Ana içeriğe atla

Zihnin sınırlarından hayatın sonsuzluğuna...

 


Zor değil mi?


Kendinle zaman zaman yalnız kalıp, kendi içinde bir yolculuğa çıkabilmek, kendinin gitgide daha derinlerine inebilmek. Zihnin gizli odalarını, saklı güdülerini, geçmişin karmaşık mirasını çözebilmek için çaba sarf etmek!
Zihnin esas amacının sana mutlu bir hayat yaşatmak, seni hayallerine kavuşturmak değil, seni hayatta tutmak olduğunu fark edip, onun, hayatın, seçimlerin üzerindeki etkisinden kendini arındırabilmek!
Zihne kapasitesinin geçmişle sınırlı olduğunu kabul ettirip, dünsüz, yarınsız deneyimlere, imkansızlara, mucizelere, sonsuz olasılıklar denizine yelken açabilmek!
İçinde hiç bir zorlama hissi, olmama, kazanamama, ulaşamama, kaybetme korkusu duymadan yaşamın akışına kendini bırakıp, hayatla bütünleşerek yaşamayı öğrenebilmek!
Kolay değil mi?

Dünyaya, günlük yaşama, yaratılmış düzene, sana satılan düşüncelere, kendine seçtiğin rollere kapılıp, içindeki “ben” i, sahip olduğun özellikleri, yetenekleri, o büyük potansiyeli gözardı etmek!
İyi veya kötü ayırımı yapmaksızın, bildiklerini, daha önce deneyimlediklerini tekrar tekrar yaşamayı tercih etmek. Dünün bildik, tanıdık deneyimlerini, yarının bilinmeyen yeni gerçekliklerine tercih etmek. Bunun nedeni üzerine hiç düşünmemek!
Haz ve korku anılarını, geleceği modellemek için zorunlu bir ihtiyacınmış gibi zihinde sürekli biriktirmek!
Duygular, düşünceler, arzular, korkular, endişeler, beklentilerden oluşan bir bulut kümesinin içinde, hayatı fark edemeden yaşamaya devam etmek!

Kolay değil mi?
Gözümüzün önündeki, bize sunulan ikinci el gerçekliklerden, gördüğümüz hayatlardan sürekli kopya çekmek!
Hayatın içinde olmak, hayata kendi cevaplarını vermek yerine, hayatın içinde olanları seyredip, hep başkalarının hayata verdiği cevapları dinlemek!
 
Zor değil mi?
Düşünsel özgünlüğünü, özgürlüğünü, yeteneğini, mutlu olma cesaretini, koruyabilmek. Her şeye rağmen vazgeçmemek, her koşulda yeniden deneyebilmek!
Geçmişle, hikayenle, kendinle, sahip olduğun tasarımınla, hep birlikte oynadığımız hayat oyununa dair gerçeklerle, yüzleşebilmek!

Daha önce keşfedilmiş bir anlam yerine, kendi başına bir anlama sahip, mutlu, özgün bir yaşam sürebilmek!

Hayatına cesurca kendi imzanı atabilmek…

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Titas Mallick

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...