Yoksa sana veremedikleri sen de eksik bıraktıkları için onları hala suçluyor musun?
Onların sana yaptıklarında mı yoksa daha çok senin için yapmadıklarında mı aklın?
Bugünkü yetişkin halinle, onların sana verebildikleri kadarını kabul edip, onlardan alamadıklarından feragat edip, onları artık ben tamamlayabilirim diyebiliyor musun?
Onların da, kişiliklerinin derinlerinde gizli, onları seni sevmekten, seni anlamaktan, kendilerini sana vermekten alıkoyan bir şeylerin var olabileceği gerçeğini…
Bizim kendi gerçekliğimizin aslında tek gerçeklik olamayabileceğini…
Anne ve babasını, kendininkinden ayrı dünyaları, ayrı hikayeleri olan birer varlık olarak görmeden, hayatının sorumluluğunu üstlenemiyor insan!
İçindeki, ebeveynleri tarafından ihmal edilmiş o küçük çocuğun, şu an hala ona kim olması gerektiğini söylemesine izin vererek hayatta yol alamıyor! O küçük çocuğun koyduğu duygusal sınırları değiştirmediğinde, etrafındaki insanların ona karşı olan davranışları değişmiyor.
Bir acıda saplanıp kaldığında o acının ötesinde uzanmakta olan varlığını keşfedemiyor.
Değişim, bizi kilitleyen esas şeyin, geçmişimiz değil, geçmişe olan bakış açımız olduğunu anlamakta başlıyor.
Bunu anladığında, insanın karşısına yeni gerçeklikler belirmeye başlıyor. Sen onları da görebildiğinde, geçmişe, insanlara yüklediğin anlamlar ve en önemlisi de geleceğin değişiyor. İnsan geleceği değiştirebildiğinde geçmişini de telafi edebiliyor.
Herkesin kendine dair inandığı bir hikayesi var ve bu hikaye ancak insan kendisiyle yeniden, gerçek bir bağ kurabildiğinde değişiyor.
İnsan aradığı sevgiyi kendi içinde bulduğunda, onu geçmişten talep etmekten de, dışarılarda kovalamaktan da vazgeçiyor.
İçindeki o güçlü şefkati kendine çevirdiğinde artık yeni bir ben ile yaşamaya başlıyor…
Haşim Arıkan
Fotoğraf: Pexels / Muyiwapho

Yorumlar