Günahların da içtenlikli bir günahkara öğretecekleri var, tıpkı erdemlerin bir ermişe öğrettikleri gibi...
Hayat hayatla besleniyor, insan hayatla, yaşadığı ilişkilerle. Gece gündüz gibi sürekli yer değiştiriyor herşey. Bir kendini hatırlıyor insan, bir unutuyor. Bir özgür bırakıyor, bir yargılıyor, tutsak alıyor. Kimi zaman gerçeklere ulaşmaya çalışıyor. Kimi zaman sahte olandan uzaklaşmaya. Aslında sahte olandan uzaklaşırken gerçeklere de yaklaşıyor. Gerçeklere ulaşmaya çalışırken de sahte olandan uzaklaşıyor. Geldiği her yol ayırımda bir tercih yapıyor - kah ipleri düne bağlı düşüncelere dalarak, kah hayalinde canlanan görüntülere bakarak- aynı zamanda da bir şeylerden vazgeçiyor. Yürümeye başlıyor, seçtiği, girdiği yolda. Ardından tereddütler,korkular, endişeler yeşermeye başlıyor beyninde, acaba bu yol doğru olan mı diye! Varsayımlar, önyargılar -bulutların güneşi etkilemeksizin örtmesi gibi- gerçekleri yavaş yavaş kapatmaya başlıyor. Yüreğinde çalan şarkılar bir süre sonra yerini çığlıklara bırakıyor. Oysa yolun hiç bir önemi yok. Önemli olan sadece ileriye doğru ...