Kayıtlar

Beynimdeki sızıntılar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Günahların da içtenlikli bir günahkara öğretecekleri var, tıpkı erdemlerin bir ermişe öğrettikleri gibi...

Resim
Hayat hayatla besleniyor, insan hayatla, yaşadığı ilişkilerle. Gece gündüz gibi sürekli yer değiştiriyor herşey. Bir kendini hatırlıyor insan, bir unutuyor. Bir özgür bırakıyor, bir yargılıyor, tutsak alıyor. Kimi zaman gerçeklere ulaşmaya çalışıyor. Kimi zaman sahte olandan uzaklaşmaya. Aslında sahte olandan uzaklaşırken gerçeklere de yaklaşıyor. Gerçeklere ulaşmaya çalışırken de sahte olandan uzaklaşıyor. Geldiği her yol ayırımda bir tercih yapıyor - kah ipleri düne bağlı düşüncelere dalarak, kah hayalinde canlanan görüntülere bakarak- aynı zamanda da bir şeylerden vazgeçiyor. Yürümeye başlıyor, seçtiği, girdiği yolda. Ardından tereddütler,korkular, endişeler yeşermeye başlıyor beyninde, acaba bu yol doğru olan mı diye! Varsayımlar, önyargılar -bulutların güneşi etkilemeksizin örtmesi gibi- gerçekleri yavaş yavaş kapatmaya başlıyor. Yüreğinde çalan şarkılar bir süre sonra yerini çığlıklara bırakıyor. Oysa yolun hiç bir önemi yok. Önemli olan sadece ileriye doğru ...

Kimiz biz?

Resim
Ne olduğumuzu bildiğimiz de kendimizi bildiğimizi sanıyoruz. Bildiklerimizse kısıtlamalar ve sınırlar. Bunlar mı gerçekten kim olduğumuz? Kendimizi neden tarif ederek sınırlamaya çalışıyoruz ki? Kimiz biz? Yoksa sınırsızlığın sınırlarını biliyor muyuz? 16 Ocak 2012 Haşim Arıkan

Her şeyin başlangıcından önce ve bitiminden sonra da hep var olan. Ne doğumu ne de ölümü olmayan...

Resim
“Kendimi fark etmek istiyorum yardım et bana.” dedim. “Eğer gerçekten kendine ulaşmak istiyorsan başkasının ayaklarına ihtiyacın yok.” dedi. "Sadece kabul et kendini. Kendinle kal... Arzunla kal... Özleminle kal... Acınla kal... Neyi hissediyorsan, neyi yaşıyorsan onunla kal... Kabullen onu... O zaman onun içinde birinin olduğunu fark edeceksin Her zaman kolayca ulaşabileceğin, sana çok yakın, tüm sorularına cevap verebilecek birini. “ KENDİNİ ” 13 Kasım 2011 Haşim Arıkan Fotograf: The Curious Case of Benjamin Button

Asla kaybedilmeyen. Senden alınamaz, sana verilemez olan!

İhtiyacın olan şey gerçekten de, hayatı senin için yorumlayacak bir guru, bir öğretmen mi? Zihnini zapt eden, sınırlayan, bir inanç, bir felsefe mi? Yoksa araştırabilen, keşfedebilen, yaratıcı, özgür bir zihin mi? Acıyı çeken senken, Mutsuz olan senken, Doğumun, ölümün, hayatın anlamını öğrenmek, kim olduğunu keşfetmek isteyen senken, Kendine ait bir hikayesi olan, mutlu ve yaratıcı bir insan olmak yerine, ezberci bir makina olmayı, ikinci el bir yaşamı tercih etmek neden? Kendi kendinin ışığı olmayı red etmen, kendi ışığına güvenememen neden? Neden kendinin hem ustası hem çırağı olmayı bir türlü kabullenmemen? Öğreten, sana sadece kendi söylemek istediklerini iletebilecekken, neden kendi kendine öğrenmenin sınırsızlığından, heyecanından vazgeçmen. Yoksa hayatı araştırmayı, keşfetmeyi, anlamayı bırakmış olman mı esas neden? Hem de aradığın herşey, bütün dünya, sen de saklıyken. Bilmelisin ki; Sen nasıl bakacağını, nasıl öğreneceğini bilirsen, Anahtar senin elinde,...

Zamandışı yaşamak...

Hepimiz doğduğumuzda bir hiç değil miydik? Büyüdük. Hiçliğimizi bizi rahatlatan fikirlerle, inançlarla örttük. İnsanlar tanıdık, ilişkiler yaşadık. Yaşananları yaşanan da yok etmeyi beceremedik. Geçmişi öldüremedik, hayatın kendisini yenilemesine bir türlü izin vermedik. Anıları, hatıraları kolleksiyon yapar gibi zihnimizde sürekli biriktirdik... Geçmiş ölmeden saf, masum kalabilir miydik? Saflık olmadan bilgelikten bahsedilebilir miydik? En bilge olduğumuz zamanlar neden çocuk olduğumuz zamanlardı? Belki de hiç düşünmedik! 5 Eylül 2011 Haşim Arıkan

Acaba doğrusu hangisi...

Diyor ki; "Tüm ızdıraplar arzudan doğmadır. Haz, zevk için duyduğun arzudan vazgeç, acı nedir asla bilmezsin." Düşünüyorum, acaba doğrusu hangisi... Haz ve zevkten vazgeçmek mi, yoksa acıyı da sahiplenmek mi? Haşim Arıkan 20 Ağustos 2011

Geçici olanın içinde, kalıcı olan...

Resim
Düşündün mü hiç? Acaba sen, gerçek seni ne zaman ve neden terk etmeye başladın? Kimler kopardı, seni senden? Her geçen gün seni kendinden biraz daha uzaklaştıran yola seni kimler çıkardı? Kimler seni bugünlere taşıdı? Kimler öz benliğinin yeterince iyi olmadığına, kendi ruhunun sana yetemeyeceğine seni inandırdı? Sevilmek için, içinden gelenler dışında başka bir şeyler de daha yapman gerektiği yalanıyla seni kimler kandırdı? Düşündün mü hiç? İlk ne zaman vazgeçtin içinden geldiği gibi yaşamaktan? Kendini açıkca ortaya koyup, ben buyum diyebilme cesaretini ilk ne zaman yitirmeye başladın? Kendi ışığının seni yeterince aydınlatamayacağına seni kimler inandırdı? Kim aradığın doğruların, gerçeklerin, senin değil de başkalarının içinde saklı olduğu yalanıyla seni kandırdı? Dışarıdaki dünyanın içindeki dünyadan daha gerçek olduğuna seni kim inandırdı? Biliyor musun? Kendimizden her ne sebepten dolayı, her kim yüzünden, her ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, nasıl bir hay...

Gerçek olmayan herşeyi ayırt edip terk edebilirsen, sana kalan şey gerçektir...

Resim
Yaşadığımız her şeyi, belleğimizin aynasından yansıdıktan sonra kavrarken, Beynimiz, daima olası olduğuna inandığı şeyleri görebileceğimiz şekilde çalışırken. Zihnimiz sadece belleğimizin algılamamıza izin verdiği şeylerle kısıtlıyken, Koşullanmalar yaşadıklarımızı sürekli içimizde zaten varolan kalıplarla eşlerken. Bilgi dediğimiz şey her zaman dünün, geçmiş hareketin artığıyken, Düşünceler beynimizde kendi hapishanesini kurarken, Gerçek sandığımız şeylerin aslında büyük bir yanılsama olmadığını hangimiz kanıtlayabilir ki? Hangimiz kendi zihnini fethetmeden, bilen ya da bilmeyen olduğunu söyleyebilir? Kim kendisine cahil, kim bilge diyebilir? 12 Haziran 2011 Haşim Arıkan Fotograf: The Tree of Life

Gerçeklik üretme makineleri!

Resim
Acaba öğrenmemizin vakti mi hala gelmedi? Öğrenmek için daha kaç ceset ilişki bırakmalıyız ardımızda? Kaç tekrar daha yaşamalıyız, farklı zamanlar da, farklı insanlarla, farklı mekanlarda. Neden hep aynı gerçeklikleri yaratıp duruyoruz? Niçin hep bir öncekinin benzeri ilişkilere tutunuyoruz? Bizi çevreleyen sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan hep aynı gerçekliklere ulaşıyoruz? Önümüzde serili onca seçenek ve imkanın farkında olmamak ne tuhaf değil mi? Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık acaba kendimizi? Belli yaşam tarzlarına mı çok koşullandırıldık? Acaba ilk ne zaman hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapıldık! Kendimizi, dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna nasıl inandırdık. Oysa dışarıda içeridekinden bağımsız hiç bir şey yok. Dışarıda neyin gerçek olduğunu her zaman sadece içerideki düşünceler belirliyor. Sırf bu düşüncelerimiz yüzünden, bir türlü yapmadığımız seçimlerle; Bugüne kadar acaba kendimizi ve dünyayı kaç ol...

Onu yaşayınca fark edersin, o çok önem verip, ruhunun en nadide raflarına dizdiğin objelerin değersizliğini...

Resim
Bazen hiç beklemediğin bir anda, gelir bulur seni, hayatının en önemli deneyimi. Belki de senin artık onu yaşamak için hazır olduğunu hissetmiştir. Onu yaşayınca fark edersin, o çok önem verip, ruhunun en nadide raflarına dizdiğin objelerin değersizliğini. Onu yaşayınca, değişir beynindeki yılların oluşturduğu algılama kanalları. Onu yaşadıktan sonra, değişir retinana düşen bazı görüntülerin anlamları. Kimi zaman çok sevdiğin birini yitirdiğinde gelir bulur seni, hayatının flashback’i. Yaşadığın o tarifsiz acının içine gizlenmiştir. Önce yaşatır sana, ardından sessizce bekler seni; Kendini tamamen ona teslim etmeni, Ona karşı yıllardır kullandığın savunma kalkanlarını artık aşağıya indirmeni, Onu red etme, görmezden gelme gayretlerinden vazgeçmeni, Onu kabullenmeni. Bazen bir çok insanın düşünmek bile istemediği bir deneyimin içinden çıkıp bulur seni, hayatının en önemli deneyimi. Hayat adını verdiğin yolculukta ki en önemli zarflarından birini daha açıp, okumanın...

Anılar kolleksiyoncusu...

Resim
Neden korkuyorum bu kadar seni düşünürken... Seninle yaşadığımız mutluluk anlarını hatırlarken... Bizimle ilgili gelecek hayalleri kurarken... Zihnimde sürekli dönüp duruyor dünün artığı düşünceler. Neden geleceği kendi tarzlarında renklendirmek için bu kadar mücadeleciler. Ne zor bir şey, varsayım ve sonuçlardan hareketle bir gelecek hayal etmek. Onun hem dünden farklı olmasını arzulayıp, hem de o sanki o güne kadar bildiklerinin içinde gizliymiş gibi düşünmek. Bize aktarılmış yada bizim tarafımızdan kazanılmış deneyimler neden hep klavuzumuz rolündeler. Neden eski yargıların sürekliliği sağlamak için bu kadar çok istekliler. İnsanı ne çok yoruyor bu, düne bağlı düşüncelerin kendilerini sürekli geleceğe yansıtma mücadeleleri. Hareketleri, hep bir ileri, bir geri... Düşünüyorum. İnsan yoksa bir anılar kolleksiyoncusu mu? Hayata geliş nedeni deneyim biriktirmek mi? Soruyorum kendime. Geçmiş ölmeden yaşam kendini yenileyebilir mi? Aradığım gerçekler yoksa sözcük ve dü...

Hiçliğe uyandım bu sabah.

Resim
Hiçliğe uyandım bu sabah. Dokunmasın istedim hayat bugün hiç bana. Bir “ben” olayım sadece yanımda. Koşulsuz, beklentisiz, başbaşa yaşayalım bugün onunla. Zihnimdeki hazır sözcüklere, cümlelere hiç dokunmadan, özgürce konuşalım uzun bir aradan sonra. Hiçliğe sokuldum bu sabah. Ne herşeye uygun hazır nedenlere bulandım. Ne de neden olabilecek birşeylere kapıldım. Ben bugün, hayata zihnimdeki düşünce perdesinin ardından bakmadım. Zihnimdeki yargılar yerine, bugün sadece duyularımı kullandım. İsimsiz ve kategorisizdi bugün herşey. Hepsini ilk defa gördüm, İlk defa hissettim, ilk defa kokladım, ilk defa dokundum. Meğer herşey, Hiçliğin içinde gizliymiş, Bugün anladım. 8 Ocak 2010 Haşim Arıkan Fotograf: Premonition

Tek bir arzu değil ki hayat, birbirinin karşıtı arzular geçidi.

Resim
Kaçma ruhum benden. Bedenim hayal kırıklıklarından yorgun, seni kovalayamam. Hayat örgüsünü istesem de sadece başarının ipiyle dokuyamam. Sen de biliyorsun; İnsanın vücudundaki sindirilmemiş duygular çözülmedikçe, zihnindeki stres boşalmıyor. Düşünüş biçimini, yüreğinden geçenleri tam keşfetmedikçe, herşey onun için bir savaş, bir sıkıntı, bir yük’e dönüşüyor. Düşüncelerin oluşturduğu ağır perdeyle kapanan pencereyi açıp, ışığa yol vermedikçe, karanlık oda toparlanmıyor. Neden huzursuzsun bu kadar ruhum. Neden tatmin etmiyor seni hiç bir şey bu aralar. Ne kadar kaçsam da başkalarıyla ilişkiden, tükense de kulak zarıma çarpan sözcükler Zihnimden geçenleri sanki duymuyormuşum gibi davranamam. Sen de biliyorsun; İnsan zihnindeki fikirlerle ilişkisini kesemiyor. Gerçeklerin sesi onları bastırmadıkça, dünün yosunu düşüncelerin sesi kesilmiyor. Eskiden kurtulmadan yeni kendini göstermiyor. Geçmiş ölmeden yaşam kendini yenilemiyor. Ne kadar zorlasanda eski kadehler, ...

Bilincin ipliğiyle dünyayı baş köşeye astın. Bilinç koptu. Dünya yok oldu!

Resim
İnsan oldun. Yeryüzüne doğdun. Saf, dokunulmamış, masum ve suçsuz. Ne olduğunu ya da ne olmadığını bilemeyen bir hiç. Hiçbir yerden başlamayan sözcükler beyninden geçip bilinmeyen bir boşlukta yitip gidiyorlardı. Dünsüz düşüncelerin eşliğinde yaşadığın herşey heyecanlandırıyordu seni. Zaman ilerledi. Bilinç harekete geçti. Seni çevreleyen dünyanın bilgi bombardımanı altında. Zihin uyandı. Sana bellek ve imgelemeden oluşan bir dünya yarattı. Nedensellikle yönetilen bir dünya. Herşeyin mutlak bir nedeni vardı ve hepsinin de bir yanıtı. Her yanıtsa düne dair bir inancın, bir ideolojinin devamı. Doğmuştun, insan olmuştun bir kere duramazdın Durmadan, duramadan yaşadın. Zamanla benzemen için zorlandığın o büyük kalabalıklar gibi sen de bildiğini sanmaya başladın. Olmakta olanı gözlemlemeyi bıraktın. Oysa biliyorum demek yaşamıyorum demekti! Dahil olduğun inanç sisteminin seni de uyuttuğunun farkına varamadın. Fark etsen de, ne fark ederdi ki? Oynadığın o...

Hatırlamaya uyanmak...

Resim
Öğlen yemeğimizi yedikten sonra birlikte Nero’ya kahve içmeye çıkıyoruz onunla. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra, gözlerini her zaman yaptığı gibi camdan dışarıya, uzaklara doğru daldırarak başlıyor yine zihninde dolanan düşünceleri cümleleştirip birbiri ardı ardına sıralamaya. “Sana bir soru.” diyor, “Sence biz insanlar neden dünyaya geliyoruz? Birbirimize benzemek için mi? Hepimiz aynı olmak için mi? Neden sadece hepimizin inandığı şeyler gerçek? Bizim inandığımız, başkaları tarafından onaylanmamış şeyler neden gerçek dışı? Biz insanlar ya kendi zihnimizin ürettikleriyle yaşarız ya da başkalarının zihnimizde yarattıklarıyla. Kendi zihnini kullanarak yaşayanlar kendini mutlu eder. Başkalarının zihninde yarattıklarıyla yaşayanlar ise başkalarını. Bir çoğumuz pek fark edemese de hepimizin içinde derinlerde bir yerde hep spiritüel bir varlık olmanın mücadelesi var. İçimizde derinlerde var olan bilge zaman zaman bize kendini hissettiriyor. Ama sadece bir kısmımız toplum bilincini kı...

Neyi hayal ettiğine dikkat et!

Resim
“Hadi gel.” diyor. “Birlikte geçmişe doğru küçük bir gezintiye çıkalım seninle. O zaman ki zihinlerimize geri dönelim. Hayallerimizi hatırlayalım. Söylesene neydi o zaman ki hayallerin? Onların hangilerini gerçekleştirebildin? Hangilerinden vazgeçtin? Biliyor musun hayaller gerçek dışı olmak zorundadır!  Çünkü biz insanlar istediğimiz şeyi elde ettiğimiz zaman artık onu istememeye başlarız. Ona duyduğumuz arzunun devam edebilmesi için onun hep eksik olması gerekir. İstediğimiz, arzuladığımız şey aslında o değildir. Onun hayalidir.  Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz biz. Bu yüzden de neyi hayal ettiğine dikkat et!  Bir gün ona sahip olacağın için değil! Ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.... 18 Şubat 2010 Haşim Arıkan Fotograf: Let me in

Bir gün hepimiz onu da keşfedeceğiz.

Resim
Ne tuhaf değil mi? Hepimiz hayatımızı ölümü engellemeye, geciktirmeye çalışarak geçiriyoruz. Yiyerek, dua ederek, savaşarak, sevişerek, doğurarak, öldürerek. Peki ölüm hakkında gerçekten ne biliyoruz ki? Sadece gidenlerin bir daha geri dönmediğini. Kim bilebilir ki belki ölüm de, insana verilen bir armağandır. Tıpkı yaşam gibi... Bir gün hepimiz onu da keşfedeceğiz. Yaşamın ne büyük bir armağan olduğunu yaşarken keşfettiğimiz gibi... 15 Şubat 2011 Haşim Arıkan Fotograf: 127 Hours

İnsanların kendilerine olan saygıları yok olduğunda, içlerindeki kahramanlar da yok oluyor...

Resim
Bir hışımla dalıyor odama. Belli, kafayı bir şeylere fena takmış, ağzını tıkabasa dolduran kelimelere bir izin verse hepsi bir anda ortalığa saçılacak. “Sabah, sabah bu ne hal böyle” diyorum. “Hadi otur sakinleş biraz, sana çay, kahve sıcak bir şey söyleyeyim. “ Önce gözlerini gözlerime dikip bakıyor. Ardından derin bir nefesle ciğerlerine doldurduğu havayı, hızlı bir şekilde burnundan tekrar dışarıya bırakıyor. “Düşündün mü hiç?” diyor. “Bir sabah uyandığında sana o güne kadar doğru olarak anlatılan, öğretilen herşeyin aslında koca bir yalan olduğunu söyleseler. O güne kadar aslında seni kandırdıklarını, yağmaladıklarını, dolandırdıklarını itiraf etseler. Ne yapabilirsin?” Ben,hazırlıksız bir anda yakalandığım bu soruya bir cevap bulmak için bocalarken. İmdadıma yine o yetişiyor. “Hiç!” diyor. ”Evet Hiç! Yine kalkar, hazırlanır işine gidersin. Kaldığın yerden ,alıştığın şekilde yaşamaya devam edersin. Çünkü gerçeği sadece senin bilmen hiç bir şeyi değiştirmez. Gerçeği öğrenmenin öt...

Yaşıyorum sanısı...

Resim
Zor değil mi? Korkusuz , kısıtlamasız, dirençsiz, savunmasız bir hayat yaşayabilmek! Zihnin gizli odalarını, saklı güdülerini, karmaşık mirasını keşfedilmek. Zihni umarsızca dünsüz, sonsuz deneyimlerin kollarına bırakabilmek! İçinde bir zorlama hissi, olmama, kazanamama, ulaşamama korkusu duymadan yaşamın akışına karışabilmek, yaşamla bütünleşebilmek! Daha önce yaşanmamış, onaylanmamış birşeylere inanıp, onların peşinden gidebilmek. Kolay değil mi? Bir yığın anı, deneyim, düşünce deposu olarak yaşayabilmek. Bildik acıları, hiç yaşanmamış mutluluklara tercih etmek. Sevginin çerçevesinde yaratılan korku temelli gerçekliklere güvenmek. Deneyimlerle koşullanmış, herşeyi düne dair düşüncelerle değerlendiren bir zihnin görmeni istediklerini görmek! Öğrenilmiş bir çaresizlikle, hayattan sürekli şikayet etmek, kendini seni mutlu etmeye adamadığı için ona öfkelenmek. Kolay değil mi? Olması gerekeni hayal etmek. Bekleme odasında onun olmasını beklemek. Beklerken, yaşıyorum zannetmek. Zor değil ...

Yarınlarını harcarsan, elinde boş dünlerden başka ne kalır ki?

Resim
Hatırlıyor musun? En son ne zaman doğru yolda olduğundan emindin? En son ne zaman yarını düşününce kendini keyifli hissettin? En son ne zaman geleceğe dair kocaman bir gülüş vardı yüzünde? Yarın! Dünden ona sızmaya çalışan endişeler , yargılar, korkular! İnsan yarın olmayacağını düşünse bile, o hep var. Yarın, yeni bir gün. Her yeni gün, yeni bir yol için, yeni bir fırsat. Attılan her adım hep bir amaç uğruna. Her başarısızlık yeni bir güven kaynağı. Amaçlarını belirleyense olası olanın hayali. Peki asıl önemli olan ne? Sadece düşünebilmek mi? Düşüncelerini fark edebilmek mi? Yoksa düşünceleri oynadığın oyuna katabilmek, onları kullanabilmek, dünyada bir değişim, hayatında bir fark yaratabilmek mi? İnsan yarınlarını sürekli harcarsa, elinde boş dünlerden başka ne kalır ki? 26 Ocak 2011 Haşim Arıkan Fotograf: Trade