Ana içeriğe atla

Hayatta bazen seçimleri sen yaparsın, bazen de hayat, seçimleriyle seni olduğun kişi yapar!

 


Hiç hesapta yokken, ansızın baş verir zihninde bir düşünce!

Belki bir kırgınlık, belki yaşadığın bir hayal kırıklığı, belki de bir anlık öfkeyle, .…,
"Neden?" inin, "Niçin?" inin adını daha koyamadan, bakarsın ki çoktan o düşünceye teslim olmuşsun!

Sanki sihirli bir güç, seni bu düşüncenin etkisinden kurtaracak her şeyi kilit altına alır o dönemde!

Farklı düşünmek istersin yere düşer.
İlk düşündüğün an’a ulaşmak istersin uçar.
Sana hissettirdiği duyguya dokunmaya, onun o ilk kaynağına ulaşmaya çalışırsın kaçar.
Sen o düşüncenin içinde debelendikçe o düşünce sana daha fazla sahip olur, seni 
daha da yutar.

Ve...
Hayat akıp gider…
Zaman sana eşlik eder…
O düşünce, götürmesi gereken o son noktaya kadar seni önüne katıp sürükler.

Sen o süreçte yaşaman gereken her ne varsa hepsini yaşarsın.

Akış bir gün, bir yerde elbet sona erer.
Hayat seni yeniden kendi iradene iade eder.

Sen yaşadığın bu sürece bir anlam yükleyememenin çaresizliğiyle yaşadıklarına baka kalırsın.
Neydi seni hiç hesapta yokken bulunduğun bu noktaya sürükleyen, seni senden hiç beklemeyeceğin bir şekilde davranmaya iten şey o an bir cevap bulamazsın!
 
Başka hayatlarda gördüğün şeyleri kendinden ne kadar uzak zannetsen de, insana dair her deneyim, zihninde ansızın filizlenip seni teslim alacak bir düşünce kadar uzaktır sana.

Hayat denen oyunda; 
Bir sonraki sahnede, hikayenin hangi bölümünü oynayacağını, 
Seni sen yapacak olan reçetendeki hangi eksik parçayı tamamlayacağını, 
O sahneyi yaşamadan düşünerek asla bulamazsın!
 
Hayat senin varlığınla, senin hikayenin olmazsa olmazlarını, daha en başından birlikte dokur, birlikte işler. 

Senin için tasarlanmış, seninle ilişkilendirilmiş olan her şey sana rağmen hayatın boyunca, tam olması gereken zamanda olmaya hep devam eder.

Hayatta bazen seçimleri sen yaparsın, bazen de hayat, seçimleriyle seni olduğun kişi yapar.

Senin yaptığın seçimlerin her zaman muallak, 
Hayatın seçtiklerininse her zaman katî olduğu gerçeği, 
Yaşadığın farklı farklı bir çok deneyimde sana kendini defalarca kanıtlar!

Haşim Arıkan



Fotoğraf:  Unsplash / Atul Pandey

Yorumlar

Popüler Yayınlae

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Dün, bugün, yarın...

  “Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırdığımız zaman, bizi dünden uzaklaştırırken, aynı hızla da yarınlara doğru yaklaştırıyordu. Yaşananlar, bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp düne takılırken, yaşanmak istenenler hayallere asılı bugünden yarınlara doğru uçuşuyordu. Dün bugünün korkusu, yarın bugünün umudu olmaya soyunduruldu. Dünden bugüne sızan korku, yarının umutlarının arasına sessizce kuşkuyu saldı. Kuşku, inancı boğdu, tüm zehirini an’a akıttı. Zehirlenen an, umutlarını yitirip, telaşla, bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarın ise farklı bir şey yapmazsa herşeyin yine düne benzeyeceğiyle. Korkunun iyice esiri olan bugün, telaş içinde yarınlardan aldığı “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı. Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü. Seçilmiş yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere d...

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler. Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.” Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca ...