16 Ocak 2026

Sessizliğin arkası gerçekten de en güvenli yer miydi?


Düşünüyorum!
Bugün yaptığım ya da yapmaktan kaçındığım neler, acaba çocuk beni üzerdi?
 
Her şey eş zamanlı olarak aynı anda yaşanıyorsa gerçekten,
Ve o çocuk hâlim, şu an o ilk evimizin penceresinden bana bakmaktaysa…
 
Hala hatırlıyorum onun gözlerindeki umut ışığını,
İnandığı şeyleri, hayallerini sabırla bekleyişini…
 
Büyüdükçe o gözlerdeki ışığı söndüren şeyleri normalleştirdiğim için ne düşünüyordur acaba şimdi?
 
Sessiz kalıp, susmayı öğrendiğim.
Kendimi anlatmamayı, açıklama yapmamayı, beni anlamayanı zorlamamayı seçtiğim için bana ne söylerdi acaba şimdi?
 
O aslında, susmanın değil, konuşmanın, anlatmanın iyileştirdiğini bilirdi.
Şu anda beni camdan izlerken, belki bana “neden konuşmadın, neden söylemedin?” diye sorar böyle davranmamım nedenini merak ederdi!
 
Belki bugün sen de kendine benim gibi fazla yüklendin…
Bir hata yaptın, sonra da kendine çok sert davrandın.
Yine kendini cezalandırmayı seçtin.

Oysa o çocuk halin, bir şeyi yanlış yaptığında dizine oturtulmak, sarılınmak isterdi.
 
Belki de bugün hiçbir şey yapmadın.
Ne sevdin, ne dinlendin, ne de içindeki sesi duydun.
Yalnızca “geçsin, bitsin” dedin yaşadığın güne…
 
Ama o çocuk,
Duygularını frenlemez, hayatını böyle yaşamak istemezdi.
Yüreği tanıdığı her yeni insanın, yaşadığı her yeni deneyimin sevinci ile heyecanla titrerdi,
Solumakta olduğun havayı hissedemediğin, neşeli bir kahkaha atmadığın, kendine, yüreğine dokunmadığım her gün, onu biraz daha üzerdi…
 
Sen de düşünüyor musun hiç?

Büyümek dediğimiz şey, o çocuğu üzmeden mümkün müydü?
 
Yoksa insan büyürken,
Hep birlikte dünya sahnesinde oynamakta olduğumuz hayat oyununun akışı gereği kaçınılmaz olarak onu susturmak mecburiyetinde miydi?
 
Haşim Arıkan
 

Fotoğraf: Unsplash / Mike Cox

 

Hiç yorum yok: