Ana içeriğe atla

Dıştan içe doğru sessiz bir yolculuk bu!


Heyecanlanıyorsun!
Çünkü yeniden kendini önemsemeye, kendine değer vermeye başlıyorsun. Zaman içinde o kadar çok uzaklaştı(rıldı)n ki kendinden, kendine ilgi göstermek, kendin için bir şeyler yapmayı istemek heyecanlandırıyor seni. Kendin için heyecanlandığını görmekse, iyi geliyor sana...
 
Uyanıyorsun!
Kendi otantik benliğini, duygu doğanı hatırlıyorsun. Kendinle ilgili yıllardır başka ağızlarda aradığın cevapların, aslında hep senin içinde saklı olduğunu keşfediyorsun. Kendi gerçeğini hatırlamaya uyanıyorsun. Hatırladıkça daha iyi anlıyor, anladıkça daha çok seviyorsun kendini…

Fark ediyorsun! 
Gölge tarafının da, aydınlık yanın gibi sen olduğunu. Dışladıklarının, reddettiklerinin de sana dahil olduğunu. Onları bastırarak, yok sayarak asla tam ve bütün olamayacağını fark ediyorsun. Sahiplenmenin ışığı düşüyor üzerine, gölge tarafını da artık rahatça görüp yönetebiliyorsun…
 
Öğreniyorsun! 
Kendine sesini duyurabilmeyi. Kendini dinleyebilmeyi. Kendinden utanmadan, geçmişte olduğun sen yüzünden kendini suçlamadan yaşayabilmeyi. Kendine anlayış ve şefkat gösterebilmeyi öğreniyorsun. Kendine gösterdiğin şefkat rahatlatıyor seni ve sen artık kendi başında nöbet tutmayı bırakıyorsun…
 
Hissediyorsun! 
İçindeki “gerçek ben” i destekledikçe, sarılmalarının çok daha sıkı, “seni seviyorum” larının çok daha güçlü olduğunu. Duygu doğana saygı göstermenin senin için ne kadar özgürleştirici olduğunu hissediyorsun. Sen gerçek duyguların güçlü enerjisiyle aydınlanınca, insanlar ışığa koşan bir pervaneye dönüşüyorlar etrafında…

Tamamen sana özel, dıştan içe doğru yaptığın bu yolculukta, her şey sana bağlı olarak, senin istediğin hızda gerçekleşiyor.

Uyanarak, öğrenerek, fark ederek, keşfederek, hissederek, kabullenerek... 
 
Yıllardır özlemini çektiğin “sen” oldukça, bildiğin “sen”i bırakıyorsun.

Bildiğin “sen”i bıraktıkça özgürleşiyor, özgürleştikçe hayatla gerçek “sen” olarak buluşuyorsun.
 
Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Luiz Rogerio Nunes

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...