Ana içeriğe atla

Geçmişindeki ezberlediğin hangi sahneleri benimle de oynamak istiyorsun?


Kimim ben? 
Nelerin toplamıyım?
Geçmişim de, bilinç altımda neler gizli?

İlişki dediğimiz şey birbirimize karşı oynadığımız bir oyun mu?

Senin benim hikayemdeki rolün ne?
Rolünü sen mi seçiyorsun?
Yoksa ben mi karar veriyorum bu role?

Neler geçiyor aklından beni gördüğünde?
Zihnindeki hangi düşüncelerle süzüyor, biçimlendiriyor, tanımlıyorsun beni?

Kimim ben senin gözünde?
Bana baktığında birini mi hatırlıyorsun?
Beni birinin yerine mi koymak istiyorsun?

Kim olmamı istiyorsun benden?

Geçmişindeki ezberlediğin hangi sahneleri benimle de oynamak istiyorsun?

Beni duyabiliyor musun?

Kurduğum cümlelerde, benim sana söylemek istediklerimi mi ulaşıyor zihnine, yoksa o cümlelerin arkasına gizleyip sana itiraf etmek istemediklerimi mi fark ediyorsun? 

Bana baktığında sana göstermeye çalıştığım beni mi, içimde yaşayan benim sürekli görmezden, bilmezden geldiğim, kaçtığım o yabancıyı mı görüyorsun?

Yardım edebilecek misin bana?
Bugüne kadar bakıpta bir türlü göremediğim, arayıpta bir türlü bulamadığım ben ile mi karşılaştıracaksın beni? 
Yoksa bana baktığında senin gördüğüne mi inandırmaya çalışacaksın…

Farkındasın sen de değil mi?
Ne yaparsak yapalım, ne sen, benim içimde neye dönüştüğünü, seni nasıl içselleştirip, biçimlendirdiğimi anlayabileceksin! 
Ne de ben senin ben olarak gördüğün ben’i, ben olarak kabullenip, sahipleneceğim!

Belki de adına hayat dediğimiz, birbirimize karşı oynadığımız oyun böyle bir şey işte!

Yaşadığımız, yaşattığımızı sandığımız her şey, hep bizim kendi düşüncelerimizde…
O düşünceleri doğuran detaylarsa sadece bizim kendi geçmişimizde…

Annemizle, babamızla, ailemizle kurduğumuz, kuramadığımız o ilişkilerde…

Yaşarken ya da yaşayamazken hissettiklerimizde…

Bu hissettiklerimize karşılık o zaman ki aklımızla ürettiğimiz, hala geçerliliklerini koruyan çözümlerimizde…

Önemli olan hayat oyununda herkesi eşsiz, benzersiz yapan detayları görebilmek, oyunu birbirimize karşı bunun kabulüyle, anlayışla, saygıyla, benim gerçekliğim senin gerçekliğinden daha gerçek diyerek, birbirimizi yormadan, hırpalamadan oynayabilmek belki de…

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Farrinni

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...