Ana içeriğe atla

Okuduğu bir kitabın ya da yazının içindeki hangi duygunun kilidini açacağını kestiremez ki insan!

 


“Tenhalığı seviyorum.” diyor… 
“Yalnızlığı seviyorum.” diyorum!
 
“Sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostluklar.” diyor…
“Az ama güvenilir, gerçek dostlar.” diyorum!
 
“Sakin mekanlar.” diyor…
“Doğa.” diyorum!
 
Okuduğum satırlarla yaptığım sohbete ara verip okuduklarımın bana neler hissettirdiğini düşünüyorum. 

O an benimle konuşmaya başlayan huzurlu, sakin bir ses duyuyorum içimde!
 
Unutma! 
Kendini tanımak için senin insanlara ihtiyacın var!
Yaşam(ak) demek; insanlarla ilişkide olmak demektir.
Diğer insanlarla ilişkilerimiz hepimiz için bir kendini açığa vurma sürecidir!
Bize kendimiz hakkındaki bilgileri, ilişkilerimizde ortaya çıkan duygularımızın, davranışlarımızın, tutumlarımızın, düşüncelerimizin farkındalığı verir.
Hiç birimiz bir başımıza tamamlanamayız, bizi tamamlayan şey diğer insanlarla ilişkilerimizdir.
 
Sen,
İnsanların seninle ilgili bir şeyleri fark etmelerinden mi?
Kendini açığa vurup, kendini, kendine ele vermekten mi kaçıyorsun?
 
Bu zor soruya bir itirafla karşılık vermeye karar veriyorum!

“Her ne kadar yol kat etsem de, terk edilme ve haksızlığa uğrama yaralarım hala tam iyileşmedi. Yalnız ve kendi dünyamda yaşayarak, acı çekme, kendimi değersiz hissetme olasılıklarını kendimce ortadan kaldırmaya çalışıyorum.”
 
Bu yüzleşme anıyla birlikte, fark ediyorum ki bu kitabı okumaya başlayan ben ile artık aynı ben değilim!
 
Düşünüyorum…

Okuduğumuz kitaplar bize yeni bir şey mi öğretiyor, yoksa onlar aracılığıyla biz içimizde var olanı mı görmeye başlıyoruz?

Yaşamı seyrederek, yorumlayarak yaptığımız çıkarımlar mı hayatımızda bir değişim yaratıyor? Yaşamımızı değiştirecek şekilde bizde ortaya çıkanlarla mı, daha yüksek gerçekliklere ulaşıyoruz?

Yaşantıya dönüştüremediğim bir bilgi, hayatımda acaba nasıl bir fark yaratıyor!

Düşünüyorum…

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Nguyen Thu Hoai

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...