Kayıtlar

Yüreğimden taşanlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir kıvılcım arıyorum...

Resim
Bir kıvılcım arıyorum. Zihnimde bugüne kadar hayat bulmamış düşüncelerin ilk fitilini ateşleyecek. Onların ebeliğini üstlenecek. Bir kıvılcım arıyorum. Belki okuduğum yazıdan, beynime sıçrayacak bir cümle, Belki de gözüme takılacak dört başı mamur bir tek kelime. Belki radyoda çalan bir şarkıdan dilime dolanacak bir dize, Belki de tam biterken son anda yakaladığım küçük bir sufle. Belki gözlerimin ilk defa tanıştığı derin bir çift göz. Belki de kaçamak, mahçup, masum bir gülümseme. Bu aralar çok ihtiyacım var ruhumu ansızın ele geçirecek dünsüz, yarınsız, sebepsiz bir etkiye. Onun zihnimde bugüne kadar hiç alışılmadık bir dizinde bir araya getireceği fettan kelimelere. O kelimelerin mahsülü organik düşüncelere... 3 Şubat 2011 Haşim Arıkan Fotograf: The covenant

Yalnız kaldığında.....

Resim
Arada bir susmak, yalnız kalmak iyi geliyor insana. Herşeyden, herkesten biraz uzaklaşmak. Yalnız olduğu zamanlarda büyüyor sanki insan. Yalnız kaldığında insanların zihninde bıraktığı parmak izlerini silebiliyor. Beynindeki süresi dolmuş acılar, düşünceler yalnız kaldığında değerini yitirip çürümeye başlıyor. Yalnız, sakin, huzurlu olduğu zamanlarda dolaşmaya başlıyor insanın zihninde yeni, harika düşünceler. Yalnız olduğu zamanlarda atılıyor onlara ait ilk tohumlar. Çürüyen eski düşünceler onların gübresine dönüşüyor. Biraz emek verince hepsi tohumunu patlatıp yavaş yavaş filizlenmeye başlıyor. Büyüyüp serpiliyor. Bazıları zaman içinde insanı ayakta tutan koca bir ağaca dönüşüyor. Zor zamanlarında insanı ayakta onlar tutuyor. Yalnız kaldığında büyüyor sanki insan. Kendisinin hem ustası, hem de çırağı olduğunu yalnız olduğu zamanlarda fark ediyor. Üzerini kaplayan geçmişin tozlarından arınıp, yeniden varlığına egemen oluyor. Kendi hakkındaki gerçeğe bir adım daha yaklaşıyor. 23 Ocak ...

Hangi yol senin yolun, sen hangi yolun yolcususun!

Resim
Gelen gün bazen bir yol ayırımına getirip bırakır seni. Seçmek zorundasındır; Ya yürüdüğün yolda umutsuzca devam etmeyi ya da farklı bir yol denemeyi. Belki de olmayan bir yolu kendi adımlarınla sıfırdan var edebilmeyi. Bilirsin ki hep aynı düşüncelerin hapsinde aynı yolda devam edersen, olmakta olan olacaktır her zaman olduğu gibi. Farklı olanı denemek içinse, önce kırman gerekir geçmişle beslenen, bağımlı zihnin sana vereceği o ilk güçlü tepkiyi. Düşünürsün. Ya eskinin seni sınırlayan o dar çerçevesiyle, yargılarının seni sürekli tekrar eden bir geçmişe sımsıkı bağlayan görünmez zincirleriyle, Ya da hayal edersin yeninin içini heyecanla dolduran cazibesiyle, bugünü düne hiç bulaştırmadan yarına sıfır bakabilen temiz, saf ve masum bir zihinle. İstemezsin. Kanıksanmış dünyanın umudunu yitirmiş insanları gibi düşünmeyi. Bugünün aracılığıyla yarına geçmek isteyen yargıların kuryesi olup, yaratacağın yeni gerçeklerle onu daha da fazla güçlendirmeyi. Red edersin her tarafa...

Kişilik taşıyıcısı...

Resim
Bakışların öylesine derin ki, sanki üzerime giydiğim o güçlü kimliği yırtıp atıyor, beni savunmasız, bütün cesaretsizliğimle, korkularımla, zayıflıklarımla görüyor gibi. Oysa ben….... Duygularımı bu kadar uluorta hissederek yaşayamam ki. Korkarım böyle olduğumda, senin beni; Sevmeyeceğinden, İstemeyeceğinden, Red edeceğinden, İnciteceğinden, Kıracağından, Yaralayacağından. Bana zarar vereceğinden. Hiç beklemediğim anlarda senden gelecek darbelerden. Ne kadar çok gizleyebilirsem gerçek ”ben” i, o kadar çok güvende hissederim ben kendimi. Gerçek duygularımı sana hissettirmeden, sevgi açlığımı sana hiç belli etmeden yaşayabilirsem. Hadi ne olur! Çek o sanki beni olduğum gibi, tüm çıplaklığımla gören bakışlarını üzerimden. Bırak saklı kalsın, Gerçek hislerim. Duygu doğam, otantik benliğim. Bilme, öğrenme, benim gerçek kimliğimi. Fark etme içimdeki gerçek"ben" i. İzin ver bana, Zihnimde oluşturduğum imajlar ve yargılarla mutlu olduğumu düşünerek yaşamama. Sana göre; O imajlar ve y...

Ne olmadığını fark ederek, ne olduğunu keşfediyorsun.

Resim
Merak ediyorsun! Var olduğunu bildiğin gibi, ne olduğunu da bilmek, kim olduğunun daha fazla bilincine varmak, daha fazla aydınlanmak istiyorsun. Doğduğunda dahil olduğun inanç sistemi sana artık dar geliyor. Senin için önemli olan bir çok şey zamanla önemini yitirmeye başlıyor. Bugüne kadar sana kabul etmen için sunulanları, yaşanarak bilinene çevirmek istiyorsun. Bugüne kadar farkına varamadığın bazı şeylerin farkına varabilecek bilince kendini adım adım sen taşıyorsun. Bilincini bu yeni akışa sen, kendin açıyorsun. Ve artık pek çok yeni olasılık oluşmaya başlıyor önünde. Bugüne kadar hep fiziksel olarak algıladığın hayat, artık ruhsal olarak sana birşeyler ifade etmeye başlıyor. Kendini kısıtlamalardan, engellerden arındırmanla birlikte yeni bir keşif yolculuğu başlıyor senin için. Mutluluğa ulaşabilmek için duygularına, düşüncelerine şablon oluşturmaya ihtiyacın olmadığını keşfediyorsun. İçinde birşeyler dışarı çıkmak için harekete geçiyor. Bir felsefeye, bir gur...

Bir yolculuk mu bu?

Resim
Bitmeyen bir değişimin yolculuğu mu bu? Kim olduğunu, gerçek potansiyelinin ne olduğunu, onu nasıl ortaya çıkarabileceğini keşfetmeye çalıştığın! Dış dünyanın-yaşadıklarının mı düşüncelerine yansıdığının, Yoksa düşüncelerinin mi dış dünyayı-seni yarattığının farkına vardığın. Sonuçların mı sebep, sebeplerin mi sonuç olduğuna dair karmaşık bir denklemi çözmene yardım eden bir yolculuk mu bu? Düşüncelerin işleyişini fark ettiğin, Düşüncelerinin ilgi alanı, yaşadığın olaylar yerine deneyimlere dönüştüğün de hayatının nasıl değiştiğini keşfettiğin. Hayatına hiç bir katkıda bulunmayan, yaşadıklarını sürekli gölgeleyen inançların üzerinden akıp gitmelerine izin verdiğinde neler yaşayabileceğini fark edebildiğin. Hayatın üzerinde tahmin ettiğinden çok daha fazla kontrol gücüne sahip olduğunu keşfettiğin bir yolculuk mu bu? Hayatı bu kadar karmaşık hale getirenin aslında insanın kendisi olduğunu anladığın. Düşüncelerinle hayat arasındaki ilişkinin farkına vardığın. Hayatının öyküs...

O...

Resim
O, Senin kendini açığa vurabilmene, gerçekte kim olduğunu anlayabilmene yardım edebilmek için girer aslında hikayene. Ama sen onu, kendinden kaçabilmek için istemişsen, Senin için, düşlediğin bir düşünceyle savaşın olabilir sadece. O, Senin ona karşı olan davranışlarının, duygularının, ardında yatan asıl niyetini keşfedebilmene yardım edebilmek için girer hikayene. Ama sen onu sırf kendi rahatlığın, mutluluğun, güvenliğin yüzünden istemişsen. Onu yetersizliklerini, sorunlarını, belirsizliklerini kapatma aracı olarak görmüşsen. Senin için, düşlediğin bir düşüncenin ruhunda yarattığı bir sıkıntı olabilir sadece. Onu daha hiç tanımadan, onunla yaşayacaklarının nasıl olacağının kararını verebilmişsen. Onu sırf gereksinim duyduğun için yada bir fikre dayandırdığın için istemişsen. O, Senin için, düşlediğin bir düşünceyle çatışman olabilir sadece. Sen içsel hareketlerinin, dalgalanmalarının farkına varmadıkça, Düşünüş biçimini, yüreğinden geçenleri tam anlamadıkça. Onda...

Kendi seslerini duymaya çalıştıkça kulaklarına hep başkalarının sesleri çalınır olmuştu....

Resim
Günler ayların, aylar yılların, insan ise hızla akıp giden zamanın telaşında koşturup dururken, hayat da hızla tükeniyordu. İnsanlar kendileri hakkındaki gerçeklere başkalarının aracılığıyla ulaşmaya çalışırken kendilerinden uzaklaşıyor, kendilerine dokunmak isteyen elleri hep başkalarına doğru uzanıyor, kendi seslerini duymak isterken kulakları hep başkalarının seslerine kayıyordu. Herkes kendi gerçeğini başkalarının sözlerinde arıyor. Kendi düşüncelerine değer vermeyip, sürekli başkalarının düşüncelerinin peşinde sürekleniyordu. Dünyadaki tüm düşüncelerin en son noktasında duruyormuşcasına, başkaları tarafından onaylanmamış hiç bir düşünceye bir türlü inanamıyordu. Derken insanların bir kısmı, bu garip döngüden yoruldu. Kendini bu alışkanlıklar ve bağımlılıklar üzerine kurulu düzenin dışına çıkarıp, yıllardır yaşamakta olduklarına, bir kez de dışarıdan baktı. Kendi içindeki bilgenin sesini duydu, onunla tanıştı. Onunla birlikte yaşamaya alıştı. Yaşadıklarını bireysel beyniyle ve yür...

Cahil ve de bilgeyim...

Cahil ve de bilgeyim. Kendinden başka hiç kimsenin düşüncesine önem vermeyen. Herkesin düşüncesini fazlasıyla önemseyen. Sakin olduğu kadar öfkeli. Anlayışlı olduğu kadar bencil. Cesur olduğu kadar korkak. Mutlu olduğu kadar acı çeken. İnsanım. Sadece insan. Kaynağı kendisi olan hiç bir duygudan ve düşünceden korkmayan. Kendi duygu doğasına her zaman saygılı olan. Onları yok etmek, bastırmak yerine, fark gözetmeksizin hepsini tanımaya, anlamaya çalışan. Gölgeni inkar ederek aydınlığa ulaşılamayacağının, karanlık tarafına hükmetmedikçe aydınlık için gerekli beceriye sahip olunamayacağının farkında olan. İnsani büyümenin içindeki birşeyleri dışarıda bırakarak değil, kendinin olan herşeyi biraraya getirdiğinde gerçekleştiğine inanan. Gerçek özgürlüğü, kendini, arzuladığı, hayal ettiği, kendi uydurduğu mükemmellikle karşılaştırmadan, kendine direnmeden, kendini olduğu haliyle sahiplenip sevebildiğinde yaşayabileceğinin farkında olan. Bir gün perde kapandığında kendini hala doğuramamış olma...

Paylaştıklarımızın bende kalan, ama derin, ama zamanla unuttuğum izleri...

Resim
Hani hayata dair sürekli bir şeyler anlatıyorsun ya bana. Senin yaşadıklarını yaşamamam, senin hatalarını tekrarlamamam adına. İzin verirsen ben de bir şeyler söylemek, aklıma takılan bazı soruları sormak istiyorum sana. Beynimde henüz, yaşanmışa dair senin kadar çok düşünce biriktirmiş olmasam da. Söyler misin? Hayata karşı benim yerime sen savaşarak, beni kazandırabilir misin? Benim acılar çekmemi, günahlara girmemi, sen engelleyebilir misin? Benim yazgımı sen değiştirebilir misin? Sen bu kadar müdahale ederken, ben; Kendi yaşamımı yaşayabilir miyim? Arayışlarımı özgürce devam ettirip, kendi yolumu bulabilir miyim? Ruhumun özgün üslubunu yaratıp, bunu davranışlarıma özgürce yansıtabilir miyim? Yoksa farkında değil misin hala? Sevgi bağınla beni nasıl sıkı sıkı bağladığının! Önerdiğin yaşamı yaşamam için beni ne kadar zorladığının! Merak ediyorum, acaba hiç aklına gelmiyor mu, senin ben vakitlerin? O vakitlerde, beyninin içinde uçuşan düşüncelerin... Ve, benim aslında ne istiyor olab...

Bugün yalan söyle bana, inan çok ihtiyacım var buna…

Bugün sebepsizce gelip yanına, sana sokulduğumda. O an içinden gelmese de sımsıkı sarıl bana. Bugün çok ihtiyacım var kollarının beni sarmasına, parmaklarının bana dokunmasına. Sanki senin bir parçanmışım gibi yaşamaya. Bugün gözlerine baktığımda, susma ne olur bir şeyler söyle bana. O an içinden gelmese de beni sevdiğini fısılda kulağıma. Varsın yalan olsun. Bugün çok ihtiyacım var bu yalanı senden duymaya. Senin için değerliymişim gibi yaşamaya. 28 Ekim 2009 Haşim Arıkan Bugün sabah işe gelirken otobüs durağında gördüğüm gözyaşlarını gizli gizli elindeki mendile silmekte olan bayana ithaf olunmuştur...

En sonunda sakinleşip ruhunu yavaş, yavaş soymaya başladığında...

İnsanın ileride sahip olacağı herşeyin aslında içinde hep var olduğunu hissedememesi ne tuhaf değil mi? Yeni doğan bir çocuğun - bir yaşlıyı, günahların - bağışlanmayı, kötünün – iyiyi, doğumun - ölümü içinde taşıması gibi. Kimbilir, belki de böylesi en iyisi... Biliyor musun? Senin, kendini benim gözlerimle görebilmeni o kadar çok isterdim ki... Senin sahip olmadığını düşündüklerine sahip olan, senin isteyipte yapamadıklarını yapan kişilerden, daha kötü olmadığını, senin başkalarından daha az olamayacağın gibi, başkalarının da senden daha iyi olmayacağını anlayabilmeni. Korkuların yüzünden arzularını, duygularını sürekli içine hapsetmek yerine onları serbest bırakıp, onların bir nehir gibi üzerinden akıp gitmelerine izin verebilmeni. Yaşadıkların içinden hızla boşalırken, yenilerinin de aynı hızla içini doldurduğunu keyifle hissedebilmeni... Herkes gibi kendini hayatın akışına kaptırıp, sadece hayatta kalmaya çalışmak yerine hayatı gerçekten yaşamak istemeni çok isterdim. Kendini her...

Gözlerin kapalıyken bunu nasıl görebiliyorsun?

Resim
Gözlerini gülümseyerek kapattı ve parmaklarını yavaş yavaş onun yüzünde dolaştırmaya başladı, yüzündeki o içten gelen, istese de önleyemeyeceği kocaman sevgi ifadesiyle. “Biliyor musun?” dedi. “Çok güzel ve özel bir yüzün var senin.” “ Gözlerin kapalıyken bunu nasıl görebiliyorsun. ” diye sordu annesine, meraklı bakışlarını yönelterek. “Bunu parmaklarımla hissedebiliyorum." diye cevap verdi annesi ona. Çok kısa bir süre sustuktan sonra, bu sefer o yöneltti sorusunu küçük kızına. "Sence parmaklarımla bunu hissedemeseydim, onlar yine benim parmaklarım olur muydu?” “ Olurdu tabi ki. ” “Peki gözlerim seni güzelliğini görmese, kulaklarım senin o güzel sesini duymasa, yine göz, kulak olurlar mıydı?” “ Tabi ki olurlardı ama, o zaman hiç bir işe yaramazlardı. ” “Çok doğru. O zaman hiç bir işe yaramazlardı... Çünkü bir amaçları olmazdı onların o zaman. Aynı vücudumuzun, ruhumuz olmadığında olacağı gibi. Vücudumuz bize ne olduğumuzu, ruhumuz ise kim olduğumuzu gösterir. Ruhumuz bizim v...

Herkes gibi sen de, ne tam günahkar ne de tamamen günahsız olacaksın...

Resim
Düşündün mü hiç? Hayata geliş nedenini? Hangi yolları izlemek, hangi işleri yapmak, kimlerin hayatına dokunmak, hangi acıları çekmek, sevginle, nelerin anlamını çoğaltmak için seçildiğini. Sen de biliyorsun. Yürüdüğün yollar her zaman kısa, her zaman kolay olmayacak. Mutlu bir hedefe ulaşamayan yollar, seni hep daha fazla yoracak. Senin gibi herkes de sana, sadece kendinde olanı verebilecek. Herkes gibi, sen de insan olmanın bütün hallerini taşıyacaksın. Herkes gibi, sen de ne tam günahkar ne de tamamen günahsız olacaksın. Senin de korkuların olacak. Sen de onları yenmek için sürekli onlarla mücadele edeceksin. Gün gelecek, sen de yenişlerin asla bir sonu olmadığını, anlayışın bir son olduğunu fark edeceksin. Mutlulukların da, ancak katlanabildiğin acıların kadar olacak. Birini red etmeye kalktığında, ötekinin de yok olduğunu keşfedeceksin. Sen de bir gün, hayatın gerçek tadına, bütün zıtlıkları bir bütün olarak kabul edip, onların mükemmel dengesini yakalayabildiğinde ulaşabildiğini ...

BİTTİ...

Bakıyorum da yaklaşık iki yıl, dört ay olmuş, sana “İnandığım Masallar” ı anlatmaya başladığım o ilk günden, bugüne. Sen ilk ne zaman bulup okumaya başladın onları bilmiyorum. Aslında onları ne zaman okumaya başladığının bir önemi var mı ki? Bu satırları şu an okuyorsan, zaten seninle bir şekilde, bir gün birbirimize dokunmuşuz demektir. Ne düşünüyorum biliyor musun? İnsanı bulunduğu en son an’a taşıyan, acaba tercihleri midir yoksa vazgeçişleri midir? Ne dersin? Sence bizi buraya, bu an'a hangisi taşıdı acaba? Senin bu satırları okuman bir tesadüf müydü? Yoksa kaçınılmaz bir şey miydi? Kimbilir, belki de seninle şu an unuttuğumuz bir zaman da, bunun için sözleşmiştik? Ne dersin? Düşünüyorum da ne çok şey konuştuk seninle? Bakma konuştuk dediğime, lafın gelişi işte. Çoğu zaman monologdu yaptığımız farkındayım. Ben yazdım. Sen okudun. Ara, sıra söyleyecek bir sözün olduğunda bana kelimelerini, cümlelerini bıraktın yada hiç bırakmadın. Sana daha önce hiç bahsetmiş miydim bilmiyorum? ...

Rüzgar ve dalgalar her zaman denizcilerin yanındadır...

Bir deniz kenarındayım. Uzun süredir devam eden yoğun tempodan dolayı yorgunum ve artık ruhum ve bedenimi buluşturup, biraz olsun soluklanmak, kendimle başbaşa kalmak istiyorum. Son dönemde yaşadığım bu yoğunluğun ve hayatın üzerine düşünüyorum. Ama gözümü, sanki benim de hayat hakkında söylemek istediklerim var diye çırpınan denizden, bir türlü alamıyorum. Deniz bugün biraz hırçın ve dalgalı. Dalgalar büyük bir şiddetle kayalıklara çarpıp yavaşça geri çekiliyor, sonra çok daha kuvvetli bir şekilde tekrar geri dönüyor. Sağ tarafımdaki o heybetli sarp kayalığın, dalgaların ona her çarpışında çıkardığı, o isyankar uğultusunu dinliyorum. Sol tarafımdaki o gösterişsiz küçük kayalığın bu hırçın dalgalar karşısındaki sükunetine ise hayran oluyorum. Deniz bu, sağı solu pek belli olmuyor. Ne kimseye bugün nasıl olmamı istersin diye soruyor. Ne de kimsenin ona müdahale etmesine izin veriyor. Ne sürekli sakin kalabiliyor, ne de sürekli hırçın ve dalgalı. Bugün kayalıkları döven bu dalgalar, yarı...

Bir türlü anlamıyorsun değil mi?

Bir türlü anlamıyorsun değil mi? Bana sürekli aynı şeyleri anlatmanın, beni sana inanmam için zorlamanın, seni hiç bir zaman istediğin sonuçlara ulaştıramayacağını. Bu şekilde davranarak beni değiştiremeyeceğini... Bu arada en çok neyi merak ediyorum biliyor musun? Hani arada bana yönelttiğin sorular var ya, onların cevaplarını gerçekten duymayı istiyor musun? Sana cevap vermeye çalıştığımda beni gerçekten dinliyor musun. Seninle düşüncelerimiz birbirinden ne kadar farklı değil mi? Ve entresan bir şekilde ikimiz de kendi düşüncelerimizin doğru, tutarlı olduğuna iddia ediyoruz birbirimize. Hiç merak etmiyor musun nasıl oluyor da senden bu kadar farklı düşünebiliyorum diye? Nasıl oluyor da senin gördüklerini bir türlü göremiyorum diye? Acaba bana benim göremediğim neyi anlatmak istiyor olabilir diye düşünüyor musun hiç? Tartışmaların tek amacı karşımızdakine mesajımızı vermek, ona doğruyu göstermek midir? Karşı tarafı dinlediğimiz de onun inandığı masalı, iddia ettiği düşünceleri kabul e...

Keşke...

Resim
Silme şansın olsaydı, kaç kere silip yeniden başlardın hayata? Kaç tane görmek bile istemediğin sen saklıyorsun hala içinde? Değiştiremeyeceğini bile bile, neleri biriktiriyorsun yıllardır özenle? Acaba hangi arzuların, gerçekleşmeyen birer hayal olarak hapis kaldı beyninde? Sahibine teslim edilememiş hangi sevgilerin duruyor hala kalbinde? Yeniden o an’a dönebilsen acaba kaç yol ayırımda seçerdin ki daha önce seçtiğin yolları yine? “Keşke” değil mi? “Keşke?” Hadi… Çekinme söyle. O alışıldık, o bildik, kalıplaşmış cümleyle. Başla geçmişe ait cümlene “keşke” ile. Ya da… Vazgeç artık. Sana sadece acı veren bu alışkanlığından. Ezbere bildiğin ama yıllardır seni hiç bir yere ulaştırmayan o ana caddeleri herkesle birlikte arşınlamaktan. Henüz deneyimlemediğin mutluluklar yerine bildik, tanıdık acılara katlanmaktan Kurtul artık. Bu anlaşılmaz bağımlılığından. İstifa et, pişmanlıklarla dolu, mutsuz ruhlar klübünün üyesi olmaktan. Hadi. Bir kez daha düşün. Onların ...

Hadi gel bugün seninle...

Resim
Hadi gel, kanıksanmış dünyanın, heyecansız insanı olmayı bir kenara bırakalım bugün seninle. Hep aynı şeyleri yapmaktan, hayatın tek düzeliğinden şikayet etmeyelim. Mazeret değil, çözüm olalım bugün. Elimizde hep var olan, ama kullanmadığımız o şansı kullanmayı seçelim. Hayatımızı renklendirip, farklı bir şey yapmayı deneyelim. Hayat bir keşif yolculuğu ise, Yeni bir yol, yeni bir yer daha keşfedelim. Olurda hiç bir şey yapamasak bile, Evimize farklı bir yoldan yürüyelim, Ya da yemeğimizi farklı bir yerde yiyelim. Bu bile ayrı bir renk katmaz mı sence de günümüze? Hadi gel, kanıksanmış dünyanın, heyecanını yitirmiş insanı olmayı red edelim bugün seninle. Hayattan farklı bir keyif alalım, biraz heyecanlanalım, Soluklanmak için yeni duraklar bulalım bugün kendimize. 27 Ocak 2009 Haşim Arıkan

Dejavu!

Tavan arasındaki gizemli odanın kapısını yavaşça aralayıp, sessizce içeriye süzülüyorum. Kapıyı usulca kapatıp, sırtımı kapıya dayıyor ve etrafı sessizce kolaçan ediyorum. Rahatlayınca da sakin bir şekilde incelemeye başlıyorum odayı . Entresan hisler uyandırıyor insanın içinde. Dışarıdan insana kendini küçükmüş gibi hissettiriyor ama içine girince düşündüğünden çok daha büyük olduğunu fark ediyor insan. Her tarafta bır yığın çekmece var, bir bankanın kiralık kasalar bölümü sanki. Birden içimi garip bir his kaplıyor. Ürperiyorum. Sanki bu odayı ben hatırlıyorum! Yok, yok kesinlikle ben bu odayı tanıyorum. Sanki bu odaya daha önce de bir çok kez girdim ben. Ama, ne zaman, niçin, neden, kaç kere yaptım bunu tuhaf bir şekilde hatırlayamıyorum. Çekmecelere doğru yürüyorum. Karşımdaki en temiz çekmeceyi yavaşça çekiyorum. Hiç zorlanmadan açılıyor. Yağ gibi kayıyor sanki kenar raylarının üzerinde. Açılması ile birlikte gözlerimin önünde harika bir görüntü canlanıyor. İzlerken yüzümü mutluluk...