Kayıtlar

Düşünce Fırtınaları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

Resim
  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Hayatta bazen seçimleri sen yaparsın, bazen de hayat, seçimleriyle seni olduğun kişi yapar!

Resim
  Hiç hesapta yokken, ansızın baş verir zihninde bir düşünce! Belki bir kırgınlık, belki yaşadığın bir hayal kırıklığı, belki de bir anlık öfkeyle, .…, "Neden?" inin, "Niçin?" inin adını daha koyamadan, bakarsın ki çoktan o düşünceye teslim olmuşsun! Sanki sihirli bir güç, seni bu düşüncenin etkisinden kurtaracak her şeyi kilit altına alır o dönemde! Farklı düşünmek istersin yere düşer. İlk düşündüğün an’a ulaşmak istersin uçar. Sana hissettirdiği duyguya dokunmaya, onun o ilk kaynağına ulaşmaya çalışırsın kaçar. Sen o düşüncenin içinde debelendikçe o düşünce sana daha fazla sahip olur, seni  daha da yutar.

Düşünüyorum. Kendimi sırf ben olduğum için sevebildiğimi...

Resim
Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendimle yalnız kalmaya…  Her şeyden, herkesten biraz uzaklaşmaya…  Çatışmadan, çekişmeden, yargılamadan kendimle konuşmaya, kendimi anlamaya çalışmaya…  Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe…  Ruhumu, yüreğimi, bedenimi yeniden dengelemeye…  İçimde biriken geçmişin tortularıyla vedalaşırken, yüreğimin yeninin coşkusu, heyecanı ile titremesine…  Güçlü, cesur görünmeye çalışmak yerine, kendimi güçlü ve cesur hissedebilmeye…  Rol yapmaktan gerçekten var olmaya geçebilmeye… 

Kendini sadece mutluluk yoluyla öğrenemez ki insan!

Resim
Düşündün mü hiç? Adına “Hayat” denilen büyük armağanın sana neden verildiğini! Dünya sahnesine inip, bu bedeni üzerine neden giydiğini! Sana da bir rol verilen bu muhteşem sahnede, kimlerin hayatına dokunmak, hangi yolları izlemek, neleri gerçekleştirmek, varlığınla, eylemlerinle, sevginle nelere anlam, değer katmak için seçildiğini! Sahnede var olduğun sürece sen de herkes gibi hiç durmadan ileriye doğru yürüyeceksin. Ve kendini sürekli yol ayırımlarında, bir seçim yapmak zorunda bulacaksın. Seçtiğin yollar her zaman kısa ve kolay olmayacak. Mutlu bir hedefe varamayan yollar, seni daha fazla yoracak. Hayatını esas şekillendirenlerse, hiç hesapta yokken kendini ansızın bulduğun yol ayırımları ve bu yol ayırımlarında yaptığın seçimlerin olacak. Sahnedeki rol arkadaşların da sana, tıpkı senin gibi, ancak kendinde olanı verebilecek. Herkes gibi, sen de insan olmanın bütün hallerini içinde taşıyacaksın. Herkes gibi, sen de ne tam günahkar ne de tamamen günahsız olacaksın.

Nereye gidersen git yine burada mısın?

Resim
Düşündün mü hiç? Sence g eçmişin, taşımakta zorlandığın bir boyunduruk mu? Yoksa seni bugüne ulaştıran, geleceğe doğru özgürce uçurmakta olan bir çift kanat mı?   Geçmişine dönüp baktığında ne görüyorsun?   Sence, yaşadığın çevrenin, t oplumun , kültürün dayattıklarına mı maruz kaldın ? Y oksa seni bugününe taşıyan seçimlerini, onların sana fark ettirdiklerinin yardımıyla mı yaptın ?   Sence, sen, Geçmişinin bir kurbanı mısın? Yoksa bugününün, yarının aktif bir mimarı mısın?

Bugün dün gibi, yarın bugün gibi, yarın dün gibi!

Resim
  "Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırılan zaman, dünden uzaklaşırken, aynı hızla yarına doğru yaklaşıyordu.  Dün yaşananlar bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp zihindeki ilgili klasöre takılırken, yarınlarda yaşam şansı elde etme mücadelesi veren istekler, arzular, bugünün hayallerine tutunup yarınlara ulaşmak için çabalıyordu. Bir çok zihinde dünün anıları sürekli bugünü koşulluyor, yarının hayallerini istediği şekilde biçimlendiriyor, kısacası dün, bugün aracılığıyla yarınları yaratıyordu. Her deneyimle artan bilgi yüzünden gittikçe zorlanan zihni fark eden korku,  dünden bugüne sızıp, yarının hayallerinin arasına sessizce kuşku ve endişeyi bırakmaya başladı. Kuşku ve endişeye kapılan an, umutlarını yitirip telaş içinde bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarınsa eğer farklı bir şey yapmazsa her şeyin sü...

Yoksa kalabalığımızla eksilip yalnızlığımızla mı çoğalıyoruz?

Resim
Bu bazılarımızın düşündüğü gibi, belki de;  Benim bir zaafım ya da bir kusurum. Belki de benim, bu hayatımdaki en önemli deneyimim! Ama ben yalnızlığı seviyorum. İhtiyaç duyduğumda iyice kendime çekilip, hayatın hızını, ritmini yavaşlatabilmeyi… Kalabalıklardan bunaldığım zamanlarda herkesten kaçıp kendime sığınabilmeyi… Kendimi bir sahil kenarına atıp havadaki iyot kokusunu soluyabilmeyi… Denizin turkuazını fark edip, sebepsizce kendi kendime gülümseyebilmeyi… Doğanın içinde, bir başıma yürürken ayaklarım altındaki yaprakların çıkardıkları o sesleri, o anlarda etrafımı saran temiz havayı, bol oksijeni doya doya içime çekebilmeyi… Kimi zaman kulağımı kendi ruhuma dayayıp onun söylediklerini duyabilmeyi… Kimi zaman çimlere uzanıp dünyanın kalp atışlarına kulak kesilmeyi…

Sessizliğin arkası gerçekten de en güvenli yer miydi?

Resim
Düşünüyorum! Bugün yaptığım ya da yapmaktan kaçındığım neler, acaba çocuk beni üzerdi?   Her şey eş zamanlı olarak aynı anda yaşanıyorsa gerçekten, Ve o çocuk hâlim, şu an o ilk evimizin penceresinden bana bakmaktaysa…   Hala hatırlıyorum onun gözlerindeki umut ışığını, İnandığı şeyleri, hayallerini sabırla bekleyişini…   Büyüdükçe o gözlerdeki ışığı söndüren şeyleri normalleştirdiğim için ne düşünüyordur acaba şimdi?   Sessiz kalıp, susmayı öğrendiğim. Kendimi anlatmamayı, açıklama yapmamayı, beni anlamayanı zorlamamayı seçtiğim için bana ne söylerdi acaba şimdi?

Zihnin gerçeği sana nasıl yansıtacağına, zihnindeki ipleri düne bağlı düşünceler karar verir.

Resim
Yaşadığımız her şeyi, zihnimizin aynasından yansıdıktan sonra kavrarken, Zihnimiz, bildiklerini, biriktirdiklerini gerçeğin tek kaynağı yapmış, Gerçeği sadece belleğin bulduklarıyla sınırlamışken.   Hayatımızın pusulası yaptığımız, e ylemlerimizi, davranışlarımızı biçimlendiren düşüncelerimiz, Zihnimizde kendi hapishanesini çoktan kurmuşken.   Bilme ve bilgi birbirine bulaşmış, Koşullanmalarımız, yaşadıklarımızı sürekli zihnimizde var olan kalıplarla eşleştirirken, Bugün gerçek sandığımız şeylerin aslında dünün bir yanılsaması olmadığını hangimiz kanıtlayabilir ki?

Bir tarafa kazandırıp, diğer tarafa kaybettirmeyen güçlü bir duygu!

Resim
  Yalnızlığının lüksü içinde yaşadığı çatı katındaki dairesinin camından, akşam karanlığının çökmekte olduğu şehire doğru baktı... Binaların yavaş yavaş yanan ışıklarının, şehrin sülietini oluşturmalarını izledi bir süre, keyifle. Sonra müzik setine doğru yöneldi. Son bir kaç gündür değişmeyen cd’yi bir kez daha kutusundan çıkartıp, cd çalara yerleştirdi ve sesini çok hafif açtı.  Odanın içine yayılmaya başlayan müziğin tınıları, onun kulaklarına ulaştığında büyük bir keyifle gözlerini kapadı. Çalan parçanın o inanılmaz güzellikteki giriş bölümü bitene kadar, sanki bestecisine karşı bir saygı duruşunda bulunurcasına, olduğu yerde hiç kıpırdamadan durdu ve dinledi… Parçanın giriş bölümünün sona ermesi ile birlikte, şehrin sülietine bakan koltuğuna oturdu. Çöken karanlıkla birlikte, binalardan kaldırımlara dökülmeye başlayan ışıkların altında, elele yürümekte olan çiftleri takip etti gözleri.  Yaşadıkları, yaşamakta oldukları aşkları, aşklarına yükledikleri anlamları düşünd...

Hayat ona bakan gözlere göre anlam değiştirebilen, manası ona bakanın zihninde şekillenen büyülü bir şey.

Resim
Zaman zaman düşünür müsün hiç? Ben, bugüne kadar; Nelerle mücadele ettim? Hangi zorlukların üstesinden geldim? Hangi imkansızlıkları aştım? Nasıl mucizeler yarattım? Ne zaferler kazandım? Diye... Bir insanın yüzündeki kırışıklıklar ve çizgiler, geçmişteki mutluluk ve üzüntüleri, zafer ve yenilgileri, idealleri ve deneyimleri anlatır diyorlar.

Hissettiklerim ayrı, hissedemediklerim ayrı yanıyordu içimde!

Resim
Düşündün mü hiç? İçinde taşıdığın, yaradılışının sana armağanı, k endini tanımana yardımcı olan, seni sen yapan duyguları! Bugüne kadar kendine onların hangilerini ve ne kadarını yaşattığını... Bundan sonra hangilerini, ne kadarını yaşamak için kendine şans tanıyacağını... Hiç yaşanmamış olanları... Daha yaşanmadan nasıl yaşanacağının kararı verilmiş olanları... Eksik, yarım, sen de tutuklu kalanları... Sence sana engel olan esas şey;

Geçmiş yok olduğunda insanın ömrü eksilmiyor, insanın ömrü hayatından bağımsızlaşıyordu sanki...

Resim
Uzun bir aradan sonra yeniden bir araya gelmiş olan dört kadın hararetli bir sohbetin içindeydiler. Konu dönüp dolaşmış, gelip yine anılara yani geçmişe dayanmıştı! “Ne çok konuşuyoruz değil mi geçmiş hakkında?” dedi içlerinde yaşça en büyükleri ve devam etti. “Bence bunun sebebi onu istesek de asla bozamıyor olmamız. Düşünüyorum da. Aslında onu değiştiremiyor olmamız çok daha iyi... Yıllar geçtikçe olgunlaşarak ona dönüp tekrar bakabilmek. Dürüstçe, kendini kandırmadan. Sadece, evet sadece bakabilmek. Bence güzel olan, bizi sürekli geçmişe çeken şey kesinlikle bu!” “Ben sana pek katılmıyorum!” diyerek ona cevap verdi içlerinde en sessiz olan, en az konuşan. “Bence insan geçmişe dönüp baktığında çoğunlukla hatalarına takılıyor. Yapmış olduğu hataların bedelini de, şimdiki zamanda çektiği acıyla ödüyor. Çektiği acı ise, o yaşadıklarını ölümsüz kılıyor. Benim pek de memnun olmadığım, tuhaf bir döngü bu. Yapacak çok da fazla bir şey de yok. Belki de söylendiği gibi, tecrübe hanemize b...

Asla tekrarlanmaz. Yeniden yaşanır sandıkların!

Resim
  “Aşk” nedir? diye soruyorum.  “Hangisini soruyorsun?” diye soruma bir soru ile karşılık veriyor.  Sorusunu anlamadığımı fark edince de başlıyor bana ne demek istediğini açıklamaya; “Bence herkes için aşkın iki tanımı vardır. Biri benim aşk kelimesine yüklediğim tanım. Yani benim aşk üzerine zihnimde biriktirdiklerim, benim aşk’a dair sahip olduğum düşüncelerim. Diğeri ise gerçek aşk. Benim aşk kelimesine yüklediğim tanımın, zihnin de düşünce kirliliği yaratmaktan başka sana hiç bir faydası olmaz. Gerçek aşk içinse ben sana sadece şunu söyleyebilirim;

Farkında mısın? Zihninin kalabalığı dışarıdan çok daha gürültülü!

Resim
Sence neden böyle? Neden başkalarının yaptıkları senin için bu kadar önemli? Neden başkalarının sana söyledikleri gerçeğin yerini alıyor? Neden herkes haklı oluyor da, sen haklı olamıyorsun? Neden daha önce onaylanmamış hiç bir düşünceye inanamıyorsun? Kaynağı sen olanlara, sana ait olanlara bir türlü sahip çıkamıyorsun? Hiç düşündün mü belki de yepyeni bir düşüncenin başlangıç noktasında sen duruyorsun! Ama sen, sanki tüm düşüncelerin en uç noktasındaymışcasına sürekli başkalarınınkilerine inanmayı seçiyorsun! Gerçekten istediğin bu mu senin?

İçinde yarım kalmış bunca şeyle, hayat her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden...

Resim
Hadi, durma bir kez daha yap! Dön ve arkana bak! Ardında bıraktığın; Terk ettiğin o yerlere, Yarım bıraktığın ya da yaşamak için kendine asla şans vermediğin o ilişkilere, İçinde düğümlediklerine, çözmeyi bugüne kadar hiç denemediklerine, Bir bak! Düşünüyor musun hiç?  Bu dönüp bakmalarının en zor olanı sence hangisi olacak?

Kendini kendine bırakmak mı, kendini kendinden kurtarmak mı istiyorsun?

Resim
Yıllardır kullandığın o maskeleri terk ettiğinde kimsin sen? Kendini içine sakladığın o sert kabuğun kırıldığında, altından çıkacak olanı tanıyor musun? Seviyor musun onu? Yoksa onu seversen onun gerçekleri ile yüzleşmek zorunda kalmak fazlasıyla korkutuyor mu seni? Ona hiç saygı duyuyor musun? Yoksa başkalarına kendini göstermek istediğinde en başta onu mu terk ediyorsun? Yalnızlığınla kaldığın zamanlarda hep huzursuz musun? Onun gerçekliğiyle olmaktansa seni ondan uzaklaştıracak her şeye hemen razı mı oluyorsun? Onun sorumluluğunu üzerine almamak için mi yıllardır ondan kaçıyorsun? Ondan utandığın, onu yeterince iyi bulmadığın için mi onu herkesten bu kadar saklıyorsun? Kendine nasıl bir hayat yaşamakta olduğunu gerçekten görmüyor musun?

Her şey kendimizi nasıl uyuyup, ne zaman, nasıl uyandırdığımıza bağlı.

Resim
Acaba bir insan olarak hatayı en çok nerelerde yapıyorum? Kendimle iletişim kurmaktan neden hep kaçıyorum? Kendimle ilgili soruları neden ilk kendime soramıyorum? Ben kendime neden güvenmiyorum? Kendime, kendini bana kanıtlaması için neden bir şans veremiyorum?

Kim, hiç kimseye bir anı olmadan bu dünyadan çekip gidebilir ki?

Resim
" Keşke hayatımda geldiğim bu noktaya başka insanları incitmeden gelebilseydim. ''  Zaman zaman aklıma gelir, kimin bana armağanı, ruhumun nerelerine, neden dokunduğunu hala tam çözemediğim bu cümle… Düşünürüm…  Bir insanın, ancak diğer insanlarla olan ilişkisi sayesinde hayatta var olabildiğini.  Kendini ancak diğer insanlarla ilişki içindeyken ortaya çıkan düşünce ve duyguların farkındalığıyla tanıyabildiğini.  “Ben” olabilmek, "ben" i daha iyi anlayabilmek, keşfedebilmek için, mutlaka bir de “sen” in var olması gerektiğini.

İçerisi nasılsa dışarısı da ona benziyor!

Resim
Yaşamın -biz ne kadar ayak diresek de- kendince bir akışı var. Her kışın ardından bahar geliyor, ağaçlar yeniden tomurcuklanıyor, çocuklar olgunlaşıp birer yetişkin oluyor.  Ve günü geldiğinde, doğduğundan beri içinde taşıdığı o yaşlıyla tanışıyor.  Onun farkındalığıyla, yaşadığı hayatı sorguluyor. Hayat denilen bu keşif yolculuğunda fark eden, öğrenen, gelişen, dönüşen olmak, belki de insanın istese de vazgeçemeyeceği tek kaderi! Bu yolculukta hepimizin gördüğü, işittiği, dokunduğu, hissettiği, düşündüğü her şey tamamen öznel. İsimsiz olanı adlandıran, tanımsız olanı etiketleyen, şekilsiz olanı şekillendiren her zaman insanın kendi zihni.