Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acı dediğimiz şey de zaten kendi susuzluğu ve açlığıyla kavrulan mutluluk değil mi?

Resim
Yorgunum... Sanırım yılların taşıdığı yorgunluk en sonunda beni de yakaladı. Zihnim sürekli geçmişte dolanıyor. Nedense gidip gidip hep aynı yıllara takılıyor. Hep o aynı hüzünlü yüzle karşılaştığım, acı kokan yıllara! Sanki o yılların arasında kalan yıllar, ekspresin durmadan geçtiği istasyonlar. Hızlı geçildiği için çok net olarak hatırlanmayanlar. Düşünüyorum... Nelerin toplamıyım ki ben? Şu an hatırlayamadığım, toplama dahil neler var içimde? Suskunum... Sanki bir yargılamanın sonuçlanmasını bekliyormuş gibi. İçimde bir şeyler yıkılıyor. Yıkılan şeylerin yarattığı o büyük boşluğu hissediyorum. Boşluğun içinde acı kokan, yarı görüntü, yarı sözcük parçacıkları uçuşuyor. Bir ses bağırıyor içimde, bu boşluğun adı “hayal kırıklığı” diye. Üzülüyorum... Bu iki kelimeyi birlikte duymak mutlu etmiyor beni. İnsan eğer, acının ağır peçesini yıllar sonra kaldırabiliyorsa, mutluluğun yüzü ile karşılaşır o ağır peçenin ardında. Acı dediğimiz şey de zaten kendi susuzluğu ve açlığıyla kavrulan mu...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Resim
Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...

Yoksa sende mi artık kendi zihninde bir leke oldun?

Resim
Sen! Evet sen! Sürekli devinim halinde yaşayıp, Kendine bir şeyleri ekler, bir şeyleri çıkarır, bir seyleri üstlenir, bir şeyleri bırakırken. Bir şeyleri düzetmeye çalışıp, bir şeylere direnip, bir şeyleri kontrol altına almaya çalışırken. Bir gün yaşamdan keyif alıp, ertesi gün herşeyden korkup kaçarken. Kim olduğunu nasıl bu kadar net bilebiliyorsun. Nasıl oluyor da hem yaşadığını iddia edip hem de sabit bir benliğe sahip olabiliyorsun . Sen! Evet sen! Sırf tutarlı olmak adına kendinden bu kadar kesin ve net ifadelerle, bütünlük taşıyan bir nesneymiş gibi bahsederken. Kendine sadece bilinenin gözleri ile bakabiliyorken. Kendini düşüncelerinle zaptı rapt altına almaktan sahiden memnun musun? Yoksa sen de mi kendini, hafıza, bir yığın anı, deneyim ve düşünceden ibaret sanıyorsun? Sürekli, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir tavır ve davranışlar sergilerken, değişim için içinde hiç bir istek, hiç bir arzu, hiç bir kıpırtı hissetmiyor musun? Alışkanlıkların ve bağımlılıklarınla hayatı ...

Ne olmadığını fark ederek, ne olduğunu keşfediyorsun.

Resim
Merak ediyorsun! Var olduğunu bildiğin gibi, ne olduğunu da bilmek, kim olduğunun daha fazla bilincine varmak, daha fazla aydınlanmak istiyorsun. Doğduğunda dahil olduğun inanç sistemi sana artık dar geliyor. Senin için önemli olan bir çok şey zamanla önemini yitirmeye başlıyor. Bugüne kadar sana kabul etmen için sunulanları, yaşanarak bilinene çevirmek istiyorsun. Bugüne kadar farkına varamadığın bazı şeylerin farkına varabilecek bilince kendini adım adım sen taşıyorsun. Bilincini bu yeni akışa sen, kendin açıyorsun. Ve artık pek çok yeni olasılık oluşmaya başlıyor önünde. Bugüne kadar hep fiziksel olarak algıladığın hayat, artık ruhsal olarak sana birşeyler ifade etmeye başlıyor. Kendini kısıtlamalardan, engellerden arındırmanla birlikte yeni bir keşif yolculuğu başlıyor senin için. Mutluluğa ulaşabilmek için duygularına, düşüncelerine şablon oluşturmaya ihtiyacın olmadığını keşfediyorsun. İçinde birşeyler dışarı çıkmak için harekete geçiyor. Bir felsefeye, bir gur...

Yaşamınızdaki en harika an hangi an’dır?

Resim
Düşündünüz mü hiç? Yaşamınızdaki en harika an hangi "an" dır? Gelecekteki hayatınıza, size ve çevrenizdekilere en büyük etkiyi yapan "an"! Geleceğiniz için en harika sonuçları taşıyan "an"! Kararını sizin verdiğiniz an değil midir? 17 Kasım 2010 Haşim Arıkan Fotograf: Forrest Gump

Düşünce gölgeleri…

Resim
Düşündün mü hiç, acaba hangisi daha çok korkutuyor seni? En zayıf yönlerinin başkaları tarafından fark edilmesi mi? Yoksa tamamen olduğun gibi görünmek mi? Aslında ikisi arasında pek de fark yok değil mi? İnsan korkuları sayesinde, kendini imajların arkasına saklamakta zamanla nasıl da ustalaşıyor. Tuhaf olan ise insanın bir taraftan mutlu olmayı, sevilmeyi arzulayıp, diğer taraftan korkuları yüzünden hayatı, hissedilmeden, el sürülmeden, sevgi ihtiyacını belli etmeden yaşamak istemesi. Bir yandan düşleyip öte yandan bağımlı olmayı seçmesi. Zaman içinde kendinin yargıcı, gardiyanı ve celladına dönüşmesi. Bizi bu noktaya taşıyan ise, olduğumuz gibi göründüğümüzde sevilmeyeceğimiz, red edileceğimiz endişesi. Neticede bizler aslında diğer insanların hakkımızda düşündükleriyiz değil mi! Yeterince iyi olmadığımız için, asla almamalıyız gerçekte kim olduğumuzu belli ederek yaşama riskini! Söyler misin? Seninde kendini bildiğin günden başlayarak, beynine itinayla bu düşünce...

Bir yolculuk mu bu?

Resim
Bitmeyen bir değişimin yolculuğu mu bu? Kim olduğunu, gerçek potansiyelinin ne olduğunu, onu nasıl ortaya çıkarabileceğini keşfetmeye çalıştığın! Dış dünyanın-yaşadıklarının mı düşüncelerine yansıdığının, Yoksa düşüncelerinin mi dış dünyayı-seni yarattığının farkına vardığın. Sonuçların mı sebep, sebeplerin mi sonuç olduğuna dair karmaşık bir denklemi çözmene yardım eden bir yolculuk mu bu? Düşüncelerin işleyişini fark ettiğin, Düşüncelerinin ilgi alanı, yaşadığın olaylar yerine deneyimlere dönüştüğün de hayatının nasıl değiştiğini keşfettiğin. Hayatına hiç bir katkıda bulunmayan, yaşadıklarını sürekli gölgeleyen inançların üzerinden akıp gitmelerine izin verdiğinde neler yaşayabileceğini fark edebildiğin. Hayatın üzerinde tahmin ettiğinden çok daha fazla kontrol gücüne sahip olduğunu keşfettiğin bir yolculuk mu bu? Hayatı bu kadar karmaşık hale getirenin aslında insanın kendisi olduğunu anladığın. Düşüncelerinle hayat arasındaki ilişkinin farkına vardığın. Hayatının öyküs...