Ana içeriğe atla

Gerçek kimin gözünden bakar? Gerçeğin rengi zihnin ışığına göre mi değişir?

 


Düşünür müsün hiç?

Acaba hangisi daha gerçek?

Benim zihnimin sana vermiş olduğu biçim mi daha gerçek? 
Senin zihninin sana vermiş olduğu biçim mi?

Bir olayı ilk kez yaşadığında düşündüklerin mi daha gerçek? 
Yıllar sonra onu hatırladığında düşüneceklerin mi?

Benim bu cümlelere yüklendiğim anlamlar mı daha gerçek? 
Senin onları okuduğunda, fark edip, keşfettiklerin mi?

Filin sadece kuyruğuna dokunabilen bir körün, o fil hakkında hissettikleri, anlattıkları mı daha gerçek? Onun ancak hortumuna dokunabilen bir körün hissettikleri, düşündükleri mi?


Acaba;
Kimin gerçeği diğerlerinden daha gerçek?
Kim kimi yanlış anlıyor? Kim kimi yargılıyor?
Bu noktada son kararı kim, hangi sıfatla, neye göre verecek?

Gerçek, acaba nasıl, ne zaman hepimiz için değişmez, tek bir gerçekliğe dönüşecek?
Zihinlerdeki gerçeği süzen filtreler, algılama kanalları birbiriyle eşitlenecek…
Sahip olunan farklı geçmişler, içinden geçilen hikayeler, yaşanan anda ki koşullar, gerçek üzerindeki etkilerini yitirecek…

Gerçek dediğimiz şey belki de, hepimiz için sadece bir anlığına, onunla karşılaştığımız, o ilk tanımsız, duyusal anda gerçek…

Zihin onu etiketleyip, tanımladıktan sonra, ona anlam yükleyen zihin değiştikçe, o da, onunla birlikte yolculuk boyunca durmaksızın değişecek…

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Soroush Karimi


Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...