Ana içeriğe atla

Hangi ben olabilme ihtimallerine yaşam şansı tanımıyorum?


Bir şeylerden mi kaçıyorum?
Bir yerlere mi varmaya çalışıyorum?

Bir şeylerden kaçtıkça nelere yaklaşıyorum?
Kimlerin hayatından çıkıyorum?
Kimleri hayatıma dahil ediyorum?

Bir yerlere varmaya çalıştıkça nelerden uzaklaşıyorum?
Kimleri hayatımdan çıkarıyorum?
Kimlerin hayatına dahil oluyorum?

Geçmişin gölgeleri mi geleceğin üstüne düşüp beni korkutuyor?
Geleceğin düşleri mi beni geçmişin gölgesinden kurtarıp rahatlatıyor?

Bir tercih mi yapıyorum?
Bir şeyden mi vazgeçiyorum?

Yaptığım tercihle neleri kaybediyorum?
Hangi olası gerçekliklerin üstünü çiziyorum?
Hangi ben olabilme ihtimallerine yaşam şansı tanımıyorum?

Vazgeçtikçe neler kazanıyorum?
Hangi gerçeklikleri de seçebilme şansına sahip oluyorum?
Hangi ben olabilme ihtimallerini de görmeye başlıyorum?

Kendimi terk etmeye mi çalışıyorum?
Kendimle barışmak mı istiyorum?
Kim kimi terk ediyor, kim kiminle barışmak istiyor?
Terk edince kim kimden kopuyor, kim kime yabancılaşıyor?
Barışınca kim kimle buluşuyor, kim kime kavuşuyor?
Kimin duyuları yanılıyor, kimin mantığı yanlış yapıyor?
Doğru seçimleri kim yapıyor, yanlış kararları kim veriyor?

Düşünüyorum!
Ben, benim için yazılmış bir kaderi mi oynuyorum?
Ulaşmaya çalıştıklarımla, kaçtıklarımla, tercih ettiklerimle, vazgeçtiklerimle, terk ederek ya da barışarak kendi kaderimi, ben, kendim mi yazıyorum?

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Michael Held 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...