Ana içeriğe atla

Başkalarına hayır diyebilmek için, kendine ne kadar büyüklükte bir evet demen gerekir?

Gözyaşlarım yanaklarımdan sicim gibi süzülüyor. Birazdan hoca gelip namazını kıldıracak bize. "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye soracak hepimize. 

Eminim ki herkes içten bir “iyi bilirdik” cevabını verecek! Sonra herkes, hep birlikte ona hakkını helal edecek, hocanın eşliğinde peş peşe, üç kere. Bir çoğumuz için esas hakkını helal etmesi gereken o iken!

Sırdaşım, can dostum kim bilir kaç kere konuştuk seninle. 

Her seferinde "haklısın" dedin bana. Bu kadar mı zordu “HAYIR” diyebilmek insanlara? Bu kadar erken yaşta yaşama karşı mıydı diyebileceğin tek “HAYIR”!


Çoğunlukla gece geç saatlere kadar çalışırdı. Herkes kendi işini çoğunlukla ona devredip ofisi terk ederken, onu çok severlerdi, hiç bir zaman kendilerine “HAYIR” diyemediği için.

Karısının biricik aşkıydı o, onun hiç bir şeyine “HAYIR” diyemediği için. 
Karısı istemiyor diye görüşemediği için etrafında neredeyse hiç erkek arkadaşı kalmamıştı. Halbuki ne çok keyif alırdı erkek erkeğe yaptığımız sohbetlerden.

Annesinin hakikatli oğluydu o, annesine “HAYIR” diyemediği için. Sırf annesi istediği için maliye okumuş, sırf annesi istediği için devlet memuru olmuş, sırf annesi istediği için Mine ile evlenmişti.

Mahalle arkadaşıydık onunla, birlikte büyüdük. Hatırlıyorum ilk başlarda onun da yarım, nadir “HAYIR” ‘ları vardı aslında. Fakat annesi Fatma teyze onun bu “HAYIR”’larını hiç bir zaman dinlemez, hatta onu bu yüzden tehdit bile ederdi. Oyunun en güzel yerinde onu ya eve çağırır ya da bir yere gönderirdi. Onun kendi sınırlarını çizebilmesine, başkalarına karşı bunu dile getirebilmesine asla izin vermedi.

Yıllar geçtikçe o da “HAYIR” kelimesini lügatından tamamen sildi. Ona göre artık “HAYIR” demek, sevilmemek, reddedilmek, hayatta yalnız kalmak demekti belki de!

Nitekim o “HAYIR” diyemedikçe, çevresindeki herkes onu hep sevdi, onu hiç terk etmedi, reddetmedi! O sırtında talepler, istekler ve beklentilerle dolu bir küfeyle yaşamaya razı gelse de, kalbi bu duruma en sonunda isyan etti, artık yeter diyerek bir gün ansızın durdu ve hikayesinin sonuna noktayı koydu.

Şu an cenazede ona hakkını helal edecek olan kaç kişi, acaba onun, kayıtlara geçmeyen bu faili meçhul cinayetinde, katil zanlısı olabileceğini biliyordu….

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Ashkan Forouzani

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...