Ana içeriğe atla

İlişkilerimiz bize hep geçmişimiz hakkında konuşur, hala göremediklerimizi bize anlatır durur!


Acaba geçmişimize dair gerçekleri görmek için kaç deneyim bırakmalıyız ardımızda?
Kaç farklı tekrar yaşamalıyız, farklı zamanlar da, farklı insanlarla, farklı mekanlarda!

Hayatımızda neden hep aynı gerçeklikleri yaratıp duruyoruz?

Niçin hep benzer insanlara, benzer ilişkilere tutunuyoruz?
Bizi çevreleyen sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan hep aynı gerçeklere ulaşıyoruz?

Düşünüyorum!
Hayatım üzerinde kontrolümün olmadığı fikrine acaba ne zaman, neden kapıldım?
Sürekli geçmişten beslenen zihnimin bana gösterdiği yolun dışında kalanları, ne zamandan beri ben yok saydım?

Bilincimi, irademi kullanmaktan vazgeçip hayatımın yönetimini ne zamanda beri zihnime bıraktım.

Düşünüyorum!

Eğer gerçekten ister, bunu kendi hayatlarında gerçekleştirmiş olan insanların söylediklerine kulak verip, onlardan ihtiyacım olan desteği almayı seçersem;

Hangi duygumun, geçmişte karşılanmamış hangi ihtiyacımdan dolayı ortaya çıktığını bulamaz mıyım?

Geçmişte yaşadığım olayların içerisine gömülü anlamları bugünkü bilincimle görmeye başlayamaz mıyım?

Yaşadığım deneyimi neden yaşadığımı, karşımdaki insanın bende neyi tetiklediğini bu deneyimin neyi anlamama hizmet ettiğini ben bulamaz mıyım?

Korku temelli senaryolar üretme kabiliyeti olan bir zihne sahip olduğumun bilinciyle, hayatı zihnimi yöneterek yaşayamaz mıyım?

Neyim ben?
Kendimi hangisine inandırmalıyım?

Ben geçmişin bir kurbanı mıyım?
Yoksa ben geleceğimin mimarı mıyım?

Ben, geçmişimin anlamını bugünde değiştirip, k
endime yeni bir gelecek yazamaz mıyım?


Haşim Arıkan


Fotoğraf:  Pexels / Andrea Piacquadio
 

Yorumlar

Popüler Yayınlae

Geçmiş olan ben'in, şimdiki ben'den ne istediğini aslında biliyorum!

  İnsanın hayatta bir şeylere tutunmaya, zihninde sürekli hayata dair kendini rahatlatacak yeni düşünceler, tanımlar, kayıtlar oluşturmaya gerçekten de ihtiyacı var mıdır? Bir insanın yaşadığı hangi deneyimler doğru, hangi deneyimler yanlıştır? Yaşadığımız deneyimleri doğru ya da yanlış yapan, sürekli geçmişten beslenen zihnimizin, onları dünün filtresinden süzerek yüklediği anlamlar mıdır?   Biz her ne kadar hayatımıza dair önemli kararları kendimizin verdiğini zannetsek de;   Aslında verdiğimiz o kritik kararlar, biz doğmadan önce hazırlanan reçetemizdeki formüle göre, zamanı geldiğinde zihnimizde sessizce baş veren, hikayemizin kaçıp kurtulamayacağımız kilometre taşları mıdır?   Hayatı gerçekten de yaşamış diyebileceğimiz o insan!?

Dün, bugün, yarın...

  “Dün, bugün, yarın” üçgeni içine sıkıştırdığımız zaman, bizi dünden uzaklaştırırken, aynı hızla da yarınlara doğru yaklaştırıyordu. Yaşananlar, bugün olduğunda, birer anıya dönüşüp düne takılırken, yaşanmak istenenler hayallere asılı bugünden yarınlara doğru uçuşuyordu. Dün bugünün korkusu, yarın bugünün umudu olmaya soyunduruldu. Dünden bugüne sızan korku, yarının umutlarının arasına sessizce kuşkuyu saldı. Kuşku, inancı boğdu, tüm zehirini an’a akıttı. Zehirlenen an, umutlarını yitirip, telaşla, bugünü, düne ve yarına iyice bulaştırdı. Dün, bugünü, eğer farklı bir şey yaparsa hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla korkuttu. Yarın ise farklı bir şey yapmazsa herşeyin yine düne benzeyeceğiyle. Korkunun iyice esiri olan bugün, telaş içinde yarınlardan aldığı “hayalleri” hızla öğütmeye, onları “asla olamayacaklar” listesine kaydetmeye başladı. Yarının bilinmeyen mutlulukları, dünün bildik acılarına yenik düştü. Seçilmiş yalnızlıklar, öğrenilmiş çaresizliklere d...

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler. Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.” Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca ...