar süreceğini görmek için bekledi. Kendini bu korkularla mücadele ederken seyretmek tuhaf bir keyif veriyor...

Gerçek olmayan herşeyi ayırt edip terk edebilirsen, sana kalan şey gerçektir...

Yaşadığımız her şeyi, belleğimizin aynasından yansıdıktan sonra kavrarken, Beynimiz, daima olası olduğuna inandığı şeyleri görebileceğimiz şekilde çalışırken. Zihnimiz sadece belleğimizin algılamamıza izin verdiği şeylerle kısıtlıyken, Koşullanmalar yaşadıklarımızı sürekli içimizde zaten varolan kalıplarla eşlerken. Bilgi dediğimiz şey her zaman dünün, geçmiş hareketin artığıyken, Düşünceler beynimizde kendi hapishanesini kurarken, Gerçek sandığımız şeylerin aslında büyük bir yanılsama olmadığını hangimiz kanıtlayabilir ki? Hangimiz kendi zihnini fethetmeden, bilen ya da bilmeyen olduğunu söyleyebilir? Kim kendisine cahil, kim bilge diyebilir? 12 Haziran 2011 Haşim Arıkan

Gerçeklik üretme makineleri!

Acaba öğrenmemizin vakti mi hala gelmedi? Öğrenmek için daha kaç ceset ilişki bırakmalıyız ardımızda? Kaç tekrar daha yaşamalıyız, farklı zamanlar da, farklı insanlarla, farklı mekanlarda. Neden hep aynı gerçeklikleri yaratıp duruyoruz? Niçin hep bir öncekinin benzeri ilişkilere tutunuyoruz? Bizi çevreleyen sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan hep aynı gerçekliklere ulaşıyoruz? Önümüzde serili onca seçenek ve imkanın farkında olmamak ne tuhaf değil mi? Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık acaba kendimizi? Belli yaşam tarzlarına mı çok koşullandırıldık? Acaba ilk ne zaman hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapıldık! Kendimizi, dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna nasıl inandırdık. Oysa dışarıda içeridekinden bağımsız hiç bir şey yok. Dışarıda neyin gerçek olduğunu her zaman sadece içerideki düşünceler belirliyor. Sırf bu düşüncelerimiz yüzünden, bir türlü yapmadığımız seçimlerle; Bugüne kadar acaba kendimizi ve dünyayı kaç ol...