Kayıtlar

Aşk mı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

O haritası olmayan bir deniz gibidir...

Resim
Geçmişten zihnine saplanan korkular. Yılların birikimi pişmanlıklar. Beynindeki kime ait olduğunu bilemediğin, silmediğin parmak izleri. Nedeninin farkına varılmadan yaşanan içsel hareketler, dalgalanmalar. Dün’le yaklaşılan an’lar. Dünün yükü, yarının sıkıntısı yüzünden bir türlü dolu dolu yaşanamayanlar, eksik, yarım kalanlar. Geleceğe ilişkin endişeler. Biçimlenmiş zihinler. Gizli güdüler, niyetler. Zihinde yaratılan tablolar, modeller, biçilen roller. Gereksinim duyulduğu için yaşanan, bir türlü doyurmayan ilişkiler. Tam anlamıyla sahip olunamayan, tam olarak hissedilerek yaşanamayanlar. Düş kırıklıkları. Ani, doğaçlama, doğrudan yaşananlar. Yüzleşmekten kaçılan çatışmalar. Gözyaşları, kırgınlıklar, acılar. Kendini ilişkide açığa vuranlar, Değişmeye çalışmadan kim olduğunu anlamaya çalışanlar. Kendine onaylama yada yargılama ile yaklaşmayanlar. Kendini özgür bırakanlar. İlişki sayesinde kendinin farkına varanlar. Yüreğinde ki zihne özgü şeyleri boşaltıp, y...

Aşk...

Resim
Nedir ki “Aşk" denilen şey? Herşey aşk kelimesinin kulak zarına çarpasıyla başlar, ardından duyduğun o ses beyninin kıvrımlı kanallarında yolculuğuna başlar. Aşkın bulunduğu ya da bulunmadığı anılardan geçerek, duyduğunu,gördüğünü kaydeder, sonunda 'evet' dersin! Anladığını sanırsın! Ama neyi? Yaşanacak olan ı mı?  Yoksa geçmişte yaşanmış olanları mı? Haşim Arıkan 19 Ağustos 2011

Neden düşüncelerin bağlarından kurtarıp özgür bırakamıyoruz aşkı?

Resim
Ne tuhaf değil mi? İkimiz de duramıyoruz zihnimize kayıt etmeden birbirimizi. İkimiz de biriktirmekten vazgeçemiyoruz anılarımızı? Hazlarımızı kaydediyoruz. Tartışmalarımızı kaydediyoruz. Neşemizi kaydediyoruz. Üzüntülerimizi kaydediyoruz. Zamanla birbirimiz hakkında ne çok anıyı imgeleştirip zihnimize yığıyoruz. Sonrası ise; Kendimizi onlardan bir daha kurtaramıyoruz. Yaşanacak olanı onlarla karşılıyoruz, Yaşananı onlarla karşılaştırıyoruz. Bölünüyoruz, çatışıyoruz. Yoruyoruz, yıpratıyoruz kendisi zaten çok narin olan aşkı! Engelliyoruz yaşanacak olanı. Kısıtlıyoruz, kırıyoruz, döküyoruz, yaralıyoruz. Neden aşkı düşüncenin yörüngesi oturtmayı biz bu kadar çok seviyoruz? Neden düşüncelerin bağlarından kurtarıp onu özgür bırakamıyoruz? Neden hiç bir eksiği olmayan bir özgürlük gibi yaşayamıyoruz biz aşkı? 15 Ocak 2011 Haşim Arıkan Fotograf: Rabbit hole

Anlatılan hikayelerin en tatlısı ve en acısı...

Resim
Bir başkasının varlığının böylesine farkında olmak! Onu bir ihtiyacınmış gibi görmek. Kendini ona bu kadar yakın hissedebilmek! Henüz tanışmamış olsan da onun bu dünyada var olduğunu bilmek. Onu bulduğunda; Bütün dünyadan uzaklaşmak. Sadece onun düşüncesiyle yalnız kalmayı arzulamak. Onu düşünmek. Ona ihtiyaç duymak. Kaçınılmaz bir şekilde sürekli onu yeniden görmeyi arzulamak. Sabahları onun nasıl uyandığını düşünerek uyanmak. Onun neler düşündüğünü hayal etmek. Zihninde ki ona dair hayalleri sanki onunla bir temasmış gibi hissetmek. Bütün bu hissedilenler yaşamın içinde sanki insana güç veren bir durak gibi, Belki de insanın sürekli ileriye doğru gitmek istemesi, ona güç veren bu duraklar yüzünden değil mi? 24 Aralık 2010 Haşim Arıkan Fotograf: All Good things

En zor olan tarafı ne biliyor musun? Hissettiklerini sanki hiç hissetmemişsin gibi yapmak.

Resim
Doğa yasası! Herşey değişiyor... Her zaman... Kimimimiz bu değişimden korkuyor. Aslında kaçınılmaz olduğunu düşündüğünde, bir umut olabilir bu. Ama ne yazık ki ben de değişimden korkanlardanım. Bir süredir düşünüyorum. Seni...Beni...Bizi...İlişkimizi... Sanırım unutmamız gerekiyor yaşadıklarımızı. Hepsini geçmişte bırakıp, hayatımıza eskisi gibi devam etmek... Aslında o kadar da kötü bir şey değil unutmak. Unuttuğunda, hatırlaman ve yaşadıkların için savaşmana gerek kalmıyor. Seninle tanıştığımız o ilk günü hatırlıyorum. Acaba basit bir tesadüf müydü yoksa kaçınılmaz bir şey miydi bu... Herşey ne kadar hoş başlamıştı. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum seninle. Seninle birlikteyken gerçek diye bildiklerim herşey savrulup gidiyordu zihnimden. Sanki seninle bambaşka bir insan olmuştum. Aynı zamanda hiç olmadığım kadar ben. Bir yandan seni düşünmekten kendimi bir türlü alamıyor ama öte yandan ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum. Sense sanki seziyordun tüm hissettiklerimi, tüm...

Sözsüz bir duyguydu yaşadıkları...

Masanın üzerinde duran, ilgisini bekleyen dosyalara baktı. Hiç birine elini sürmek içinden gelmiyordu. Hiçbiri bir anlam ifade etmiyordu ona şu anda. Bütün işlerini istediği zamana kadar erteleyebilirdi. O ve dün akşam yaşadıkları dönüp duruyordu sürekli zihninde. Kendini bir türlü dün akşamdan uzaklaştırıp bulunduğu zamana taşıyamıyordu. Hayatında ilk defa bir arzuya teslim oluyordu, bu arzu onun beynini, iradesini, varlığını yok edip ortadan kaldırıyor, onu artık bağımlı bir hale getiriyordu. Üstelik bunu gönüllü olarak kendisi seçiyordu. Ondan koruması gereken yada ondan saklaması gereken hiçbir şeyi hissetmiyordu içinde. Bunun bütün sonuçlarına katlanmaya razıydı. Bugüne kadar hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaşamıştı. Ama şu anda ona ihtiyaç duyuyordu. Dün gece tenlerinin ilk kez birbiri ile tanıştığı o anı düşündü. Neyin kendisine, neyin ona ait olduğunu anlayamadığı, hiç bir şeyin anlamının kalmadığı o anı. Solukları zevkten tıkanmıştı. En sonunda ikisi de dayanması zor bir zevkle...

Yarının aşklarını şimdinin aracılığıyla dünün aşkları mı yaratmalı(ydı)?

Resim
Tam kapıdan çıkmak üzereyken her zaman ki o nefret ettiği sorusunu yöneltmişti ona. “Ne düşünüyorsun?” O da hiç bekletmeden yapıştırmıştı klasik cevabını.”Hiç bir şey” Kapanan kapısının sesi kulağına ulaştığında, keşke diye geçiriyordu aslında içinden. “Keşke! Hiç bir şey düşünmemeyi başarabilsem. Hiç bir şeyi sorgulamıyor, hiç bir şeyi, hiç bir şeyle karşılaştırmıyor, hiç bir şeyi değiştirmeye çalışmıyor, hiç bir beklentim olmadan, hiç bir sonuca ihtiyaç duymadan, hiç bir şey olmaya çalışmadan yaşıyor olabilsem... Onunla tanıştıkları o ilk günü anımsadı. O güne kadar onun için hiç bir şey ifade etmeyen birinin o günle birlikte nasıl da bir an da onun her şeyi haline gelişini. Onun kendisini etkilemesine izin verişini... Herşey bir an da gelişmiş. Yaşadıklarının adına da birlikte büyük bir keyifle “ilk görüşte aşk” etiketini koyuvermişlerdi. Arzuları zihinlerinde zaman kaybetmeden hemen birer model oluşturmuş, ikisi de o modellerin içine farkına bile varamadan hapsolmuştu. Sevgiliydi ...

Hadi söyle bana hayat.Biraz ondan bahset bana...

Resim
Hadi söyle bana hayat. Beni kime doğru yaklaştırıyorsun? O kim? Ve şu anda nerede? Kiminle birlikte? Yoksa o da, beni mi düşünüyor benim onu düşündüğüm gibi? Acaba tanıyor muyuz birbirimizi? Peki onun beklediği, hayal ettiği ben hangi ben? Ona ulaştığımda ben hangi ben olacağım? O zamana kadar ruhumu kaplayan kaç kabuğu daha üzerimden sıyırmış atmış, beni çevreleyen kaç duvarı yıkmış, gerçek ben’e kaç adım daha yaklaşmış olacağım. O da beni, benim onu sevdiğim kadar sevebilecek mi? Onunla acılarımızı sardığımız, ara bir durak mı olacağız birbirimiz için? Yoksa biz, beklediğimiz, aradığımız, arzuladığımız doğru kişiler miyiz? Yüzde kaçını bana göstermeye cesaret edecek? Peşinden sürüdüğü, bir türlü noktayı koyamadığı eskimiş hikayeyle mi bana gelecek? Beni, ben de mi keşfedecek. Yoksa beni de daha önceki deneyimlerine mi hapsedecek. Diğer ilişkilere mi benzeyecek bizim de ilişkimiz. Yoksa biz, özgün ruhlarımızı kaybetmeden birlikte olabilmeyi başarabilecek miyiz? Birbirimizin hikayesin...

Yüreğimizi dolduran tüm düşünceler yok olduğunda...

Resim
İkimiz de unutabilsek kendimizi, Silebilsek zihnimizden, tüm bildiklerimizi! Sadece “sen” ve “ben” kalsak. Çıplak, yalın, tanımsız , kuralsız, yorumsuz, adsız. Birbirimize bir şeylerle karşılaştırmadan bakabilir miyiz? Yüreğimizi dolduran düşünceler yok olduğunda; Onu sadece sevgiyle doldurabilir miyiz? Acıların, tepkilerin, endişelerin içleri boşaldığında; Yaşanacak olana hiç korkmadan yaklaşabilir miyiz? Zihnimizde bize sürekli bir şeyleri anımsatan geçmişin gürültüsü kalmadığında. Birbirimizin yüreğinden geçenleri de duyabilir miyiz? Seninle aşka dair yaşanmamış yeni gerçekler yaratabilir miyiz? Gerçek aşkı tadabilir miyiz? 16 Temmuz 2010 Haşim Arıkan

Aşk!

Resim
“Aşk nedir?” diye soruyorum. “Hangisini soruyorsun?” diye cevap veriyor bana. Sorusundan hiç bir şey anlayamadığımı fark edince başlıyor her zamanki gibi bana anlatmaya. Aşkın iki tanımı vardır. Biri senin aşk kelimesine yüklediğin tanım. Diğeri ise gerçek aşk. Senin aşk kelimesine yüklediğin tanımı sadece sen bilebilirsin, ben onu asla bilemem. Ama gerçek aşk için sana şöyle bir tarif yapabilirim. Gerçek aşk senin sen de olmadığın andır. Biliyor musun, insanların bir kısmı hayatı boyunca gerçek aşkı hiçbir zaman deneyimleyemez sadece aşk üzerine olan düşüncelerini deneyimler... 15 Haziran 2010 Haşim Arıkan Fotograf: Avustralya

Ne tuhaf değil mi? İnsanı bu noktaya bugüne dek yaşadıklarının getirmiş olması. Hayatında gerçekleşmeyen şeylerin onu en sonunda bu noktaya taşıması!

Resim
Ne zor bir şey değil mi? İnsanın mantığı, ona doğru olanın unutmak olduğunu söylerken, yaşadıklarını içinde saklamak için şiddetli bir arzu hissetmesi. Eğer benim fikrimi merak ediyorsan; sana mantığının sesini dinlemeni tavsiye ederim. Bence de doğru olan, yaşadıklarını en kısa zamanda unutman. Unutman ve hepsini geçmişte bırakman. Biliyor musun? Aslında o kadar da kötü bir şey değildir unutmak. İnsan o zaman hiç bir şeyi hatırlamak, hiç bir şey için tekrar tekrar savaşmak zorunda kalmaz. Unuttuğunda hiçbirinin onun için bir anlamı kalmaz. Şu anda senden kilometrelerce uzakta olsam da, cevabını sanki duyuyorum. Yapamam diyorsun. Unutamam. Hissettiklerimi hiç hissetmemiş gibi davranamam. Yaşadıklarımı, sırf bundan sonraki hayatıma kaldığı yerden, sorunsuzca devam edebilmek için hiç yaşanmamış varsayamam. Bazen insanın yaşadıkları, yıllardır doğru diye bildiği herşeyi bir anda savurup götürebiliyor işte böyle. Bunda yaşlandıkça hafifleyen korkularımızın payını da gözardı etmem...

Dünden sonra, yarından önce, aşk…

Cümlelerin karşılıklı olarak bir ok gibi fırlatıldığı fırtınalı bir gecenin sabahında, sessizce yürüyorlardı arabalarına doğru. Fırtına artık yerini sessizliğe bırakmış, dün akşam birbirlerine kanıtlamaya çalıştıkları cesaretlerinin hiç bir anlamı kalmamıştı. Artık sessizliklerinin arasında hiç bir bağ bulunmuyordu. Şu an onları birleştiren tek nokta, ikisinin de kendini birbirlerinin yanında rahatsız ve tedirgin hissetmesiydi. Genç adam arabanın kapısını açmakta olan kadının yüzüne kaçamak bir bakış fırlattı. Yaşadıkları her büyük kavga sonrasında olduğu gibi şu anda içinde ona karşı siddetli bir arzu hissediyordu. İçinden bugün keşke pazar olsaydı diye geçirdi. Dün gece yaşananlardan sonra bu düşündüğünü düşünmeye hakkı var mı diye hiç düşünmedi bile. Düşündüğü tek şey genç kadının şu anda acı çekiyor olduğuydu. Yine de onunla konuşma ihtiyacı duymadı. Ondan bir sıcaklık, yada bir duygu beklemiyordu... Adamın kendisine yönelttiği bakışı fark etmişti genç kadın, ama bunu ona fark etti...

Gözlerinden akmakta olan yaşları silerken...

Resim
“İyi olmak için son şansım bu.” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken. ” O bugüne kadar kadar başıma gelmiş olan her şeyin tam tersi. Geçmişimi silebilmek için, her gün iyi biri olmaya çalışıyorum. Ama nasıl iyi ve yeni bir kişi olacağımı bilmiyorum. Yeni bir stil öğrenen dansçı gibi beynimi sürekli buna şartlandırıyorum. İyi biri olmalısın diyorum kendime. Bunu yapmalısın, bunu öğrenmek zorundasın...” “Neden çıktın karşıma” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken . “Tam da artık bir daha olmayacak dediğim bir zamanda. Sanki benim için bir test gibi. Korkuyorum... Bir kez daha geriye doğru kaymak istemiyorum. Sen benimleyken kendini güvende hissetmek için beni kontrol etmek, benden daha fazlasını almak istedikçe ben kendimi bir kez daha tehdit altında hissediyorum. Herşeyi ardımda bırakıp kaçmak istiyorum. Korkuyorum...” “Bence aşktan çok fazla şey bekliyoruz.” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken . “Birbirimizi seviyoruz ama sürekli birbirimizin ...

Kendini özgür bıraktığında yapacak oldukların mı, yoksa sahip olduklarını kaybetmek mi daha çok korkutur seni?

Resim
Kimi zaman zor olanı seçmiştir içindeki söz dinlemeyen o yaramaz çocuk. Onu elde edebilmek için, ne nefesler tüketir, ne diller dökersin. Zaman akıp gider, sen onun hayaliyle oradan oraya sürüklenirsin. Ona ne tam dokunabilir, ne de ondan vazgeçebilirsin. Bir gün gelir, beynine gelip saplanır o hain kelime ile başlayan cümle..... Bazen de yanıbaşındadır, ama onun senin için artık bir anlamı kalmamıştır. Tükenmiştir aslında çoktan arzuların, ama seni mutlu edecek daha iyi bir seçeneğin olmadığını düşündüğün için bir türlü ondan vazgeçemezsin. Güvende hissettirir sana kendini o yıllardır ezbere bildiklerin. Öte yandan zaman zaman gelir saplanır beynine o hain kelime ile başlayan cümle..... Gün olur belki biraz mahsun, belki de biraz mağrur, alırsın yüreğini yeniden koynuna, şimdiki zamana ait cümlelerinin eski efendisi birinci tekil şahısa dönersin. Toplarsın yavaş yavaş etrafa saçılmış kullanım süresi bitmiş duygularını. İçine tıkıştırdığın çöpe dönüşmüş duygularınla çıkarken, kapıyı y...

Bazen kaybettiğinde kazanıyor insan...

Senden özür diliyorum. Sana asla veremediğim şeyler için. Hissettiklerinde sana katılamadığım, sana yaşattığım hayal kırıklıkları için. Bize dair senin yarım cümlelerini hiç bir zaman tamamlamaya çalışmadığım için. Korkaklığımı gizleyip, güçlüymüş gibi görünebilmek için, sana olan duygularımı bastırıp kendimi senden uzaklaştırdığım için. İtiraf etmeliyim ki, senin beni tanıdığından daha fazla tanımıyordum ben de kendimi. Sana teşekkür ediyorum. Bana verdiğin bütün sevgin için. Kim olduğumu, aşkın nasıl bir şey olduğunu bana yaşatarak gösterdiğin için. Her zaman için beraber olmaktan gurur duyduğum biri olduğun için. Sona eren bir ilişkinin ardından bile, içimde nefret duyguları uyandırmadan, sevmeye devam edebildiğim biri olduğun için. Daha önce hiç hissetmemiş olduğum duyguları hissedebilme kapasitemi bana fark ettirdiğin için. Bana, her zaman seveceğim, yüklediğim anlamları hiç bir zaman değiştirmek istemeyeceğim şeyler yaşattığın için. Sana teşekkür ediyorum. Bir ilişkinin sonunun d...

Onu sevmek o kadar kolaydı ki onun için...

Resim
  Artık yaşlandığını düşündüğü, vücudunu tanıyamadığı dönemde çıkmıştı karşısına. Erkeklerin ona baktığında yada bakmadığında kendini tanıyamadığı, sanki kendini bir yerlerde unutmuş, bir türlü bulamadığı, bulsa da artık o bulduğu kişi olmak istemediği, kendine dair bir şeyler yapma ve hayattan keyif alma yeteneğini yitirdiği dönemde. O dönem, kendini bir parçası olarak hissettiği şeylerden kopuş döneminin de başıydı aslında. Annelikten, evlatlıktan,………. Perdenin o daracık aralığından sinsice içeri süzülen sabah güneşi, tam gözlerine hedef aldığında, güneşe hedef şaşırtmak için yavaşça yatağın sağ tarafına, ona doğru döndü. Sağ eli yine onun göğsünde yüzü koyun bir vaziyette keyifle uyuyordu yanında. Vücudunun küçücük bir noktası dahi olsa bir tarafının mutlaka ona dokunması gerekiyordu. Yoksa rahat bir uyku uyuyamıyordu. Alışmıştı onun bu huyuna. Hatta hoşuna bile gidiyordu bu huyu. Elini onu uyandırmamak için göğsünden yavaşça kaldırdı ve usul usul öptü. O elin her sefe...

Sorsam sana !

Resim
Hani o... Seni bir an bile rahat bırakmayan, Her saniye içinde biraz daha büyümekte olan, Ancak kendi tatmini ile doyan, Sana aynı anda kendinden başka hiç bir duyguyu hissetme şansı tanımayan, O en güçlü, katıksız duyguyu, sorsam sana... Tamamen senin içindeki köklerden beslenen, Yüz yıllardır tekrarlanan cümlelerden alınma olmayan ifadelerle, Daha önce hiç düşünmediğin bir şekilde, Beyninde o anda oluşan dizinlerle, İlk defa kullandığın sözcüklerle, Anlatabilir misin onu bana? 08 Ekim 2009

Hiç bir kadın hayatta hüznü keşfedemeyecek kadar duygusuz olamazdı...

Resim
Vapur halatlarını toplayıp bağlı olduğu iskeleye veda ederken, başını okuduğu gazeteden kaldırdı ve camdan uzaklaşmakta oldukları iskeleye doğru baktı. Bir süre baktıktan sonra gözü ister istemez cam kenarında oturmakta olan genç kadına takıldı. Genç kadının –her ne kadar kendince gizlemeye çalışsa da- hüzünlü ve yorgun bir hali vardı. “Acaba kafasının içinden neler geçiyor şu an da” diye düşündü. “Acaba şu anda beyninin içinde yankılanmakta olan hangi sesi susturamıyor ne kadar uğraşsa da...” Ona göre hiç bir kadın hayatta hüznü keşfedemeyecek kadar duygusuz olamazdı... Karşısına oturan genç adamın bir süredir ona yönelmiş olan bakışlarından rahatsız olmuştu genç kadın. Tükenmiş olan gücünün artakalan kırıntılarıyla, son bir hamlede bulunarak kendini iyice cama doğru çevirdi ve başını tamamen önüne eğdi. Ve sonunda dayanamayıp, o an sanki bir cenaze evindeymişcesine gözyaşlarının yanaklarından aşağıya doğru süzülmelerine izin verdi. Keşke o an da yanında acı çektiğini görmesi iç...

Yarım kalan bir aşk...

Her gece ruhuma dolan o bildik kokuyla uyanırım gerçekten, düşe. O an huzurla dolar yüreğim. Sarıp sarmalamaya başlar ruhumu hatıralar. Mutlulukla dolup taşar her yanım. Her sabah ıslak bir toprak kokusuyla uyanır ruhum düşten, gerçeğe. Ardından ince ince bir yağmur yağmaya başlar üzerime. Salarım yalnızlığımı sessizce kalabalıkların içine. Sanki biraz daha tamamlanır gibi gelir her gecenin sabahında. Yarım kalan bir aşk. Bir kez olsun “Seni seviyorum” diyememiş bir ağzın acısıyla... 27 Temmuz 2009 Haşim Arıkan

Aynı hatayı daha soylu işlemen neyi değiştirir ki?

Resim
O haksız olduğunu bildiği için, düşünmek istemiyor. Sen ise kötü olduğuna inandığın düşünceleri sürekli kafandan kovuyorsun. O sürekli sorumluluklarından kaçıyor. Sen ise bütün sorumlulukları hiç düşünmeden üzerine alıyorsun. O hiç bir zorluğa tahammül etmek istemiyor. Sen ise her şeye tahammül etmeye hazırsın. O duygularına ne pahasına olursa olsun pay tanıyor. Sen ise duygularını her yaşadığın sorunda feda etmekten kaçınmıyorsun. Aslında onunla aynı hatayı paylaştığını görmüyor musun? Sen de onun gibi "asıl gerçeği görmeyi red ediyorsun" Neden kendine, kendini onu sevdiğin kadar sevme izni vermiyorsun? Yoksa, ne kadarına tahammül edebileceğinin, sınırını mı görmek istiyorsun? 27 Mayıs 2009 Haşim Arıkan