Ana içeriğe atla

Sanki bir yere gitmiyorlar, bir şeylerden kaçıyorlar!

Mesai saatlerinin başlamasına çok az bir süre kalmıştı. Bu da her zamanki gibi dükkanın önünden geçmekte olan insan trafiğini daha da yoğunlaştırıyordu. 

Yeni demlediği kahvesinden bir yudum aldı. Yıllardır yaptığı gibi koltuğuna oturdu ve  kalabalığı izlemeye başladı. Son dönem de ona, yıllar içinde gösterdikleri değişimi sorgulatan bu kalabalıkta, aslında şu an yazabileceklerinden çok daha fazlasını görmüş, belki de gördüğünden çok daha fazlasının farkına varmıştı. 

Masasının üstünde duran not defterini açtı, kalemini eline aldı ve onlarda yıllar içinde gördüğü, hissettiği değişimi kendince dile getirmeye, yazmaya çalıştı;

“Onları en az yirmi yıldır seyrediyorum ve değişikliği de fark ediyorum. Eskiden de buradan her sabah böyle telaşlı, telaşlı geçerlerdi. Ama o zaman onları seyretmesi harikaydı. Nereye gittiğini bilen, oraya varmak için acele eden insanların telaşıydı o. 

Şimdi de yine acele ediyorlar, ama artık sanki bir şeylerden korktukları için. Onları esas güdüleyen şey sanki artık amaç değil, daha çok korku. Sanki bir yere gitmiyorlar. Bir şeylerden kaçıyorlar. Neden kaçıp kurtulmak istediklerini sorguladıklarını da sanmıyorum. 

Birbirlerine bakmak istemiyorlar artık. Sanki kendilerini birbirlerinden gizlemeye çalışıyorlar. Birbirlerinden tedirginler. Geçerken birbirlerine değince rahatsız oluyorlar. Bu insanlara zaman içinde neler oldu anlayamıyorum…”

Belki de,
Bir denizcinin kaderinin, buz dağının su altındaki kısmını bilmesine bağlı olması gibi, 

Bir toplumun kaderi de;
O toplumda gün be gün yaşanmakta olan olayların altında yatan gerçeklerin,
Ve o toplumun ferdi olan insanların her geçen gün daha fazla hissettikleri ihtiyaçlarının bilinmesine bağlıydı!

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Rodrigo Gonzalez


Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...