Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?
Hiç hesapta yokken, ansızın baş verir zihninde bir düşünce!
En son ne zaman emindin, doğru yolda yürümekte
olduğundan?
En son ne zaman geleceğine dair kocaman bir
gülüş vardı yüzünde?
En son ne zaman yarını düşününce kendini rahat,
huzurlu ve mutlu hissettin?
Yarın!
Dünden ona sızmaya çalışan, önyargılar, kuşkular,
tereddütler, korkular!
Dün ne kadar zor olursa olsun, insan dünü
bugünün öğretmeni yapmayı başarabildiğinde, elinde aslında her gün zenginleşmakte
olan ne büyük bir hazinesi var.
Yarın,
Yeni bir gün.
Her yeni gün, dünden farklı, yeni bir şey daha
deneyimlemek, yaşamın hazırladığı sürprizlerin peşine takılmak için yeni bir
fırsat.
Hayat, insan için hiç bitmeyen bir düşler ve
gerçekler yarışı.
Düşler her zaman önden gidiyor, gerçeklerse onu
takip edip en son sözü söylüyor.
Yaşam bir taraftan bizi düş kırıklığına uğratsa da diğer taraftan da bize sürekli yeni ipuçları vermeye devam ediyor.
Peki o zaman önemli olan ne?
Adına “Hayat” denilen büyük armağanın sana neden
verildiğini!
Dünya sahnesine inip, bu bedeni üzerine neden
giydiğini!
Sana da bir rol verilen bu muhteşem sahnede,
kimlerin hayatına dokunmak, hangi yolları izlemek, neleri gerçekleştirmek,
varlığınla, eylemlerinle, sevginle nelere anlam, değer katmak için seçildiğini!
Sahnede var olduğun sürece sen de herkes gibi
hiç durmadan ileriye doğru yürüyeceksin.
Ve kendini sürekli yol ayırımlarında, bir seçim
yapmak zorunda bulacaksın.
Seçtiğin yollar her zaman kısa ve kolay
olmayacak. Mutlu bir hedefe varamayan yollar, seni daha fazla yoracak.
Hayatını esas şekillendirenlerse, hiç hesapta
yokken kendini ansızın bulduğun yol ayırımları ve bu yol ayırımlarında yaptığın
seçimlerin olacak.
Sahnedeki rol arkadaşların da sana, tıpkı senin
gibi, ancak kendinde olanı verebilecek.
Herkes gibi, sen de insan olmanın bütün
hallerini içinde taşıyacaksın.
Herkes gibi, sen de ne tam günahkar ne de
tamamen günahsız olacaksın.
“Neden çıktın karşıma” dedi gözlerinden akmakta olan yaşları silerken. “Hem de tam artık bir daha olmayacak dediğim bir zamanda. Sanki benim için bir test gibi! Korkuyorum! Bir kez daha geriye doğru kaymak istemiyorum. Sen benimleyken kendini rahatlatmak için beni kontrol etmek, benden daha fazlasını almak istedikçe ben kendimi bir kez daha tehdit altında hissediyorum. Her şeyi ardımda bırakıp kaçmak istiyorum. Korkuyorum...”
"Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırılan zaman, dünden uzaklaşırken, aynı hızla yarına doğru yaklaşıyordu.
Dün yaşananlar bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp zihindeki ilgili klasöre takılırken, yarınlarda yaşam şansı elde etme mücadelesi veren istekler, arzular, bugünün hayallerine tutunup yarınlara ulaşmak için çabalıyordu.
Bir çok zihinde dünün anıları sürekli bugünü koşulluyor, yarının hayallerini istediği şekilde biçimlendiriyor, kısacası dün, bugün aracılığıyla yarınları yaratıyordu.Ama ben yalnızlığı seviyorum.
İhtiyaç duyduğumda iyice kendime çekilip, hayatın hızını, ritmini yavaşlatabilmeyi…
Kalabalıklardan bunaldığım zamanlarda herkesten kaçıp kendime sığınabilmeyi…
Kendimi bir sahil kenarına atıp havadaki iyot kokusunu soluyabilmeyi…
Denizin turkuazını fark edip, sebepsizce kendi kendime gülümseyebilmeyi…
Doğanın içinde, bir başıma yürürken ayaklarım altındaki yaprakların çıkardıkları o sesleri, o anlarda etrafımı saran temiz havayı, bol oksijeni doya doya içime çekebilmeyi…