Ana içeriğe atla

Zorlu bir itiraf anında, kendime ve sana karşı dürüst olmayı seçiyorum!

,,
Senden özür diliyorum!

İlişkimiz süresince sana veremediklerim için.
Sana katılamadığım zamanlar, 
Sana yaşattığım hayal kırıklıkları için.
Bize dair, tamamlamam için yarım bıraktığın o cümlelerini tamamlamaya çabalamadığım için.
Sohbetlerin etkisiz elemanı, karar anların çekimser oyu, sen bilirsin’lerin insanı olduğum için.

Cesaretsizliğimi, ürkekliğimi, korkaklığımı senden gizleyip, güçlüymüş gibi görünebilmek adına, duygularımı yok sayıp kendimi senden uzak tuttuğum için.

İtiraf etmeliyim ki, ben de seninle birlikte, seninle yaşadığımız bu ilişki sayesinde keşfedebiliyordum aslında içimde yaşamakta olan ben’i. 
Senin benimle olan mesafen, benim kendimle olan mesafemden çok daha küçüktü belki…

Bizi birbirimize yaklaştıran aşk keşke varlığımızın, yaşanmışlıklarımızın sınırlarını da birbirimiz için kaldırabilseydi. Geçmişin bizi bugünkü ben yapan izlerini, kimselere açık edemediğimiz suçlarımızı, ayıplarımızı, heveslerimizi, hayallerimizi, günahlarımızı, birbirimize söylememize gerek kalmadan bize gösterebilseydi…

Teşekkür ediyorum sana.

Bana verdiğin bütün sevgin için.
Kim olduğumu, ne olduğumu, aşkın, gerçek bir ilişkinin nasıl bir şey olduğunu anlayabilmeme yardım ettiğin için.
Daha önce hiç hissetmemiş olduğum bazı duyguları hissedebilme potansiyelim varlığını bana fark ettirdiğin için.

Sona eren bir ilişkinin ardından bile, nefret duyguları uyandırmadan hatırlanabilecek bir insan olunabileceğini bana gösterdiğin için…
 
Bir ilişkinin sonunun da, ilişkinin en az diğer bölümleri kadar önemli olduğunu bana fark ettirdiğin için…
                ,,

Okuduğu kitabı yanına bırakıp düşündü! 

Acaba gerçek hayatta kaç kişi, bir ayrılık sonrası böyle bir veda mektubu yazabilir?
Kendini hem kendine, hem de karşısındaki kişiye dürüstçe itiraf edebilirdi?

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Natasha Kovtun

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...