Ana içeriğe atla

Yaşam, bizim kendimizi doğrulamamıza izin vermeyecek kadar kısa mı?

İnsan oldun.
Yeryüzüne doğdun.
Saf, temiz, dokunulmamış, masum…

Ne olduğunu ya da ne olmadığını bilemeyen bir hiç!
Hiçbir yerden başlamayan cümleler, bilinmeyen bir boşlukta anlamlarını yitiriyorlardı o ilk zamanlarda . 
Dünsüz ve yarınsız bugün, nasıl da ilgini çekiyor, heyecanlandırıyor, meraklandırıyor, mutlu ediyordu seni!

Zaman ilerledi.
Bilinç harekete geçti.
Seni kuşatan dünyanın, bilgi bombardımanı altında.

Zihin uyandı. 
Sana imgelerden oluşan bir dünya yaratmak için kollarını sıvadı. 
Nedensellikle yönetilen bir dünya. 
Her şeyin mutlak bir nedeni vardı ve her nedenin de bir yanıtı. 
Sana sunulan her yanıtsa düne dair bir inancın, bir düşüncenin, geçmişin bir devamı.
Doğmuştun bir kere, istesen de artık duramazdın!

Sen de durmadın.Durmadan, duramadan deneyimler yaşadın.

Zamanla herkes gibi sen de, büyük kalabalıkların arka fondan hep birlikte, sürekli kulağına fısıldadıklarına inanmaya ve artık ben de biliyorum demeye başladın.

Olmakta olana ilgini, merakını, heyecanını yitirdin, onu andan an'a gözlemlemeyi bıraktın.
Oysa biliyorum demek ben artık ezberden yaşıyorum demekti!
Dahil edildiğin kolektif rüyanın seni de uyuttuğunun farkına varamadın.

Dürüst olmak gerekirse; fark etsen de, pek bir şey değişmezdi.

Dünya sahnesinde sergilenmekte olan oyunun kuralı böyleydi!
Hatırlamaya uyanmak için önce sen de uyumak zorundaydın.

Hayat denilen tuhaf bir oyundu bu, ilk insandan bugüne, kurallarını birlikte koyup, birlikte oynadığımız.

Doğmak, 
Ehlileşmek, 
Unutmak, kaybetmek, 
Ardından yeniden hatırlamak, 
Ve yeniden peşine düşmek! 
Yeniden şekillenmeden önce erimek.
Yaratmadan önce törpülemek, yok etmek. 

Önce hayat oyununa dahil olabilmek için kendini silmek, 
Ardından yaşamak için doğduğun hayatı yaşayabilmek için öz benliğini, varlığını yeniden teyit etmek…
Masumiyetle başladığın yolculuğu yine masumiyetle bitirebilmek…

Bu defa kendini, ne olduğunu idrak ederek…

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Muhammad Harun

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...