Ana içeriğe atla

Neden itiraf edemiyorum ben kendime?


Düşünüyorum!

Ben” diye etrafıma gösterdiklerim acaba yüzde kaçım benim?

Cesaret edip de gösteremediğim daha ne kadar var geride?

Yüzde kaç gerçeğim ben?

Sahip olduğum duyguların acaba yüzde kaçını kullanmak için kendime izin veriyorum?

Kendime hayatın yüzde kaçını yaşatıyorum?

Yüzde yüz kendim olarak yaşamak için yeterince cesaretim mi yok? 
Yüzde yüz kendim olarak yaşama riskini mi göze alamıyorum?
Yeterince iyi olmadığımı düşündüğüm için, reddedileceğimden, sevilmeyeceğimden, terk edileceğimden mi korkuyorum?
Beni avuçlarında tutan alışkanlıklarıma, bağımlılıklarıma mı karşı koyamıyorum?
Yoksa kendimi gerçek diye inandırdığım, sahtelikleri kaybederim korkusu mu beni böyle basiretsiz bırakıyor.

Düşününce ne tuhaf bir durum aslında bu yaşadığım!

Kendim olmanın bana yaşatacağı o büyük heyecan, coşku, mutluluk yerine, sürekli olması gerektiğini inandığım şeyler için çabalıyorum!

Yüzde yüz kendim olmak yerine, olmam gerektiğine inandığım kişi olmaya çalışıyorum !
Bana dayatılan kopya bir yaşamı, özgün hikayesi olan mutlu ve yaratıcı bir birey olmaya tercih ediyorum!

Neden bana öğretilen çaresizlik duygusuna karşı koymayıp, uzanıp alınmamış, tatmin edilmemiş duygular düzeyinde yaşamaya devam ediyorum?
Neden kurtulmak için hiç çaba sarf etmiyorum, zihnimdeki yargıcın, beni sürekli kısıtlayan o yasaklarından, sınırlarından, kurallarından, senaryolarından?

Neden itiraf edemiyorum ben kendime?

Yaşamak için doğduğum hayatın böyle bir hayat olmaması gerektiğini!
Yürüdüğüm bu kalabalık, ana yolu, risksiz, bildik ve kolay olan olduğu için benim tercih ettiğimi!
Kendi ışığımın, öz benliğimin bana yetmeyeceğine inandırıldığım için sürekli birilerinin peşinden gittiğimi!

Kendimi, yaşadığım hayatı, inandığım düşüncelerin bana yaptırdıkları seçimlerle, an be an benim şekillendirdiğimi, benim inşa ettiğimi.

Bir gün kendimi ikna edip, inandığım düşünceleri değiştirebilirsem, 
Yaptığım seçimlerin ve yaşadığım hayatın da değişeceğini.

Ve kendime bambaşka bir hayat yaşatabileceğimi!

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Vladimir Kubantsev

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...