Ana içeriğe atla

Zihnin kışında kaybolmak mı, kendi baharını yaratmak mı?


Kimi zaman soğuk bir kış mevsimi gibi hissettirir sana kendini hayat.

Eski, senin için artık sona ermiş, eskinin yükünden kurtulan yorgun ruh, yeniden canlanabilmek için sanki bir süreliğine kış uykusuna çekilmiştir.

Yeni olansa henüz varlığını sana hissettirememiş, senin için yeni bir olasılığına dönüşebilmek, sana kendini gösterebilmek için zamanını beklemektedir.

Sen fark etmesen de aslında her soğuk kış, ardından gelecek olan baharın tohumunu da taşır her zaman içinde…

Ve sonunda o gün, bir gün mutlaka gelir.

Ruh yattığı o kış uykusundan uyanmak için harekete geçtiğini sana hissettirir. 
Anlarsın ki senin için ekinoks zamanı gelmiştir.

Bir bahar meltemi eser eski düşüncelerinin arasında, onları hareketlendirir, yeni düşünceler uzaklaşan gri bulutların ardından kendilerini sana gösterir, zihnin karanlık bir odasından içeriye yeni düşüncelerinin ışıkları dökülür…

Yenilenebilmen için önce eskinin sona ermesine müsaade etmen, 
Yeniden canlanabilmen, bugününü bereketlendirebilmen için, eskinin dönüşüp, eriyip, hayatla bütünleşmesine, bugünün gübresi olabilmesine izin vermen,
Gerektiği, 
Yaşayarak öğrendiğin bir gerçeğe dönüşür…

Hayatındaki her şeyin, her zaman, sadece senin zihninde vuku bulduğu, 
Her neyi, hangi mevsimde yaşarsan yaşa, hepsinin yaratanının, tadını çıkaranının ve en sonunda onu yok edeninin,
Her zaman sadece sen olduğu gerçeği, seninle yüzleşir…

Ve en sonunda bir gün fark edersin ki, bir yaşam boyu her insanın zihninden mevsimler durmaksızın birbiri ardına gelir geçer, sen bir ruh halinden diğerine sürekli seyir edersin… 

Bazen düşüncelerinle sırılsıklam ıslanır, çamurlara bulanır, üşür, bazen düşüncelerinle yıkanır, temizlenir, serinlersin…

Hayatında mevsimler değiştikçe sen de olgunlaşır, büyür, çoğalır, zenginleşirsin...

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Maria Oleacu

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...