Ana içeriğe atla

Zordur eşikte yaşamak, yorar insanı!


Gün gelir,

Yaşadığın hayat tat vermez olur artık sana.
Olmakta olanı, olduğun halinle yaşamak, her gün biraz daha yormaya başlar seni.

Sen farklı şeyler yapmak istersin ama hep başka şeyler yapman gerekir.
Sürekli sallanırsın bir kendi içine, bir dışarıda üstlendiğin rollere.

An gelir,
Zihnin karanlık odasından içeriye yeni bir ışık süzülür ve zihindeki bir kilit çözülür.
Fark edersin ki, sen bir eşiktesin. 
Ya içeri, ya dışarı... artık bir karar vermelisin!

Olmakta olanı, olduğun halinle yaşamaya devam edeceksin?

Arzularının, hayallerinin peşine mi düşeceksin?

İlk önce alışkanlıkların, bağımlılıkların, tecrübe diye sakladıkların hücum eder üzerine. Eğer adımını eşikten dışarıya atarsan hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla, sahip olduklarının da ellerinden kayıp yok olacağıyla korkutur seni.

Arzuların, hayallerinse eğer tekrar içeriye geri dönersen geleceğinin, “sürekli tekrar eden bir geçmiş döngüsü” ne esir düşeceğiyle.

Hayallerin ulaşılmamış olanın çekiciliğiyle gülümser karşında.
Vazgeçeceklerinse onları iyi tanıyor olmanın, onlara iyice alışmış olmanın verdiği güçle salınırlar etrafında.

Zordur eşikte yaşamak, yorar insanı.

Belki ipleri düne bağlı düşüncelere, anılara dalarak, belki hayalinde canlandırdığın yeni görüntülere kapılarak, kendince bir karar verirsin.

İnsan ancak, verdiği kararlar kadar kaybedip, verdiği kararlar kadar kazanabilir, aslında bunu sen de iyi bilirsin!

Belki de esas önemli olan insanın bir şeyi neden seçtiğini görebilmesidir.

Bir şeyi neden seçtiğini fark edip, kendini neden başka bir şeyi seçmediği için suçlamaktan vazgeçebilmesidir!

Hayatını, kararlarını etkileyen nedenlerini çözemezse; 
Karşısına çıkacak yol ayrımlarında kendisi için farklı seçimler yapamayacağıyla yüzleşebilmesidir!

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Vitalii Khodzinskyi

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...