Ana içeriğe atla

Hayatın içindeki yeni olanları, biz hep aşina olduklarımıza feda ettik!


Hepimiz doğduğumuzda bir hiç değil miydik?

Büyüdük.

Büyüdükçe hiçliğimizi bizi rahatlatan fikirlerle, inançlarla örttük.
Bir çok insan tanıdık. 
Onlarla bir çok farklı deneyim yaşadık.
Dönüştük.

Hiç kimseydik. 
Zihnimizde biriken geçmişin bize söylediği bir kimliğe sahip, biri olduk.

Yaşananları yaşanan da bırakıp yürümeyi beceremedik.
Tutunmak istedik yaşadıklarımıza, onları bırakmayı hiç istemedik.
Görüş alanımızı bulanıklaştıran anıları bir koleksiyoncu gibi zihnimizde sürekli biriktirdik.

Hayat bize hadi artık gitme vakti geldi dedikçe, biz yaşadıklarımızdan gözümüzü bir türlü alamadık, 
Hayatın kendini yenileyebilmesine, yeni olanı bize gösterebilmesine fırsat tanımadık.

Geçmiş zihnimizde sonlanmadan, deneyimlerin çemberi zihnimizde kapanmadan, saf, masum, özgür kalabilir miydik?

Masumiyetimizi korumadan, huzurdan, mutluluktan bahsedilebilir miydik?

Neden en masum, en saf, en mutlu, en özgür olduğumuz zamanlar çocuk olduğumuz zamanlardı? 

Belki de bunun üzerine çok fazla düşünmedik ya da karşımızda duran asıl gerçeği çok fazla önemsemedik!

Farkındalığın ateşi ancak hiçlikte, sessiz ve masum bir zihinde alevlenebilirdi!

Hayatın içindeki yeni olanı görebilmeyi, biz aşina olduklarımıza feda ettik…


Haşim Arıkan


Fotoğraf: Pexels / Pawel L.

Yorumlar

Popüler Yayınlae

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Dün, bugün, yarın...

  “Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırdığımız zaman, bizi dünden uzaklaştırırken, aynı hızla da yarınlara doğru yaklaştırıyordu. Yaşananlar, bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp düne takılırken, yaşanmak istenenler hayallere asılı bugünden yarınlara doğru uçuşuyordu. Dün bugünün korkusu, yarın bugünün umudu olmaya soyunduruldu. Dünden bugüne sızan korku, yarının umutlarının arasına sessizce kuşkuyu saldı. Kuşku, inancı boğdu, tüm zehirini an’a akıttı. Zehirlenen an, umutlarını yitirip, telaşla, bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarın ise farklı bir şey yapmazsa herşeyin yine düne benzeyeceğiyle. Korkunun iyice esiri olan bugün, telaş içinde yarınlardan aldığı “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı. Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü. Seçilmiş yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere d...

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler. Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.” Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca ...