Kayıtlar

Aralık, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlişkiler ve düşünceler...

Resim
Diyorum ki;
Hayatımı artık hiç bir şey düşünmeksizin yaşamak istiyorum…

Diyor ki;
İnsan düşünmeden yaşayamaz!
Yaşamak “ilişkiler ve -onlara dair- düşünceler" dir.
İnsan olmayı seçip, ruhunun üzerine bu bedeni giydiğin gün bu gerçeği de kabul etmişsin demektir.
Doğmak, ilişkilere ilk adımı atmaktır.
İlişkilerse düşünmek.
Düşünmek, hissettiklerini tanımlamaktır.
Tanımlarınsa,
Sevgidir.
Acıdır,
Özlemdir..
Öfkedir.
Nefrettir.
Aşktır.
Korkudur.
Mutluluktur....
.......
....

Diyorum ki;
Ben yoruldum artık yaşamaktan, yaşadıklarımdan.

Diyor ki;
İnsanı yoran, bitmeyen tekrarlardır.
Oysa yaşamak, hiç durmadan ileriye yürümektir.
İleriye yürümek, sana yeni ilişkileri getirir.
Yeni ilişkilerse, yeni düşünceler için sana yeni bir şans verir
Yeni düşünceler ise sana daha önce yaşadıklarını bile farklı hissettirir.

Yaşanan bu değişim;
Kimilerine göre kendini red etmektir.
Kimilerine göre ise kendini keşfetmek.

Kolay olan,
Bu değişimi red edip, zihnindeki düşüncelere esir düşmektir. Hep aynı düşüncel…

Günahların da içtenlikli bir günahkara öğretecekleri var, tıpkı erdemlerin bir ermişe öğrettikleri gibi...

Resim
Hayat hayatla besleniyor, insan hayatla, yaşadığı ilişkilerle.
Gece gündüz gibi sürekli yer değiştiriyor herşey.
Bir kendini hatırlıyor insan, bir unutuyor.
Bir özgür bırakıyor, bir yargılıyor, tutsak alıyor.
Kimi zaman gerçeklere ulaşmaya çalışıyor.
Kimi zaman sahte olandan uzaklaşmaya.
Aslında sahte olandan uzaklaşırken gerçeklere de yaklaşıyor.
Gerçeklere ulaşmaya çalışırken de sahte olandan uzaklaşıyor.

Geldiği her yol ayırımda bir tercih yapıyor - kah ipleri düne bağlı düşüncelere dalarak, kah hayalinde canlanan görüntülere bakarak- aynı zamanda da bir şeylerden vazgeçiyor.
Yürümeye başlıyor, seçtiği, girdiği yolda.
Ardından tereddütler,korkular, endişeler yeşermeye başlıyor beyninde, acaba bu yol doğru olan mı diye!
Varsayımlar, önyargılar -bulutların güneşi etkilemeksizin örtmesi gibi- gerçekleri yavaş yavaş kapatmaya başlıyor.
Yüreğinde çalan şarkılar bir süre sonra yerini çığlıklara bırakıyor.

Oysa yolun hiç bir önemi yok. Önemli olan sadece ileriye doğru yürümek.
Olmak z…

Sen, ancak düşüncelerin kadar özgürsün.

Resim
Düşüncelerinle yaşamını nasıl etkilediğini fark etmeden yaşamaya devam ediyorsun...
Kendine bakıpta görmeden, kendini duyupta işitmeden...
Aynı düşüncelerin hapsinde, yaşamı sürekli tekrar ederken...

Yaşadıklarını tanımladığın o düşüncelerin, geçmişle sınırlı olduğunu gözardı ederek sürekli herşeyi yargılıyor, tartıyor, karşılaştırıyorsun.

Peki ya gerçek!
Gerçek dediğin şey hangisi sence?
Birşeyi ilk defa yaşadığında, duyusal olarak hissettiğin o ilk tanımsız an mı?
Düşüncelerin ona bir anlam yüklediği, sonraki zaman mı?

Korkularını yaratan, sana hayatı sürekli frene basarak yaşatan hangisi?
Yaşadıkların mı?
Düşüncelerinin onlara yüklediği anlamlar mı?

Düşünüyor musun hiç?
Acaba gerçeği ne kadar gerçek, ne kadar duyusal yaşayabiliyorsun?
Yaşayacaklarına ne kadar önyargısız, beklentisiz yaklaşabiliyorsun?
Geçmişle örselenmiş seni ardında bırakıp, yaşayacaklarını hiç bir şey düşünmeden, tamamen yargısız, kuralsız ne kadar yaklaşabiliyorsun?

Unutman gereken neleri, sürekli hatırlıyor?
H…

Ne olmadığını fark ederek, ne olduğunu keşfediyorsun.

Resim
Merak ediyorsun!
Var olduğunu bildiğin gibi, ne olduğunu da bilmek, kim olduğunun daha fazla bilincine varmak, daha fazla aydınlanmak istiyorsun.

Doğduğunda dahil olduğun inanç sistemi sana artık dar geliyor.
Senin için önemli olan bir çok şey zamanla önemini yitirmeye başlıyor.
Bugüne kadar sana kabul etmen için sunulanları, yaşanarak bilinene çevirmek istiyorsun.

Bugüne kadar farkına varamadığın bazı şeylerin farkına varabilecek bilince kendini adım adım sen taşıyorsun.
Bilincini bu yeni akışa sen, kendin açıyorsun.
Ve artık pek çok yeni olasılık oluşmaya başlıyor önünde.
Bugüne kadar hep fiziksel olarak algıladığın hayat, artık ruhsal olarak sana birşeyler ifade etmeye başlıyor.

Kendini kısıtlamalardan, engellerden arındırmanla birlikte yeni bir keşif yolculuğu başlıyor senin için.
Mutluluğa ulaşabilmek için duygularına, düşüncelerine şablon oluşturmaya ihtiyacın olmadığını keşfediyorsun.
İçinde birşeyler dışarı çıkmak için harekete geçiyor.
Bir felsefeye, bir guruya ihtiyaç duyma…

Her şeyin başlangıcından önce ve bitiminden sonra da hep var olan. Ne doğumu ne de ölümü olmayan...

Resim
“Kendimi fark etmek istiyorum yardım et bana.” dedim.

“Eğer gerçekten kendine ulaşmak istiyorsan başkasının ayaklarına ihtiyacın yok.”
dedi.

"Sadece kabul et kendini.
Kendinle kal...
Arzunla kal...
Özleminle kal...
Acınla kal...
Neyi hissediyorsan, neyi yaşıyorsan onunla kal...
Kabullen onu...

O zaman onun içinde birinin olduğunu fark edeceksin
Her zaman kolayca ulaşabileceğin, sana çok yakın, tüm sorularına cevap verebilecek birini.
KENDİNİ

13 Kasım 2011
Haşim Arıkan

Fotograf: The Curious Case of Benjamin Button

Düşünce gölgeleri…

Resim
Düşündün mü hiç, acaba hangisi daha çok korkutuyor seni?

En zayıf yönlerinin başkaları tarafından fark edilmesi mi?
Yoksa tamamen olduğun gibi görünmek mi?
Aslında ikisi arasında pek de fark yok değil mi?

İnsan korkuları sayesinde, kendini imajların arkasına saklamakta zamanla nasıl da ustalaşıyor.

Tuhaf olan ise insanın bir taraftan mutlu olmayı, sevilmeyi arzulayıp, diğer taraftan korkuları yüzünden hayatı, hissedilmeden, el sürülmeden, sevgi ihtiyacını belli etmeden yaşamak istemesi.
Bir yandan düşleyip öte yandan bağımlı olmayı seçmesi.
Zaman içinde kendinin yargıcı, gardiyanı ve celladına dönüşmesi.

Bizi bu noktaya taşıyan ise, olduğumuz gibi göründüğümüzde sevilmeyeceğimiz, red edileceğimiz endişesi.
Neticede bizler aslında diğer insanların hakkımızda düşündükleriyiz değil mi!
Yeterince iyi olmadığımız için, asla almamalıyız gerçekte kim olduğumuzu belli ederek yaşama riskini!

Söyler misin? Seninde kendini bildiğin günden başlayarak, beynine itinayla bu düşünceler yerleştirilme…

Geçici olanın içinde, kalıcı olan...

Resim
Düşündün mü hiç?

Acaba sen, gerçek seni ne zaman ve neden terk etmeye başladın?
Kimler kopardı, seni senden?
Her geçen gün seni kendinden biraz daha uzaklaştıran yola seni kimler çıkardı? Kimler seni bugünlere taşıdı?
Kimler öz benliğinin yeterince iyi olmadığına, kendi ruhunun sana yetemeyeceğine seni inandırdı?
Sevilmek için, içinden gelenler dışında başka bir şeyler de daha yapman gerektiği yalanıyla seni kimler kandırdı?

Düşündün mü hiç?

İlk ne zaman vazgeçtin içinden geldiği gibi yaşamaktan?
Kendini açıkca ortaya koyup, ben buyum diyebilme cesaretini ilk ne zaman yitirmeye başladın?
Kendi ışığının seni yeterince aydınlatamayacağına seni kimler inandırdı?
Kim aradığın doğruların, gerçeklerin, senin değil de başkalarının içinde saklı olduğu yalanıyla seni kandırdı?
Dışarıdaki dünyanın içindeki dünyadan daha gerçek olduğuna seni kim inandırdı?

Biliyor musun?

Kendimizden her ne sebepten dolayı, her kim yüzünden, her ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, nasıl bir hayat yaşıyor olursa…

Memnun musun hayatından?

Resim
Farkında mısın?

Sen de herkes gibi varlığınla dünya için her gün yeni gerçekler üretiyor, gerçeğin sonuçlarını yaratıyorsun. Tüm eylemlerin, düşüncelerin, duyguların senden ayrılıp dünyanın bir gerçeği haline dönüşüyor. Hafızalara yerleşiyor. Hafızaların aynasından yaşananlara yansıyor.

Her kelimen, her davranışın, düşüncenin bir aracı, dünyada oluşan bilginin bir kaynağı.

Söyler misin, gerçekten memnun musun hayatından?

Yaşadığın hayatla bazı şeylerin mümkün olabileceği konusunda dünyayı cesaretlendirebiliyor musun?
Ürettiğin yeni gerçekliklerle, dünyaya temiz bir havadan, yeni bir soluk getirebiliyor musun?
Tekrarlarla değil, farklı gerçeklerinle dünyayı neşelendirebiliyor musun?

Sözün özü dostum;

“Hayat adı altında” dünyaya imzanı atman için sana sunulan şansı, sen iyi değerlendirebiliyor musun?

29 Kasım 2009
Haşim Arıkan

Eski aşkların olumsuzlamalarıyla, yeni aşklara yelken açmak...

Resim
Çarşamba günü duruşması vardı. İkinci evliliği de iki gün sonra artık kağıt üstünde de son buluyordu. Evlilik konusunda neden bir türlü başarılı olamadığını düşündü. Daha önce bir çok defa can simidi olarak sarıldığı“Hayatta başarısızlık diye bir şey yoktur sadece deneyim vardır.”cümlesi bu defa işe yaramadı.
Hayat -yaşarken farkında olmasa da-seçimleri neticesinde ulaştığı her yeni gerçeklikle insanı bir yerlere doğru çekiyordu. Belki de hayatın çekim gücü, her yeni deneyimle insanı onun için en doğru olana doğru yaklaştırıyordu. Eğer attığı sayısız adımın sadece sonuncusu insanı asıl hedefine ulaştırıyorsa, onu o hedefe yaklaştıran ondan önce adımlar nasıl başarısızlık olarak değerlendirilebilirdi ki? 
Başını oturduğu koltuğa dayayıp gözlerini kapadı.Kapamasıyla birlikte zihninde oluşturduğu anılar koleksiyonunun, ilişkilerinin henüz yeni başlamış olduğu o ilk günlere ait nadide bir parçası, bir anda fırlayıp gözlerinin önüne düşüverdi. Yaşadığı o harika anların görüntülerinin yüre…

Belki de hayatın çekim gücü seni olman gereken yöne doğru çekiyordur, sen ona ne kadar dirensen de…

Resim
Yine dinlemekte olduğum parçanın, insana kendini sorgulatan sözlerine kendimi kaptırıp düşüncelere daldığım an da gelip buluyor beni.

“Nasıl düşüneceğini değil, ne düşüneceğini öğreten bir eğitim sisteminin ürünüsün sen.” diyerek başlıyor her zamanki gibi sükunetle anlatmaya. “Bu sistemde öncelikle sana aktarılan verileri ezberlemen gerekir. Ne düşüneceğine dair her türlü bilgiye sahip olursun böylece. Ama o bilgiler sana nasıl düşüneceğinle ilgili hiç bir şey öğretmez. Hayat, o bilgilerin sende yarattığı yanılsamalarla akıp giderken, bir gün, içinde güçlü bir ses yükselmeye başlar. Seni, bir şeyi gerçekleştirmek, bir şeyi başarmak, bir katkıda bulunmak için çağırmaya başlar sürekli. O sesi duymaya başladığın an, hayatın anlam safhasına gelmişsin demektir. Bu çağrı yalnızca senin hissedebileceğin, senden başka hiç kimsenin sana anlatamayacağı bir şeydir. Düşünmeye başlarsın hayata geliş amacının ne olduğunu, senin kim olduğunu. Neyi gerçekleştireceğini, evrenin o mükemmel kurgusuna na…