Ana içeriğe atla

Neden beni seviyormuş gibi yaptın?

Kadının ağzından dökülen o cümlenin şokundaydı adam!

Kadın onu terk ediyordu… 

Hissediyordu aslında bir süredir kadının her geçen gün ondan biraz daha uzaklaştığını. 
Yine de kısık sesiyle “Neden?” diye sordu.

Ve kadın anlatmaya başladı… 

“Her şey ilk… " 

Cümlenin devamını getirmedi…, getirmek istemedi. Kurmaya başladığı cümlelerin içerdikleri detayların adam için anlamsızlığını fark etti. Sustu. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı.

Bundan bir yıl önce yaşadıkları o şiddetli tartışma sonrası içinde yaşadığı o güçlü duygusal fırtınayı hatırladı. O gece onun için bir milat olmuş, o gece bazı kararlar almış ve kendi içsel yolculuğunu o gece başlatmıştı. 

O günden sonra artık bir amacı vardı; 

‘Onu ilişkilerinde hep aynı sona taşıyan gerçeğin arkasında yatan neden'i bulmak.'

Adamın ona sorduğu “Neden?” sorusunu o gece ve sonrasında o da kendisine defalarca sormuştu. 

Okuduğu kitaplar ve aldığı dış destekler onu;
Babasıyla annesinin arasındaki toksik ilişkiye,
Babasının onları terk ettiği o geceye,
Yıllardır içinde taşıdığı terk edilme, ihanet yaralarına, 
Küçük bir kız çocuğunun, çocuk aklıyla almış olduğu önemli kararlara, 
Ve bunların bugündeki çözüm yollarına ulaştırmıştı.

Adam anlamsız bakışlarla, karşısında bir süredir gözleri kapalı sessizce duran kadını izliyor. Onun ağzından çıkacak cevabı merakla bekliyordu! Kadın sonunda gözlerini açtı ve adama doğru yaklaştı. Önce elleri adamın yanaklarına uzandı, ardından da adamın yanaklarına son bir veda busesi bıraktı.

“Teşekkür ediyorum” dedi. 

“Bu ilişki süresince bana yaşattıklarınla, tekrar, tekrar hep aynı hassas noktalarıma, yaralarıma dokunarak bana nerelerime dikkat etmem, nerelerime emek vermem gerektiğini bana gösterdiğin için.“ 

Kadının bu söylediklerinden hiç bir şey anlamadı adam. 
Son bir umutla bir kez daha tekrarladı “Neden?”

”Neden mi?” dedi kadın. Gülümsedi...

“Benim neden’imi boş ver. O benim nedenim! O benim hikayemdeki gerçeğim. Emin ol onu öğrenmen sana pek bir fayda sağlamayacak.

Ama “Neden?” sorusunu kendine sorup, kendi hayatındaki neden’in izini sürüp, onun ardında yatan, kendi hikayendeki gerçeği keşfedip, onunla yüzleşir ve onun için bir çözüm yolu bulabilirsen, senin de ilişkilerinde yaşadığın değişmez son, bil ki bir daha tekrarlanmayacak.”

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Pexels / Burak Kağan Güneş

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Dün, bugün, yarın...

  “Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırdığımız zaman, bizi dünden uzaklaştırırken, aynı hızla da yarınlara doğru yaklaştırıyordu. Yaşananlar, bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp düne takılırken, yaşanmak istenenler hayallere asılı bugünden yarınlara doğru uçuşuyordu. Dün bugünün korkusu, yarın bugünün umudu olmaya soyunduruldu. Dünden bugüne sızan korku, yarının umutlarının arasına sessizce kuşkuyu saldı. Kuşku, inancı boğdu, tüm zehirini an’a akıttı. Zehirlenen an, umutlarını yitirip, telaşla, bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarın ise farklı bir şey yapmazsa herşeyin yine düne benzeyeceğiyle. Korkunun iyice esiri olan bugün, telaş içinde yarınlardan aldığı “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı. Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü. Seçilmiş yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere d...

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler. Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.” Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca ...