Kayıtlar

İç hesaplaşmalar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hayat, doğru zamanda doğru şeylerden vazgeçtiğin bir oyun mu?

Resim
Yoğun geçen bir günün üzerine, bir de İstanbul trafiğini, sıcağını, nemini çektikten sonra nihayet eve ulaşabilmişti. O an da tek hedefi olan şeye, duşa, doğru yürürken bir yandan da üzerindekileri çıkarıyordu. Banyoya ulaştığında giysilerini kirli sepetine atarken, aynaya yansıyan, dünyevi kıyafetine bakıp gülümsedi.  Hayat adı verilen bu deneyiminde, bugüne kadar ona yaşattığı, tattırdığı her şey için ona bir kez daha teşekkür etti. Onunla mutluydu, gerçekten seviyordu onu, dünya sahnesindeki bu müthiş deneyimi o olmazsa yaşayamayacağını iyi biliyordu. Tam duşa girecekken durdu. Her akşam düzenli olarak yaptığı şeyi bir kez daha tekrarladı. Gün içinde zihninde oluşan, o güne dair bütün olumsuz deneyimleri, düşünceleri topladı, buruşturdu ve evrenin boşluğuna doğru fırlattı. - Neden yapıyorsun bunu diye sordu. İşitsel olarak sadece onun duyabildiği o ses.

Yarını bugünde hep, dünün anıları, sende bıraktıkları ile karşılayacaksın!

Resim
Hayat sanki sonu olmayan tek bir hareket gibi; senin onunla ilgili ne düşündüğünü, ondan ne istediğini hiç umursamadan, durmaksızın akmaya devam ediyor.  Sen, o akıp giderken bir şeylere tutunup, onunla kalmak, onu bırakmamak için çabalamadığın da o her gün seni farklı farklı gerçekliklerle buluşturuyor. Farklı olan sadece “bugün” de. Dün bir önce bugündü. Yarın ise bir gün sonra bugün olacak. Dün, bugün için artık bir anı. Yarınsa, zihnin senin için üretebildiği senaryolarla sınırlı olacak. İşin zor tarafı; Yarını bugünde hep, dünün anıları, sende bıraktıkları ile karşılayacaksın. Dünün düşünceleri, önyargıları, bugünü hep dünün içine çekip, kendini biraz daha güçlendirmek ve sürekli geleceğe ulaşmak için çabalayacak.

Hayatın içindeki yeni olanları, biz hep aşina olduklarımıza feda ettik!

Resim
Hepimiz doğduğumuzda bir hiç değil miydik? Büyüdük. Büyüdükçe hiçliğimizi bizi rahatlatan fikirlerle, inançlarla örttük. Bir çok insan tanıdık.  Onlarla bir çok farklı deneyim yaşadık. Dönüştük. Hiç kimseydik.  Zihnimizde biriken geçmişin bize söylediği bir kimliğe sahip, biri olduk. Yaşananları yaşanan da bırakıp yürümeyi beceremedik. Tutunmak istedik yaşadıklarımıza, onları bırakmayı hiç istemedik. Görüş alanımızı bulanıklaştıran anıları bir koleksiyoncu gibi zihnimizde sürekli biriktirdik.

Düşüncelerimle, hayatımın arasındaki o güçlü ilişkinin farkına ben çok geç vardım!

Resim
Önce; Gördüklerimi, duyduklarımı, hissettiklerimi,  Kısacası yaşadığım deneyimleri tanımlayıp, dünyaya, hayata, kendime dair zihnimde, anlamlar, yargılar, şablonlar, inançlar yarattım.
 Sonra; Yaşadığım her yeni deneyimi bu bilgilerle tekrar, tekrar özdeşleştirip, zihnimin yarattıklarını onlara da doğrulattım. 
Bir süre sonra artık yaşadığı her şeyi bu sabit veriler aracılığıyla tercüme eden, zihnindeki hapishanede sıkışıp kalmış bir tutsaktım.

Yaşıyorum sanısı...

Seçmek. Ama yapmamak. Kaçmak. Ama koşmamak. Haykırmak. Ama susarak. Mutluluk. Ama olduğunu sanarak. 7 Mayıs 2012 Haşim Arıkan

Günahların da içtenlikli bir günahkara öğretecekleri var, tıpkı erdemlerin bir ermişe öğrettikleri gibi...

Resim
Hayat hayatla besleniyor, insan hayatla, yaşadığı ilişkilerle. Gece gündüz gibi sürekli yer değiştiriyor herşey. Bir kendini hatırlıyor insan, bir unutuyor. Bir özgür bırakıyor, bir yargılıyor, tutsak alıyor. Kimi zaman gerçeklere ulaşmaya çalışıyor. Kimi zaman sahte olandan uzaklaşmaya. Aslında sahte olandan uzaklaşırken gerçeklere de yaklaşıyor. Gerçeklere ulaşmaya çalışırken de sahte olandan uzaklaşıyor. Geldiği her yol ayırımda bir tercih yapıyor - kah ipleri düne bağlı düşüncelere dalarak, kah hayalinde canlanan görüntülere bakarak- aynı zamanda da bir şeylerden vazgeçiyor. Yürümeye başlıyor, seçtiği, girdiği yolda. Ardından tereddütler,korkular, endişeler yeşermeye başlıyor beyninde, acaba bu yol doğru olan mı diye! Varsayımlar, önyargılar -bulutların güneşi etkilemeksizin örtmesi gibi- gerçekleri yavaş yavaş kapatmaya başlıyor. Yüreğinde çalan şarkılar bir süre sonra yerini çığlıklara bırakıyor. Oysa yolun hiç bir önemi yok. Önemli olan sadece ileriye doğru ...

Her şeyin başlangıcından önce ve bitiminden sonra da hep var olan. Ne doğumu ne de ölümü olmayan...

Resim
“Kendimi fark etmek istiyorum yardım et bana.” dedim. “Eğer gerçekten kendine ulaşmak istiyorsan başkasının ayaklarına ihtiyacın yok.” dedi. "Sadece kabul et kendini. Kendinle kal... Arzunla kal... Özleminle kal... Acınla kal... Neyi hissediyorsan, neyi yaşıyorsan onunla kal... Kabullen onu... O zaman onun içinde birinin olduğunu fark edeceksin Her zaman kolayca ulaşabileceğin, sana çok yakın, tüm sorularına cevap verebilecek birini. “ KENDİNİ ” 13 Kasım 2011 Haşim Arıkan Fotograf: The Curious Case of Benjamin Button

Çoktan tamamlanmış bir hikayenin...

Okuduğu kitapta ki “Her aşkın ardında bir düşüş vardır. Her düşüşün ardında ise bir hata.” cümlesi tetiklemişti herşeyi. Okuduğu bu cümlelerin ardından yüzünde acı bir gülümseme belirdi. Sussa da dili. Susmadı bedeni. Önce sol göğüsünde hafif bir kıpırtı, ardından derin, ince bir sızı hissetti. Ben mi hapsettim onu oraya, yoksa o mu kendinden bir kopya bıraktı da gitti ardında, diye düşündü. Sonra kendisinin de bırakmış olabileceği kopyalar geldi bir anda aklına. Sevmedi bu düşünceyi. Red etti onu düşünmeyi. İçinde derinlerden gelen bir ses, ona farklı birşeyler anlatmak istedi. Ama o, dinlemedi. Bu defa da önünden çekilmedi. Kendisine yine izin vermedi. Vücudunda gömülü bir duyguyu bu defa da sindiremedi. Yine ne affedebildi, ne çemberi kapatabildi. Ne onu uğurlayabildi, ne de yasını tutabildi. Bilmediği bir mekanda , bilmediği bir zamana, hissettiklerini bir daha hissetmek için bir randevu daha verdi. 20 Eylül 2011 Haşim Arıkan

Asla kaybedilmeyen. Senden alınamaz, sana verilemez olan!

İhtiyacın olan şey gerçekten de, hayatı senin için yorumlayacak bir guru, bir öğretmen mi? Zihnini zapt eden, sınırlayan, bir inanç, bir felsefe mi? Yoksa araştırabilen, keşfedebilen, yaratıcı, özgür bir zihin mi? Acıyı çeken senken, Mutsuz olan senken, Doğumun, ölümün, hayatın anlamını öğrenmek, kim olduğunu keşfetmek isteyen senken, Kendine ait bir hikayesi olan, mutlu ve yaratıcı bir insan olmak yerine, ezberci bir makina olmayı, ikinci el bir yaşamı tercih etmek neden? Kendi kendinin ışığı olmayı red etmen, kendi ışığına güvenememen neden? Neden kendinin hem ustası hem çırağı olmayı bir türlü kabullenmemen? Öğreten, sana sadece kendi söylemek istediklerini iletebilecekken, neden kendi kendine öğrenmenin sınırsızlığından, heyecanından vazgeçmen. Yoksa hayatı araştırmayı, keşfetmeyi, anlamayı bırakmış olman mı esas neden? Hem de aradığın herşey, bütün dünya, sen de saklıyken. Bilmelisin ki; Sen nasıl bakacağını, nasıl öğreneceğini bilirsen, Anahtar senin elinde,...

Zamandışı yaşamak...

Hepimiz doğduğumuzda bir hiç değil miydik? Büyüdük. Hiçliğimizi bizi rahatlatan fikirlerle, inançlarla örttük. İnsanlar tanıdık, ilişkiler yaşadık. Yaşananları yaşanan da yok etmeyi beceremedik. Geçmişi öldüremedik, hayatın kendisini yenilemesine bir türlü izin vermedik. Anıları, hatıraları kolleksiyon yapar gibi zihnimizde sürekli biriktirdik... Geçmiş ölmeden saf, masum kalabilir miydik? Saflık olmadan bilgelikten bahsedilebilir miydik? En bilge olduğumuz zamanlar neden çocuk olduğumuz zamanlardı? Belki de hiç düşünmedik! 5 Eylül 2011 Haşim Arıkan

Geçici olanın içinde, kalıcı olan...

Resim
Düşündün mü hiç? Acaba sen, gerçek seni ne zaman ve neden terk etmeye başladın? Kimler kopardı, seni senden? Her geçen gün seni kendinden biraz daha uzaklaştıran yola seni kimler çıkardı? Kimler seni bugünlere taşıdı? Kimler öz benliğinin yeterince iyi olmadığına, kendi ruhunun sana yetemeyeceğine seni inandırdı? Sevilmek için, içinden gelenler dışında başka bir şeyler de daha yapman gerektiği yalanıyla seni kimler kandırdı? Düşündün mü hiç? İlk ne zaman vazgeçtin içinden geldiği gibi yaşamaktan? Kendini açıkca ortaya koyup, ben buyum diyebilme cesaretini ilk ne zaman yitirmeye başladın? Kendi ışığının seni yeterince aydınlatamayacağına seni kimler inandırdı? Kim aradığın doğruların, gerçeklerin, senin değil de başkalarının içinde saklı olduğu yalanıyla seni kandırdı? Dışarıdaki dünyanın içindeki dünyadan daha gerçek olduğuna seni kim inandırdı? Biliyor musun? Kendimizden her ne sebepten dolayı, her kim yüzünden, her ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, nasıl bir hay...

Gerçeklik üretme makineleri!

Resim
Acaba öğrenmemizin vakti mi hala gelmedi? Öğrenmek için daha kaç ceset ilişki bırakmalıyız ardımızda? Kaç tekrar daha yaşamalıyız, farklı zamanlar da, farklı insanlarla, farklı mekanlarda. Neden hep aynı gerçeklikleri yaratıp duruyoruz? Niçin hep bir öncekinin benzeri ilişkilere tutunuyoruz? Bizi çevreleyen sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan hep aynı gerçekliklere ulaşıyoruz? Önümüzde serili onca seçenek ve imkanın farkında olmamak ne tuhaf değil mi? Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık acaba kendimizi? Belli yaşam tarzlarına mı çok koşullandırıldık? Acaba ilk ne zaman hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapıldık! Kendimizi, dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna nasıl inandırdık. Oysa dışarıda içeridekinden bağımsız hiç bir şey yok. Dışarıda neyin gerçek olduğunu her zaman sadece içerideki düşünceler belirliyor. Sırf bu düşüncelerimiz yüzünden, bir türlü yapmadığımız seçimlerle; Bugüne kadar acaba kendimizi ve dünyayı kaç ol...

Tek bir arzu değil ki hayat, birbirinin karşıtı arzular geçidi.

Resim
Kaçma ruhum benden. Bedenim hayal kırıklıklarından yorgun, seni kovalayamam. Hayat örgüsünü istesem de sadece başarının ipiyle dokuyamam. Sen de biliyorsun; İnsanın vücudundaki sindirilmemiş duygular çözülmedikçe, zihnindeki stres boşalmıyor. Düşünüş biçimini, yüreğinden geçenleri tam keşfetmedikçe, herşey onun için bir savaş, bir sıkıntı, bir yük’e dönüşüyor. Düşüncelerin oluşturduğu ağır perdeyle kapanan pencereyi açıp, ışığa yol vermedikçe, karanlık oda toparlanmıyor. Neden huzursuzsun bu kadar ruhum. Neden tatmin etmiyor seni hiç bir şey bu aralar. Ne kadar kaçsam da başkalarıyla ilişkiden, tükense de kulak zarıma çarpan sözcükler Zihnimden geçenleri sanki duymuyormuşum gibi davranamam. Sen de biliyorsun; İnsan zihnindeki fikirlerle ilişkisini kesemiyor. Gerçeklerin sesi onları bastırmadıkça, dünün yosunu düşüncelerin sesi kesilmiyor. Eskiden kurtulmadan yeni kendini göstermiyor. Geçmiş ölmeden yaşam kendini yenilemiyor. Ne kadar zorlasanda eski kadehler, ...

İnsanların kendilerine olan saygıları yok olduğunda, içlerindeki kahramanlar da yok oluyor...

Resim
Bir hışımla dalıyor odama. Belli, kafayı bir şeylere fena takmış, ağzını tıkabasa dolduran kelimelere bir izin verse hepsi bir anda ortalığa saçılacak. “Sabah, sabah bu ne hal böyle” diyorum. “Hadi otur sakinleş biraz, sana çay, kahve sıcak bir şey söyleyeyim. “ Önce gözlerini gözlerime dikip bakıyor. Ardından derin bir nefesle ciğerlerine doldurduğu havayı, hızlı bir şekilde burnundan tekrar dışarıya bırakıyor. “Düşündün mü hiç?” diyor. “Bir sabah uyandığında sana o güne kadar doğru olarak anlatılan, öğretilen herşeyin aslında koca bir yalan olduğunu söyleseler. O güne kadar aslında seni kandırdıklarını, yağmaladıklarını, dolandırdıklarını itiraf etseler. Ne yapabilirsin?” Ben,hazırlıksız bir anda yakalandığım bu soruya bir cevap bulmak için bocalarken. İmdadıma yine o yetişiyor. “Hiç!” diyor. ”Evet Hiç! Yine kalkar, hazırlanır işine gidersin. Kaldığın yerden ,alıştığın şekilde yaşamaya devam edersin. Çünkü gerçeği sadece senin bilmen hiç bir şeyi değiştirmez. Gerçeği öğrenmenin öt...

Yaşıyorum sanısı...

Resim
Zor değil mi? Korkusuz , kısıtlamasız, dirençsiz, savunmasız bir hayat yaşayabilmek! Zihnin gizli odalarını, saklı güdülerini, karmaşık mirasını keşfedilmek. Zihni umarsızca dünsüz, sonsuz deneyimlerin kollarına bırakabilmek! İçinde bir zorlama hissi, olmama, kazanamama, ulaşamama korkusu duymadan yaşamın akışına karışabilmek, yaşamla bütünleşebilmek! Daha önce yaşanmamış, onaylanmamış birşeylere inanıp, onların peşinden gidebilmek. Kolay değil mi? Bir yığın anı, deneyim, düşünce deposu olarak yaşayabilmek. Bildik acıları, hiç yaşanmamış mutluluklara tercih etmek. Sevginin çerçevesinde yaratılan korku temelli gerçekliklere güvenmek. Deneyimlerle koşullanmış, herşeyi düne dair düşüncelerle değerlendiren bir zihnin görmeni istediklerini görmek! Öğrenilmiş bir çaresizlikle, hayattan sürekli şikayet etmek, kendini seni mutlu etmeye adamadığı için ona öfkelenmek. Kolay değil mi? Olması gerekeni hayal etmek. Bekleme odasında onun olmasını beklemek. Beklerken, yaşıyorum zannetmek. Zor değil ...

Herşeyi hatırla, hiç bir şeyi unutma!

Resim
Yaşamım çelişkilerle dolu! Bildiğim herşey eksik! Bense tam olduğunu düşünüyorum. Bir şeyi istiyorum derken, bir şeyi istemiyorum aslında. Bir şeyi tercih ederken, bir şeyden vazgeçiyorum. Bunu yapmalıyımın arkasına şunu da yapmamalıyım gizli. Barışı arzularken sürekli savaşıyorum. Sevgiyi arzularken, hırsla, sanki bir yarışın içindeymişcesine, acımasızca yaşıyorum. Zihnimdeki düşünceler hep eksik. Coşkularım geçici, doyumlarım anlık. Özgürlüklerim kısa süreli. Düş kırıklıklarımsa sürekli. Var olma duygum tam mı? Hiç sanmıyorum! Zavallı zihnim! Artık deneyimlerimle sınırlı, koşullu. Oysa doğduğum da ne kadar saf, temiz, sınırsız ve masumdun. Ama sen de direnemedin, sen de herkes gibi sonunda büyük oyuna dahil oldun. İçine doğduğun kültürle koşullandın. Günlük yaşamındaki etkiler ve baskılarla koşullandın. İnanmaya, inanmamaya koşullandın. Deneyimlerinle koşullandın. Yaşadığın şehirle koşullandın. Okuduğun günlük gazeteyle koşullandın. Sen de zaman içinde ö...

Çukurlar...

Resim
Acaba hayat mı gerçekten çok zor? Yoksa biz mi onu zorlaştırmak için çabalıyoruz? Sürekli düştüğümüz çukurlar mı suçlu? Yoksa, o çukurları kendimize aslında biz mi kazıyoruz? Yürüyebileceğimiz başka yollar mı yok? Yoksa alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız yüzünden sürekli aynı yolları biz mi tercih ediyoruz? Başrolünü oynadığımız senaryo mu sürekli kendini tekrarlıyor? Yoksa aynı replikleri kullanarak, sürekli aynı sahneleri oynamaya kendimizi biz mi mahkum ediyoruz? Senaryonun tamamı bize ne anlatmak istiyor? Biz hangi bölümler de takılıp kalıyoruz? 16 Aralık 2007 Haşim Arıkan Fotograf: Wrecked

Yolun sonunda mutluluğa ulaşılamadığında yaşananlardan geriye nasıl bir anlam kalır ki?

Resim
Kimim ben? Amacım ne? Neler bekliyorum hayattan? İstediklerime doğru yürürken kim olduğumdan, hayatın neresinde bulunduğumdan emin miyim? Benliğim dediğim şey, kalıcı bir şey mi? Yoksa “ben” sürekli değişen, sürekli devinim halinde, canlı bir şey mi? Eskiden cevaplarım vardı, şimdi ise sorularım. Düşünceler beynimin içindeki birer vahşi at gibi. Beni her tarafa götürmeye hazır bekliyorlar. Herşey cesaretimin ölçüsüne bağlı. Hayat hikayemi cesaretimin ölçüsü şekillendiriyor, renklendiriyor. Düşünüyorum da insan hayata ne istediğiyle mi, yoksa ne olduğuyla mı katılabiliyor? Ben, kendim için istediklerimi elde etme yolunda, nereye doğru gitmekte olduğumu ne kadar bilerek hareket ediyorum? Attığım her adıma ya talimatlar, ya sorumluluklarım, ya yargılarım yön veriyor! Geçmişin şeytanları ise içimde hiç bir zaman susmuyorlar. Yaptığım herşey kendimi değerli kılmak, çevremdekilere kendimi ispatlamak için. Bazen bütün çabam, bütün uğraşım acaba benden beklenen bir yaşamı uygulamak için mi di...

Hangi yol senin yolun, sen hangi yolun yolcususun!

Resim
Gelen gün bazen bir yol ayırımına getirip bırakır seni. Seçmek zorundasındır; Ya yürüdüğün yolda umutsuzca devam etmeyi ya da farklı bir yol denemeyi. Belki de olmayan bir yolu kendi adımlarınla sıfırdan var edebilmeyi. Bilirsin ki hep aynı düşüncelerin hapsinde aynı yolda devam edersen, olmakta olan olacaktır her zaman olduğu gibi. Farklı olanı denemek içinse, önce kırman gerekir geçmişle beslenen, bağımlı zihnin sana vereceği o ilk güçlü tepkiyi. Düşünürsün. Ya eskinin seni sınırlayan o dar çerçevesiyle, yargılarının seni sürekli tekrar eden bir geçmişe sımsıkı bağlayan görünmez zincirleriyle, Ya da hayal edersin yeninin içini heyecanla dolduran cazibesiyle, bugünü düne hiç bulaştırmadan yarına sıfır bakabilen temiz, saf ve masum bir zihinle. İstemezsin. Kanıksanmış dünyanın umudunu yitirmiş insanları gibi düşünmeyi. Bugünün aracılığıyla yarına geçmek isteyen yargıların kuryesi olup, yaratacağın yeni gerçeklerle onu daha da fazla güçlendirmeyi. Red edersin her tarafa...

2011

Resim
Hadi! 2011’e çok az kala dön ve bugüne kadar ardında bıraktığın; Tükenmiş zamanlara, Ceset ilişkilere, Ceset aşklara, Son bir kez daha bak. Biliyor musun? Daha kaç yıl tüketirsen tüket. Kaç ilişki, kaç sevgili eskitirsen eskit. Kaç ceset çiğnersen çiğne. Sen aynı düşüncelerin hapsinde yaşamaya devam ettikçe, Önemli olanın yeniyi görmek değil, eskiden kurtulmak olduğunu fark etmedikçe, Hep aynı tekrarlar, farklı tarihlerde, farklı yüzlerle, farklı görüntülerle, farklı isimlerle seninle olacak. Sen bugünü dünle karşılamaya devam ettikçe, yarının sıkıntısını sürekli bugüne yükledikçe, 2011'de seni yine aynı ilişkilere, aynı aşklara, aynı tekrarlara taşıyacak. Eğer zihnin 2011 ile birlikte biriktirdiklerine veda edip, temiz, saf ve masum haline geri dönebilirse. "Sen", sen'i, düne bağlı düşüncelere aslında hiç ihtiyacın olmadığına ikna edebilirse, 2011 belki de hayatının en güzel yıllarının ilk yılı olacak. 30 Aralık 2010 Haşim Arıkan