Ana içeriğe atla

Geçmişin ayak izlerini takip ederek kendini farklı bir geleceğe taşıyabilir misin?


Sen de korkuyor musun, zihninde düşüncelerinle kendine kurduğun o özel hapishaneden kaçıp kurtulmaktan? 
Sen de hapishanende özgür ve rahat hissediyor musun kendini, benim gibi?

Düşüncelerini değiştirdiğinde karşındaki seçeneklerin çoğalması, değişmesi mi daha çok korkutuyor seni? 
Yoksa değişen seçeneklerle birlikte senin yapacağın farklı seçimlerin, hayatını ve inandığın dünyayı değiştirme ihtimali mi!

Bildiklerini terk etmek, onlara henüz veda etmek istemediğin için, bir türlü tam tutunamadığın iki dünya arasında bir sarkaç gibi sürekli sallanıyorsun değil mi, sen de benim gibi? 
Bir içinde ki senden artık farklı bir hareket bekleyen dünyaya, bir dışarıda ki, içine sürekli korkular salan dünyaya...

Düşündün mü hiç?

İnsan sürekli geçmişin ayak izlerini takip ederek kendini farklı bir geleceğe taşıyabilir mi?
Otomatikleşmiş, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir düşüncelerle gerçek, canlı bir hayat yaşayabilir mi?

Her gün aynı düşünce ve duyguları tekrar, tekrar deneyimleyip, seçim yapma yetisini, düşünsel özgürlüğünü her gün biraz daha silerken, arzuladığı şeylere ulaşabilir mi?

Her şeye sürekli belirli bir önyargı ya da geleneğin penceresinden bakarken gerçeklikle olan o güçlü bağını koruyabilir mi?

Bağımlılıkları yüzünden, bir türlü sona erdiremediği ilişkilerle, isteyip de yapamadığı tercihlerle yaşamaya devam ederken, kendini gerçekten huzurlu, mutlu, özgür hissedebilir mi?


Aslında ne tuhaf değil mi?
Sahip olduğu, içindeki o hiç doğmamış güçlü duyguları, hiç yaşanmamış gerçekleri yaratabilme potansiyelinin, içsel zenginliğin insanı bir türlü harekete geçirememesi!

Belki de;
İnsanın rastgele ve kontrolsüz düşüncelerin istila etmesine izin verdiği zihnidir, onun böylesi bir yaşama kendini gönüllü olarak hapsetmesinin sebebi!

Zihnini bir türlü aradan çıkaramadığı içindir belki de, gerçek duygularıyla bir türlü bağlantıya geçememesi! Onların, onu harekete geçirebilecek o güçlü enerjilerini bir türlü hissedememesi…

Zihnin ona sürekli söylediği yalanlardır belki de, keşfedilmiş bir anlamı olan bir yaşamı bırakıp, canlı, gerçek, kendini sürekli yenileyen, kendine ait özel bir anlamı olan bir yaşama doğru yürüyememesinin esas nedeni…

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Pexels / Cottonbro Studio
 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...