Ana içeriğe atla

Büyük aşklar mı vardır yoksa aşklarını büyütebilen insanlar mı?


Ne tuhaf değil mi?

İkimiz de duramıyoruz, sürekli zihnimize kayıt etmeden birbirimizi! 
Zihnimizde biriktirmekten vazgeçemiyoruz,
Paylaştığımız anları, anıları, birbirimizle ilgili hissettiklerimizi, düşüncelerimizi!

Mutluluklarımızı kaydediyoruz.
Tartışmalarımızı, öfkemizi kaydediyoruz.
Neşemizi kaydediyoruz.
Üzüntülerimizi, acımızı kaydediyoruz.

Zamanla birbirimiz hakkında ne kadar çok şeyi imgeleştirip zihnimize yığıyoruz.

Sonrası ise;

Birbirimizi, 
Yaşanacak olanı,
Onlarla karşılıyoruz.
Onlarla karşılaştırıyoruz.

Yaşadıklarımıza onları tekrar, tekrar onaylatıyoruz.
Yaşadıklarımızı onlarla sınırlayıp, onlarla tanımlıyoruz.

Esas meselenin ilişkinin nasıl olduğu değil, bizim nasıl biri olduğumuz olduğunu hep unutuyoruz.

Bir duyguyu bizim nasıl yaşamakta olduğumuzu, onun bize neyi göstermekte olduğu belki de hiç fark etmiyoruz.

Bölünüyoruz, çatışıyoruz, yoruyoruz, yıpratıyoruz, zaten sağlıklı bir şekilde kuramadığımız aramızdaki o narin, hassas bağı. 

Engelliyoruz her seferinde yeni, farklı olanı. 
Dinlemiyoruz, göremiyoruz, es geçiyoruz, kısıtlıyoruz, kırıyoruz, döküyoruz, yaralıyoruz.

Neden yaşadığımız ilişkileri düşüncenin yörüngesine oturtmayı biz bu kadar çok seviyoruz?

Neden düşüncelerin bağından kurtarıp karşımızdakini, ilişkimizi bir türlü özgür bırakamıyoruz?
Eskiyi tekrar tekrar onaylatmayı, yeni, farklı olanı görmeye çalışmaktan neden daha fazla önemsiyoruz?

Zihnimizin bize kurduğu bu klasik tuzağa nasıl oluyor da bu kadar kolay düşüyoruz?

İçimizde hissettiğimiz sevginin tek başına nasıl bir önemi var acaba?

İlişkilerimizde esas belirleyici olanın bizim karşımızdakine ne yaşattığımız, ona ne hissettirdiğimiz olduğunu neden bir türlü göremiyoruz?

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / JD Mason

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...