Ana içeriğe atla

Geçmiş onu yaşadığın haliyle durmuyor, onu hatırlayan sen'le birlikte o da sürekli değişiyor!

 


Anne ve baban hakkında ne düşünüyorsun?

Seviyor musun onları? 
Onlar gibi anne ve babaya sahip olduğun için mutlu musun?
Yoksa sana veremedikleri sen de eksik bıraktıkları için onları hala suçluyor musun?
Onların sana yaptıklarında mı yoksa daha çok senin için yapmadıklarında mı aklın?
Bugünkü yetişkin halinle, onların sana verebildikleri kadarını kabul edip, onlardan alamadıklarından feragat edip, onları artık ben tamamlayabilirim diyebiliyor musun?

Düşünüyor musun hiç?

Onların da, kişiliklerinin derinlerinde gizli, onları seni sevmekten, seni anlamaktan, kendilerini sana vermekten alıkoyan bir şeylerin var olabileceği gerçeğini…

Bizim kendi gerçekliğimizin aslında tek gerçeklik olamayabileceğini…

Hiç bir anne ve babanın kendinde olmayan bir şeyi çocuğuna veremeyeceğini…

Farkında mısın?

Anne ve babasını, kendininkinden ayrı dünyaları, ayrı hikayeleri olan birer varlık olarak görmeden, hayatının sorumluluğunu üstlenemiyor insan!

İçindeki, ebeveynleri tarafından ihmal edilmiş o küçük çocuğun, şu an hala ona kim olması gerektiğini söylemesine izin vererek hayatta yol alamıyor! O küçük çocuğun koyduğu duygusal sınırları değiştirmediğinde, etrafındaki insanların ona karşı olan davranışları değişmiyor.

Kendisi için asıl tehlikenin insanların yaşattığı acılar değil, bu acıya tutunup, onunla birlikte yaşamaya alışmak olduğunu kabullenmeden kendisi için yeni bir gelecek yaratamıyor.
Bir acıda saplanıp kaldığında o acının ötesinde uzanmakta olan varlığını keşfedemiyor.


Değişim, bizi kilitleyen esas şeyin, geçmişimiz değil, geçmişe olan bakış açımız olduğunu anlamakta başlıyor. 

Bunu anladığında, insanın karşısına yeni gerçeklikler belirmeye başlıyor. Sen onları da görebildiğinde, geçmişe, insanlara yüklediğin anlamlar ve en önemlisi de geleceğin değişiyor. İnsan geleceği değiştirebildiğinde geçmişini de telafi edebiliyor.

Herkesin kendine dair inandığı bir hikayesi var ve bu hikaye ancak insan kendisiyle yeniden, gerçek bir bağ kurabildiğinde değişiyor. 

İnsan aradığı sevgiyi kendi içinde bulduğunda, onu geçmişten talep etmekten de, dışarılarda kovalamaktan da vazgeçiyor. 

İçindeki o güçlü şefkati kendine çevirdiğinde artık yeni bir ben ile yaşamaya başlıyor…

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Pexels / Muyiwapho



Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...