Ana içeriğe atla

Gerçek değildi sanki o. Gerçek “o” diye biri yoktu!


İki elinde market poşetiyle merdivenleri çıkıyordu ağır, ağır. Katlarına geldiğinde, her akşam olduğu gibi onu, yine daire kapılarının önünde kendisini beklerken buldu. 

- Hoşgeldin

Elindeki torbaları aldı ve mutfağa yöneldi. 

- Sofra hazır çorbanı koyayım mı?
- Koyabilirsin. Çok açım. Ellerimi yıkayıp, geliyorum.

Banyoya yöneldi. Ellerini yıkayıp mutfağa girdiğinde yine özenle hazırlanmış bir sofranın kendisini beklediğini gördü. Masa da her zaman ki yerine oturdu. Çorbasından bir kaşık alıp ağzına götürürken, bir an gözleri ona takıldı kaldı. 

O anda ona, daha önce hiç bakmadığı bir açıdan bakmakta olduğunu fark etti!

Onunla bir komşularının aracılığıyla tanışmışlar ve çok kısa bir sürede de evlenmişlerdi. İyi bir eş olmuştu ona daima, bugüne kadar aralarında en ufak bir ihtilaf, tartışma bile yaşanmamıştı.

Ondan önce sakin bir şekilde akıp giden deresinde, onunla evlendikten sonra da en ufak bir dalgalanmaya bile rastlamamıştı. Sanki dere akıp giderken birisi daha suya girmiş onun arkasından sessizce yüzerek geliyordu. 

Aslında pek yüzmek de değildi bu. Çünkü yüzmek bir eylem gerektirirdi. O daha çok, hiç bir çaba göstermeksizin kendini akıntıya bırakmış onun peşinden akıntıyla birlikte sürüklenerek geliyordu.

- Yemekten sonra ne yapalım.
- Benim için fark etmez. Sen neyi istiyorsan. 

Her zaman hoşuna giden bu klasik cevap bu defa onu mutlu etmedi!

Hiç bir zaman kendi düşündüğünü söylemeye ihtiyaç duymuyor, kendi isteğini hiç bir zaman belirtmiyordu. 

Gerçek değildi sanki o. Gerçek “o” diye biri yoktu, sadece hareket eden bir vücut vardı sanki karşısında. İradesi, isteği, ruhu olmayan boş bir vücut.

Önündeki yemek tabağını alıp, tatlı tabağını bırakırken ellerinden tutup ona 

“İçindeki “ben” nerede senin? Ne yaptın ona? Nerede, ne zaman, neden terk ettin onu, nereye kilitledin? ” 

diye sormak geldi içinden. Ama tuttu kendini. Yapamadı! 

Birlikte yazıp, oynadıkları bu hikayede ona da kendisi gibi bir başrol vermek isteyip, istemediğinden emin olamadı.

Sustu...

Önünde duran o çok sevdiği cevizli kabak tatlısından bir çatal alıp ağzına götürdü ama her zaman aldığı o çok özel tadı bu defa alamadı...


Haşim Arıkan


Fotoğraf:  Unsplash / Alex Sheldon

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...