Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaşanacak olanlar değil, her zaman yaşanmış olanlar değişiyor!

Resim
Zaman zaman, ipleri geçmişe bağlı düşüncelerinin zihninde yarattığı fırtınadan kendini kurtarıp, s essiz, saf bir bilinçle,  Kendini inandırdığın hikayenin ardındaki esas hikayenin sana ne anlatmakta olduğunu,  Sorguladığın olur mu hiç?

İstediklerine ulaşmanın yolu negatiflerinden kaçmak değildir!



Resim
Acıdan kaçarak mutluluğa ulaşamaz ki insan.
 Karanlıktan kaçarak aydınlığa… Geçmişten kaçarak yeni bir geleceğe... İstediklerine ulaşmanın yolu negatiflerinden kaçmak değildir!

 Her şey senin vereceğin kararlarla sekillenir! Geçmişin acılarından kaçmak mı istiyorsun?
 Kendine yeni bir yaşam mı yaratmak istiyorsun? Sana miras ikinci el bir hayattan kurtulmak mı istiyorsun?
 Aldığın kararlar, yaptığın seçimlerle, kendi hayatına, kendi imzanı atmak mı istiyorsun? Kendi hikayende başrolü oynamak mı, yoksa bir figüran mı olmak istiyorsun?

Aslında iyi bildiğim, ama bildiğimi bilmediğim bir haldeyim!

Resim
Yaşadım. Yaşıyorum. Bazı şeylerde başarılı oluyorum. Bazılarındaysa başarısız. Bazen kendimi çok güçlü hissediyorum. Bazen de çok zayıf. Bazı şeyleri doğru, bazılarını yanlış yapıyorum.   Zaman, zaman düşüncelerimin önüne geçebilsem de, çoğu zaman onların arkalarında kalıyorum.  Bilmediklerimin esiriyim . Bildikleriminse efendisi. “Kişiliğim” dediğim bana özel bir hapishanem var.  Duvarlarını, kendime dair zihnimde yarattığım imajlar oluşturuyor. İçimde yaşadığım onca karmaşaya rağmen, kendimden hep, açık ve net ifadelerle, bütünlük taşıyan bir nesneymişim gibi söz ediyorum.  Öte yandan dışarı da başka bir ben var, ev de yalnızken başka bir ben’i yaşıyorum .

Her şey sana, senin neye inandığına bağlı!

Resim
Sen de herkes gibi, fikirlerinle, düşüncelerinle dünyaya nüfus etmek için buradasın. Varlığınla, hayata bir anlam, bir değer, bir renk daha katabilmek için… Dünya denilen sahne, gerçekliklerin olası zaman dilimleri… Sen içlerinden hangisini seçersen, o hayatın bir gerçeğine dönüşecek. Her şey sana, s enin neye inandığına bağlı!

Hayatı bir parçalanma olarak mı, yoksa bir bütünleşme olarak mı yaşamayı seçiyorsun?

Resim
Yalnız değilsin. Sen de herkes gibisin. Senin de kafan karışık, sen de emin olamıyorsun bir çok şeyden. Sen de sürekli güvende olmak istiyor, gelecek için kaygılanıyor, endişeleniyorsun. Senin de acıların sürekli, mutluluklarınsa kısa süreli. Sen de bir insanlık öyküsüsün, herkes gibi. Bugüne kim bilir kaç kişi, tıpkı senin gibi ne acılar, ne sıkıntılar, ne hayal kırıklıkları yaşadı. Yaşadıklarından dolayı canı yandı, üzüldü, hayatı bir türlü kontrol edemediği için öfkelendi, isyan etti.

Kendi ışığını keşfettiğinde artık karanlıktan korkmuyor insan!

Resim
Hayat hayattan besleniyor, insan yaşadığı ilişkilerden. Gece gündüz gibi sürekli yer değiştiriyor her şey. Bir kendini hatırlıyor insan, bir unutuyor . Bir özgür bırakıyor, bir yargılıyor, tutsak alıyor. Kimi zaman gerçeklere ulaşmak için çabalıyor. Kimi zamansa sahte olandan uzaklaşmak için. Hayatın karşısına çıkardığı her yol ayırımda bir tercih yapıyor, yaptığı o tercihle de aynı zamanda diğer yollardan vazgeçiyor.

Nasıl bir bestesin sen, hayatındaki insanlar seni ne hissederek dinliyor?

Resim
Farkında mısın? Sen de herkes gibi varlığınla dünyayı renklendiriyor her gün hayata yeni gerçeklikler armağan ediyor, insanlar için gerçeğin sonuçlarını yaratıyorsun.  Tüm eylemlerin, düşüncelerin, duyguların senden ayrılıp dünyanın bir gerçeği haline dönüşüyor. Hafızalara yerleşiyor. Hafızaların aynasından yaşananlara yansıyor. Her cümlen, her davranışın, ürettiğin her gerçeklik düşüncenin bir aracı, dünyada oluşan bilginin bir kaynağı. Memnun musun yaşadığın hayattan ?

Kendin olmadan bana bir daha bakma!

Resim
Çarşamba günü duruşması vardı. Üçüncü evliliği de, iki gün sonra artık kağıt üstünde de son bulacaktı.  Acaba eş seçimi konusunda neden başarılı olamıyordu? Son katıldığı grup terapisinde konuşulanlar aklına geldi!  Gerçekten de bilinçaltı veya hayatın çekim gücü:  Çocukluğunda duygusal olarak yoksun bırakılmış taraflarını görmesi, bu gerçekliği tekrar tekrar yaşarken çocuk aklıyla aldığı o kararları fark edip, yetişkin bilinciyle onları bugünde değiştirebilmesi için mi,  Onu sürekli benzer insanlara, benzer ilişkilere doğru mu çekiyordu?

Her şeyini bildiğini zannettiğin bir belirsizliğe kendini tanımadan ne kadar dayanabilirsin?

Resim
Acaba neyin, ne kadar farkındayız? Kendimizin ne kadar farkındayız? Hayatın bizim için nasıl bir deneyim olduğunun, b izim için nasıl bir planı olabileceğinin ne kadar farkındayız? Farkında olmadan hangi hataları yapıyoruz ? Farkına varamadığımız için neleri tekrar, tekrar yaşıyor, başkalarına neler yaşatıyoruz? Nelerden, sürekli kaçtığımız için, neleri hiç yaşayamıyoruz?

Gerçekleri örten yalanlar! Yalanları örten gerçekler!

Resim
Sevmek için, korkuya ihtiyacın yok ki.  Sevilmek için kendin olmak dışında bir şeyler yapmana ihtiyaç olmadığı gibi… İyi insan olabilmek için birileri tarafından cezalandırılmana ya da ödüllendirilmene gerek yok ki. Şükredebilmek için senden daha kötü olanları görmene gerek olmadığı gibi… Hayal edebilmek için senden önce onun yaşanmış olduğunu bilmene gerek yok ki. Hayatı doya doya yaşayabilmek için belli sonuçlara, beklentilere ihtiyacın olmadığı gibi… Nasıl bir yaşamın olduğunun kararını verebilmek için, yaşamında neler olduğunun bir önemi yok ki. Kendini sevebilmek için, kim olman gerektiğinin bir önemi olmadığı gibi… Nereye doğru, neden gittiğini bilmiyorsan hangi yolda yürüdüğünün bir önemi yok ki.  Kendini tanımadan ,  yaşamak için doğduğun hayatı yaşayamayacağın gibi… Haşim Arıkan Fotoğraf: Pexels / Lil Artsy

Hissettiğinde kimsin sen? Düşündüğünde kim?

Resim
Düşündüğünde kimsin sen? Hissettiğinde kim? Yüklendiğin rolleri terk ettiğinde kimsin sen? Hangi rolü yükleneceğine karar verirken kim? Geçmişi yanına almadığında kimsin sen? Anılar labirentinde kaybolduğunda kim? Sen; Dünden bugüne kalan mısın? Yarından bugüne bakan mı?

Ya da öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?

Resim
Hadi söyle bana hayat! Beni nereye, kime doğru yaklaştırıyorsun? O kim ve şu an da nerede? Onunla karşılaştığımızda, ben acaba hangi ben olacağım? O zamana kadar gerçekte kim olduğumun ne kadarının farkına varmış, ne kadarını hayatıma yansıtmış olacağım? Sence biz, birbirimiz için doğru kişiler miyiz? Birbirimizin hayatında kalıcı mıyız, yoksa sadece mevsimlik miyiz ? Acaba ne kadarını bana göstermeye cesaret edebilecek? Nelerini hep benden gizleyecek?

Hayatının akışı, dokunuşlarınla bugüne kadar acaba nerelerde, kaç kere farklılaştı?

Resim
  İnternette dolaşırken karşısına çıkan, kader üzerine yazılmış yazıyı okuyunca, bir an durdu ve düşündü!    Kader; Hayatın, insana hiç fikrini sormadan karşısına çıkardıkları mıydı? İnsanın o doğmadan önce yazılan reçetesine uygun olarak onu esas lezzetine, hayata bulaştıracağı kendine has renge ulaştıracak malzemeleri zamanı geldikçe, sırasıyla, onun hamuruna katması mıydı?   Yoksa insanın esas kaderi,

Hayat, doğru zamanda doğru şeylerden vazgeçtiğin bir oyun mu?

Resim
Yoğun geçen bir günün üzerine, bir de İstanbul trafiğini, sıcağını, nemini çektikten sonra nihayet eve ulaşabilmişti. O an da tek hedefi olan şeye, duşa, doğru yürürken bir yandan da üzerindekileri çıkarıyordu. Banyoya ulaştığında giysilerini kirli sepetine atarken, aynaya yansıyan, dünyevi kıyafetine bakıp gülümsedi.  Hayat adı verilen bu deneyiminde, bugüne kadar ona yaşattığı, tattırdığı her şey için ona bir kez daha teşekkür etti. Onunla mutluydu, gerçekten seviyordu onu, dünya sahnesindeki bu müthiş deneyimi o olmazsa yaşayamayacağını iyi biliyordu. Tam duşa girecekken durdu. Her akşam düzenli olarak yaptığı şeyi bir kez daha tekrarladı. Gün içinde zihninde oluşan, o güne dair bütün olumsuz deneyimleri, düşünceleri topladı, buruşturdu ve evrenin boşluğuna doğru fırlattı. - Neden yapıyorsun bunu diye sordu. İşitsel olarak sadece onun duyabildiği o ses.

Her yeni şey, her eski şeyi yeniden biçimlendiriyor!

Resim
Sanırım bu aralar biraz hayat yorgunuyum , şehrin gürültüsünden, koşuşturmasından, kalabalığından,  kaçıp kurtulmak istiyorum.  Bu dalgalı ruh halimle, belki biraz dinginleşirim umuduyla kendimi bir deniz kıyısına atıyorum. Hayat, ben ve son dönemde yaşadıklarıma dair nedenler, niçinler, nasıllar uçuşuyor zihnimde. Kendimi onlara kaptırmak istemiyorum. Boş, boş denize, o en son noktasına, sonsuzluğa doğru bakmaya başlıyorum. Sonra gözüm denizdeki dalgalara takılıyor. Deniz bugün dalgalı. Dalgalar büyük bir şiddetle kayalıklara çarpıp yavaşça geri çekiliyor, sonra çok daha kuvvetli bir şekilde tekrar geri dönüyor. Sağ tarafımdaki o heybetli sarp kayalığın, dalgaların ona her çarpışında sanki isyan eder gibi çıkardığı o uğultuyu duyuyorum. Sol tarafımdaki o gösterişsiz küçük kayalık ise bu hırçın dalgalar karşısında son derece suskun ve sabırlı. Hiç sesi çıkmıyor.

Yoksa ben, o kararları bana verdiren bir gücün etkisinde miyim?

Resim
Bir yerlere mi yetişmeye çalışıyorum ? Bir şeylerden mi kaçıyorum? Koştukça nelerden uzaklaşıyorum? Kaçtıkça nelere yaklaşıyorum? Gerçek ben’in peşine mi düşmeliyim? Yoksa önce ben’de sahte olanları mı terk etmeliyim ? Ne olduğumu mu bulmalıyım? Ne olmadığımı mı keşfetmeliyim ?

Zihin dediğim şey aslında küçücük bir el feneriydi!

Resim
Hayatım çelişkilerle dolu! Bildiğimi düşündüğüm her şey eski ya da eksik! Bense onların tam, bütün ve doğru olduğunu düşünüyorum. Bir şeyi istiyorum derken, aslında başka bir şeyden kaçmaya çalışıyorum. Barışı savunurken sürekli birileriyle savaşıyorum . Sevgiyi arzularken, sanki bir yarışın içindeymişcesine, hırsla, acımasızca, duygusuzca yaşıyorum. Coşkularım geçici... Doyumlarım anlık... Özgürlüklerimse kısa süreli... Zavallı zihnim! Zaman içinde biriktirdikleriyle koşullu. Oysa doğduğum da ne kadar temiz, saf, özgür, sınırsız ve masumdu. Ama o da, bilincin harekete geçmesiyle birlikte uyandı, dünya sahnesindeki büyük oyuna dahil oldu ve tasarımına uygun bir mantıkla görev masasına kuruldu.

Hatırlayabiliyor musun? İlk ne zaman vazgeçtin içinden geldiği gibi yaşamaktan?

Resim
Hatırlayabiliyor musun? Gerçek seni ilk ne zaman ve neden terk etmeye başladın? Her geçen gün seni kendinden uzaklaştıran bu garip yolculuğa, seni kimler çıkardı? Kimler öz benliğinin yeterince iyi olmadığına, kendi ruhunun sana yetemeyeceğine seni inandırdı? Kendine olan sevgi ve inancınla hareket etmenin eksik, yanlış olduğu düşüncesine seni acaba kimler, nasıl taşıdı? Kimler sahip olduğun o güçlü “kendim olma arzusu” nun yerine “kendi imajımı gerçekleştirme arzusu” nu koydu?  Kabul görmek, reddedilmemek için , kendin olmak dışında başka bir şeyler de daha yapman gerektiği yalanıyla seni kimler kandırdı?

Neden beni seviyormuş gibi yaptın?

Resim
Kadının ağzından dökülen o cümlenin şokundaydı adam! Kadın onu terk ediyordu…  Hissediyordu aslında bir süredir kadının her geçen gün ondan biraz daha uzaklaştığını.  Yine de kısık sesiyle “Neden?” diye sordu. Ve kadın anlatmaya başladı…  “Her şey ilk… "  Cümlenin devamını getirmedi…, getirmek istemedi . Kurmaya başladığı cümlelerin içerdikleri detayların adam için anlamsızlığını fark etti. Sustu. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Bundan bir yıl önce yaşadıkları o şiddetli tartışma sonrası içinde yaşadığı o güçlü duygusal fırtınayı hatırladı. O gece onun için bir milat olmuş, o gece bazı kararlar almış ve kendi içsel yolculuğunu o gece başlatmıştı.  O günden sonra artık bir amacı vardı;  ‘Onu ilişkilerinde hep aynı sona taşıyan gerçeğin arkasında yatan neden'i bulmak.'

Yoksa sen de mi yaşadığın hayattan artık yoruldun?

Resim
Senin de mi bu aralar canın sıkkın? Yoksa sen de mi yaşadığın hayattan artık yoruldun? Belki de senin için de artık zamanı geldi! Hadi, boz bu defa, yıllardır seni farklı hiç bir yere götür(e)meyen o ezberlerini . Terk et, yıllardır peşlerinden gittiğin, seni hep aynı gerçekliklere ulaştıran o düşünceleri. Bırak artık o kullanılmaktan aşınmış kelimelerle kurduğun, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir cümlelerini. Daha önce kullanmadığın kelimelerle, yeni, farklı cümleler kur kendine.  Bu defa hayat(ın)a farklı bir pencereden , farklı bir gözle bakmayı dene…

Sanki bir yere gitmiyorlar, bir şeylerden kaçıyorlar!

Resim
Mesai saatlerinin başlamasına çok az bir süre kalmıştı. Bu da her zamanki gibi dükkanın önünden geçmekte olan insan trafiğini daha da yoğunlaştırıyordu.  Yeni demlediği kahvesinden bir yudum aldı. Yıllardır yaptığı gibi koltuğuna oturdu ve  kalabalığı izlemeye başladı . Son dönem de ona, yıllar içinde gösterdikleri değişimi sorgulatan bu kalabalıkta, aslında şu an yazabileceklerinden çok daha fazlasını görmüş, belki de gördüğünden çok daha fazlasının farkına varmıştı.  Masasının üstünde duran not defterini açtı, kalemini eline aldı ve onlarda yıllar içinde gördüğü, hissettiği değişimi kendince dile getirmeye, yazmaya çalıştı; “Onları en az yirmi yıldır seyrediyorum ve değişikliği de fark ediyorum. Eskiden de buradan her sabah böyle telaşlı, telaşlı geçerlerdi. Ama o zaman onları seyretmesi harikaydı. Nereye gittiğini bilen, oraya varmak için acele eden insanların telaşıydı o. 

Hayatın içindeki yeni olanları, biz hep aşina olduklarımıza feda ettik!

Resim
Hepimiz doğduğumuzda bir hiç değil miydik ? Büyüdük. Büyüdükçe hiçliğimizi bizi rahatlatan fikirlerle, inançlarla örttük. Bir çok insan tanıdık.  Onlarla bir çok farklı deneyim yaşadık. Dönüştük. Hiç kimseydik.  Zihnimizde biriken geçmişin bize söylediği bir kimliğe sahip, biri olduk. Yaşananları yaşanan da bırakıp yürümeyi beceremedik. Tutunmak istedik yaşadıklarımıza, onları bırakmayı hiç istemedik. Görüş alanımızı bulanıklaştıran anıları bir koleksiyoncu gibi zihnimizde sürekli biriktirdik.

Geçmişin ayak izlerini takip ederek kendini farklı bir geleceğe taşıyabilir misin?

Resim
Sen de korkuyor musun, zihninde düşüncelerinle kendine kurduğun o özel hapishaneden kaçıp kurtulmaktan?  Sen de hapishanende özgür ve rahat hissediyor musun kendini, benim gibi? Düşüncelerini değiştirdiğinde karşındaki seçeneklerin çoğalması, değişmesi mi daha çok korkutuyor seni?  Yoksa değişen seçeneklerle birlikte senin yapacağın farklı seçimlerin, hayatını ve inandığın dünyayı değiştirme ihtimali mi! Bildiklerini terk etmek, onlara henüz veda etmek istemediğin için, bir türlü tam tutunamadığın iki dünya arasında bir sarkaç gibi sürekli sallanıyorsun değil mi, sen de benim gibi?  Bir içinde ki senden artık farklı bir hareket bekleyen dünyaya, bir dışarıda ki, içine sürekli korkular salan dünyaya...

Aç artık ruhunun ışıklarını!

Resim
Keşke gün, bugün benim için biraz daha sakin başlayabilseydi! İçimde hiç bir isyan baş veremese, her şey benimle uyum içinde, tam ve bütün olabilseydi. Nedenlere, niçinlere, nasıllara bulaşmasaydı hiç zihnim.  Olması gereken-olan, arzulanan-katlanılan gibi ikilemlerle hiç kafa yormasaydı. Keşke bugün... Sadece hayatın sesleri çalınsaydı kulağıma. Sadece hayatın coşkusu, neşesi, enerjisi karışsaydı ruhuma. Hayatın içindeki samimi, doğal hareketlere takılsaydı sadece gözlerim. Hayatın hayatı nasıl mükemmel bir şekilde beslediğini ,  Hayatın içindeki her hareketin bir diğerine nasıl koşulsuzca destek verdiğini,  Birbirinden tetiklenen her şeyin, aynı zamanda nasıl da birbirine karışarak, birbiriyle tamamlanıp, birbirinin içinde eridiğini fark edebilseydi zihnim.

İkimizin de sessizliğinde benzer itiraflar saklı!

Resim
Ben de senin gibiyim. Sessiz görünüyor olsam da, benim de düşünceler bir nehir gibi akmaya devam ediyor sürekli zihnimde. Aynı gökyüzünün altında, farklı bedenlerde, benzer mücadeleyi veren iki yalnız varlığız biz seninle.  İkimizin de sessizliğinde benzer itiraflar saklı! Ben de küsüyorum çoğu zaman dünyaya, kendini her zaman beni mutlu etmeye adamadığı için. Ben de çoğunlukla kendimi büyük bir kalabalığın ortasında , yalnız ve terk edilmiş gibi hissediyorum. Sanki; Işığın ya da karanlığın olmadığı anlamsız bir boşlukta. Yok olmayan ama yerinde de durmayan tuhaf bir sisin ortasında, İsteyerek sürdürülen bir sürgünün yalnızlığı bu yaşadığımız.