Ana içeriğe atla

Hayatımızın en büyük savaşını kendi içimizde yaşıyoruz…!


Ne tuhaf değil mi?

Hayatı, kendimizi, ancak diğer insanlarla yaşadığımız ilişkiler aracılığıyla keşfedebilirken, yaşamış olduğumuz ilişkiler yüzünden kendimizi hayattan çekiyoruz!

İlişkilerden kaçarak ilişki kurmak istiyor.
Biz kaçarken birileri bizi fark etsin, yakalasın, hikayemize dahil olsun diye bekliyoruz…

Hiç tanımadığımız insanlara ihtiyaç duyuyor.
Onlarla konuşmak, onlara hikayemizi anlatmak, onların varlığını hayatımızda hissetmek, onlarla rahatlamak istiyoruz…

Bazen bir acıdan çekip çıkarıyoruz hayatımıza dahil ettiğimiz bir insanı, bazen onun mutluluğuna engel oluyoruz.
Bazen bir parçamızı onda bırakıp eksilerek yolumuza devam ederken, bazen onunla birlikte yeni bir hayat keşfediyoruz.
Kimilerinin hayatında iz bırakan bizken, kimilerinin izini hayatımız boyunca biz taşıyoruz…

En önemli gerçeklere belki en sıradan ilişkilerimizde ulaşıp,
En büyük yalanları belki de en tutkulu ilişkilerimizde söylüyoruz…

Kimi zaman bize iyi gelecek yeni bir ilişkiyi hayal ederken buluyoruz kendimizi.
Kimi zaman eski bir ilişkimizin anılarında kayboluyoruz.
Bazen mutlu olduklarımızı hatırlayıp, gülümseyerek onlara el sallıyor.
Bazen özlediklerimizi hatırlayıp, keşkelere dolanıp, onlarla bir kez daha düğüm oluyoruz.
Belki de en çok, en unutulmaz olanları unutabilmek için çabalıyoruz…

Neticede insanız hepimiz!
Hayatı, kendimizi, ancak diğer insanlarla kurabildiğimiz ilişkiler kadar tanıyor,
Hayatın dokunduğumuz hayatlar kadarını keşfedebiliyor,
Kendimizin hissedebildiğimiz kadarına “ben” diyoruz…

Belki de aradığımız mutlulukla aramıza kendimiz giriyor,
Hayatımızın en büyük savaşını kendi içimizde yaşıyoruz…

Düşünüyorum.

Acaba yaşadığımız ilişkilerin bize hissettirdiklerini unuttukça, eksiliyor muyuz?

Yaşadığımız ilişkilerin bize hissettirdiklerini sürekli hatırladıkça, hayatın, kendimizin çok daha azını mı kendimize yaşatmaya başlıyoruz?

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Zhanna Rinatova

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...