20 Ocak 2026

Bugün dün gibi, yarın bugün gibi, yarın dün gibi!

 

"Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırılan zaman, dünden uzaklaşırken, aynı hızla yarına doğru yaklaşıyordu. 

Dün yaşananlar bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp zihindeki ilgili klasöre takılırken, yarınlarda yaşam şansı elde etme mücadelesi veren istekler, arzular, bugünün hayallerine tutunup yarınlara ulaşmak için çabalıyordu.

Bir çok zihinde dünün anıları sürekli bugünü koşulluyor, yarının hayallerini istediği şekilde biçimlendiriyor, kısacası dün, bugün aracılığıyla yarınları yaratıyordu.

Her deneyimle artan bilgi yüzünden gittikçe zorlanan zihni fark eden korku, 
dünden bugüne sızıp, yarının hayallerinin arasına sessizce kuşku ve endişeyi bırakmaya başladı. Kuşku ve endişeye kapılan an, umutlarını yitirip telaş içinde bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı.

Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarınsa eğer farklı bir şey yapmazsa her şeyin sürekli düne benzeyeceği, hiç bir şeyin hiç bir zaman değişmeyeceğiyle.

Korkunun, kuşkunun, endişenin tamamen esiri olan bugün, umutsuz bir telaş içinde “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı.

Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü.
Yaşanan yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere dönüştü.


Ve bir gün zaman, sıkıştığı “dün, bugün, yarın” üçgeninden kurtuldu, dünyanın kenarından sonsuzluğa doğru akıp onun içinde eriyip yok oldu. 

İnsan, olabilecekken olamamışların tümünü ancak o an da gördü.

Üzüldü!

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Srijan Mohan

Hiç yorum yok: