Acaba hangi düşlere düşülmüş, hangi düşlere düşülecek,düş karakterleriyiz biz?
Yeni biten bir ilişkinin ardından, hayatın şakülü biraz kaymıştı onun için. H issettiklerini hissetmiyormuş, düşündüklerini düşünmüyormuş gibi yaşamaya çalışıyordu. Yorgunluğu her geçen gün biraz daha yorgunlaşıyor, düşüncelerinin beyninde ateşlediği fırtına onu bir sağa, bir sola savuruyordu. Yakın geçmişin ağır tozları ise üzerini kapatmak için büyük bir uğraş veriyordu. Zaman zaman parlayan arzuları ise, üzerine yoğun bir sis gibi çöken isteksizliği bir türlü dağıtamıyordu. Onun yaşamakta olduğu bu yorucu sürecin farkında olup onu yalnız bırakmamaya çalışan yakın dostlarını az önce uğurlamış ve yine yalnızlığıyla başbaşa kalmıştı. Yalnız kalmasıyla birlikte zihnindeki korku kaynaklı düşüncelerin harekete geçtiklerini hissediyordu. Onların davetsiz bir misafir gibi gelip, içinde iyice belirginleşmelerine izin verdi. “Geldiler işte yine” dedi. Bu sefer ne kadar süreceğini görmek için bekledi. Kendini bu korkularla mücadele ederken seyretmek tuhaf bir keyif veriyor...