Ana içeriğe atla

Hayat, doğru zamanda doğru şeylerden vazgeçtiğin bir oyun mu?


Yoğun geçen bir günün üzerine, bir de İstanbul trafiğini, sıcağını, nemini çektikten sonra nihayet eve ulaşabilmişti. O an da tek hedefi olan şeye, duşa, doğru yürürken bir yandan da üzerindekileri çıkarıyordu. Banyoya ulaştığında giysilerini kirli sepetine atarken, aynaya yansıyan, dünyevi kıyafetine bakıp gülümsedi. 

Hayat adı verilen bu deneyiminde, bugüne kadar ona yaşattığı, tattırdığı her şey için ona bir kez daha teşekkür etti. Onunla mutluydu, gerçekten seviyordu onu, dünya sahnesindeki bu müthiş deneyimi o olmazsa yaşayamayacağını iyi biliyordu.

Tam duşa girecekken durdu. Her akşam düzenli olarak yaptığı şeyi bir kez daha tekrarladı. Gün içinde zihninde oluşan, o güne dair bütün olumsuz deneyimleri, düşünceleri topladı, buruşturdu ve evrenin boşluğuna doğru fırlattı.

- Neden yapıyorsun bunu

diye sordu. İşitsel olarak sadece onun duyabildiği o ses.

- Yaşama karşı hissettiğim o heyecanımı hiç bir zaman yitirmemek için. Yaşadıklarımı, her seferinde, ilk kez yaşıyormuşum gibi, aynı ilgi, aynı merak, aynı heyecan, aynı coşkuyla, her zaman duyusal olarak yaşayabilmek için.

- Peki ya tecrübe? Hayatın boyunca hep tecrübesiz biri olarak mı yaşayacaksın? 

- Tecrübe mi? Bana göre ona daha çok “Geçmişte yaşadığın olumsuz deneyimleri tekrar yaşama korkusu.” demek daha doğru sanırım. Düşünsene, ön yargısız, korkusuz olarak, özgürce yaşamın içine daldığında, seni sürekli geçmişe doğru çeken, ruhunu acıtan o kancalarla, geçmişin sana doğru attığı o oklarla uğraşmak zorunda kalmadığında, yaşamdan her seferinde alacağın o müthiş hazzı! Karşında oluşacak olan o sonsuz olasılıkları…

- Peki ya hayattan öğrenmen gereken gerçekler?

- Gerçek mi? Bence hayatta gerçek olan tek bir şey var. O da insanın kendisi. Onun dışındaki her şey, bulunduğunsahnede etrafında var olanlara dair zihnin yarattığı anlamlar, tanımlar!
 
Yaşadığın bu hayat da, andan an'a yaptığın tüm seçimler de sadece senin! 

İstersen zihnin sesine kulak verir, istersen hayatını, saf bilincine, aklına teslim edersin.

Düşüncelerini yaşadığı hayatın bir sonucu olarak da görebilir, yaşadığın hayatın düşüncelerinin bir sonucu olduğunu da düşünebilirsin.  

Yaptığın seçimlerle, yaşadığın hayatı cennete de çevirebilir, 
İnandığın, asla vazgeçmediğin düşüncelerinle bu hayatta kendi cehennemini de yaratabilirsin!


Haşim Arıkan


Fotoğraf:  Pexels / Tabitha Turner
 

Yorumlar

Popüler Yayınlae

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Dün, bugün, yarın...

  “Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırdığımız zaman, bizi dünden uzaklaştırırken, aynı hızla da yarınlara doğru yaklaştırıyordu. Yaşananlar, bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp düne takılırken, yaşanmak istenenler hayallere asılı bugünden yarınlara doğru uçuşuyordu. Dün bugünün korkusu, yarın bugünün umudu olmaya soyunduruldu. Dünden bugüne sızan korku, yarının umutlarının arasına sessizce kuşkuyu saldı. Kuşku, inancı boğdu, tüm zehirini an’a akıttı. Zehirlenen an, umutlarını yitirip, telaşla, bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarın ise farklı bir şey yapmazsa herşeyin yine düne benzeyeceğiyle. Korkunun iyice esiri olan bugün, telaş içinde yarınlardan aldığı “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı. Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü. Seçilmiş yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere d...

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler. Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.” Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca ...