Ana içeriğe atla

Yaşayamadığın hayat hızla akıp giderken, sen de bir kenarda öylece durmuyor musun?

Bakışların öyle derin ki, sanki yaralarımı, senden saklamak için üzerime giydiğim tüm imajları yırtıp açıyor, beni tüm cesaretsizliğimle, korkularımla, zayıflıklarımla, sevgi açlığımla görüyormuşsun gibi…

Ama ben….
Senin karşında böyle, tüm duygusal çıplaklığımla duramam ki!

Korkarım beni böyle görürsen, beni;
İstemeyeceğinden,
Sevmeyeceğinden,
İnciteceğinden,
Yaralayacağından.
Hiç beklemediğim anlarda senden gelebilecek darbelerden…

Ne kadar gerçek duygularımı sana  belli etmeden, sevgi açlığımı sana hissettirmeden karşında var olabilirsem, o kadar rahat ve güvende hissederim kendimi ben.
 
Ne olur, çek artık beni en çıplak halimle görüyormuş gibi bakan o gözlerini üzerimden.
 
İzin ver bana,
Gerçek duygularımı, yaralarımı senden saklamama. 
Zihnimdeki imajlarla, yargılarla, inançlarla, şablonlarla oluşturduğum bir kimlik modelinin içinde sanki iyiymişim, mutluymuşum gibi senin karşında durmama.
 
Her ne kadar bu şekilde yaşayıp, gerçekte kim olduğumu ve gerçek ihtiyaçlarımın ne olduğunu kaybediyor, gitgide kendime yabancılaşıp, “sahte kişilik taşıyıcısı” olarak her gün biraz daha uzmanlaşıyor olsam da, 

Bu sahte kişiliklerin ardına saklanarak yaşadığım bu “yarım hayat”, benim kendi seçimim sonuçta. 

Kimimiz kurtarıcısıyız, kimimiz kurbanıyız kendimizin bu hayatta, 

Lütfen saygı duy sen de benim kendi özgür irademle verdiğim bu karara!

Haşim Arıkan



Fotoğraf : Unsplash / Maksym Mazur


Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...