Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2012

Resim
Hadi!
2012’e çok az kala dön ve bugüne kadar ardında bıraktığın;
Tükenmiş zamanlara,
Ceset ilişkilere,
Ceset aşklara,
Son bir kez daha bak.

Biliyor musun?
Daha kaç yıl tüketirsen tüket.
Kaç ilişki, kaç sevgili eskitirsen eskit.
Kaç ceset çiğnersen çiğne.
Sen aynı düşüncelerin hapsinde yaşamaya devam ettikçe,
Önemli olanın yeniyi görmek değil, eskiden kurtulmak olduğunu fark etmedikçe,
Hep aynı tekrarlar, farklı tarihlerde, farklı yüzlerle, farklı görüntülerle, farklı isimlerle seninle olacak.

Sen bugünü dünle karşılamaya devam ettikçe, yarının sıkıntısını sürekli bugüne yükledikçe, 2012'de seni yine aynı ilişkilere, aynı aşklara, aynı tekrarlara taşıyacak.
Eğer zihnin 2012 ile birlikte biriktirdiklerine veda edip, temiz, saf ve masum haline geri dönebilirse.
"Sen", sen'i, düne bağlı düşüncelere aslında hiç ihtiyacın olmadığına ikna edebilirse, 2012 belki de hayatının en güzel yıllarının ilk yılı olacak.
30 Aralık 2010
Haşim Arıkan

Organize inançlar...

Resim
Neden okuyorsun ki bu masalları?
Onlar doğduğun gün ister istemez dahil olduğun inanç sistemini hiç sorgulamadan kabullenmen, çoğunluklara benzemen adına sana yardımcı olmaz ki!

Yapamam ben.
Otantik benliğinin her gün biraz daha yok edildiği ehlileşme sürecine katkıda bulunamam.
Sınırsızlığını elinden alıp, cesaretini kıramam senin.
Aksine “sen” i desteklerim.
“Sen” olmadan "sen" sevilemez ki bilirim.
Kafanı kurallarla, yargılarla doldurup, deneyimlerini sana sınırlatamam.
Zihninde kendini, herşeyi, herkesi yargılayan içsel bir yargıç yaratılmasına seyirci kalamam.
Yeterince iyi olmadığın, olduğun gibi olursan kabul görmeyeceğin yalanına inandırmaya çalışmam seni.
Hayattan keyif alma yeteneğinin yok olmasına, uzanıp alınmamış, tatmin olmamış duygular seviyesinde yaşamaya mahkum bırakılmana sessiz kalamam.
Hayatı başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamana, sevilmek için kendini törpülemene, kendini yavaş yavaş silmene yardımcı olamam.

Aksine kendine inanm…

Anlatılan hikayelerin en tatlısı ve en acısı...

Resim
Bir başkasının varlığının böylesine farkında olmak!
Onu bir ihtiyacınmış gibi görmek.
Kendini ona bu kadar yakın hissedebilmek!
Henüz tanışmamış olsan da onun bu dünyada var olduğunu bilmek.

Onu bulduğunda;
Bütün dünyadan uzaklaşmak.
Sadece onun düşüncesiyle yalnız kalmayı arzulamak.
Onu düşünmek.
Ona ihtiyaç duymak.
Kaçınılmaz bir şekilde sürekli onu yeniden görmeyi arzulamak.
Sabahları onun nasıl uyandığını düşünerek uyanmak.

Onun neler düşündüğünü hayal etmek.
Zihninde ki ona dair hayalleri sanki onunla bir temasmış gibi hissetmek.

Bütün bu hissedilenler yaşamın içinde sanki insana güç veren bir durak gibi,
Belki de insanın sürekli ileriye doğru gitmek istemesi, ona güç veren bu duraklar yüzünden değil mi?

24 Aralık 2010
Haşim Arıkan

Fotograf: All Good things

Kişilik taşıyıcısı...

Resim
Bakışların öylesine derin ki, sanki üzerime giydiğim o güçlü kimliği yırtıp atıyor, beni savunmasız, bütün cesaretsizliğimle, korkularımla, zayıflıklarımla görüyor gibi.

Oysa ben…....
Duygularımı bu kadar uluorta hissederek yaşayamam ki.

Korkarım böyle olduğumda, senin beni;
Sevmeyeceğinden,
İstemeyeceğinden, Red edeceğinden,
İnciteceğinden,
Kıracağından,
Yaralayacağından.
Bana zarar vereceğinden.
Hiç beklemediğim anlarda senden gelecek darbelerden.

Ne kadar çok gizleyebilirsem gerçek ”ben” i, o kadar çok güvende hissederim ben kendimi.
Gerçek duygularımı sana hissettirmeden, sevgi açlığımı sana hiç belli etmeden yaşayabilirsem.

Hadi ne olur!
Çek o sanki beni olduğum gibi, tüm çıplaklığımla gören bakışlarını üzerimden.

Bırak saklı kalsın,
Gerçek hislerim.
Duygu doğam, otantik benliğim.
Bilme, öğrenme, benim gerçek kimliğimi. Fark etme içimdeki gerçek"ben" i.

İzin ver bana,
Zihnimde oluşturduğum imajlar ve yargılarla mutlu olduğumu düşünerek yaşamama.

Sana göre;
O imajlar ve yargılarla kendimi her…

En zor olan tarafı ne biliyor musun? Hissettiklerini sanki hiç hissetmemişsin gibi yapmak.

Resim
Doğa yasası!
Herşey değişiyor...
Her zaman...
Kimimimiz bu değişimden korkuyor.
Aslında kaçınılmaz olduğunu düşündüğünde, bir umut olabilir bu.
Ama ne yazık ki ben de değişimden korkanlardanım.

Bir süredir düşünüyorum.
Seni...Beni...Bizi...İlişkimizi...
Sanırım unutmamız gerekiyor yaşadıklarımızı.
Hepsini geçmişte bırakıp, hayatımıza eskisi gibi devam etmek...
Aslında o kadar da kötü bir şey değil unutmak.
Unuttuğunda, hatırlaman ve yaşadıkların için savaşmana gerek kalmıyor.

Seninle tanıştığımız o ilk günü hatırlıyorum.
Acaba basit bir tesadüf müydü yoksa kaçınılmaz bir şey miydi bu...
Herşey ne kadar hoş başlamıştı.
Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum seninle.
Seninle birlikteyken gerçek diye bildiklerim herşey savrulup gidiyordu zihnimden.
Sanki seninle bambaşka bir insan olmuştum.
Aynı zamanda hiç olmadığım kadar ben.
Bir yandan seni düşünmekten kendimi bir türlü alamıyor ama öte yandan ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum.
Sense sanki seziyordun tüm hissettiklerimi, tüm arzularımı ve beni …

Hayatı aynı anda hem yaşayıp, hem de anlayabilir misin?

Resim
Bazen hiç tat vermez yaşadıkların sana.
Olmakta olanla yaşamak, her geçen gün biraz daha fazla zorlar, yorar seni.
Sürekli bir ileri gidersin, bir geri, sallanan bir sarkaç gibi.
Sen bir şey yapmak istersin ama başka bir şey yapman gerekir.
Bir yandan sahip olduklarını düşünür ama öte yandan hiç bir şeyin garantisi olmadığını da bilirsin.

Bir an fark edersin ki,
Sen, bir eşiktesin.
Ya içeri, ya dışarı...
Artık bir karar vermelisin.

Olmakta olanı mı kabuleneceksin?
Arzularının, hayallerinin peşine mi düşeceksin?

İlk önce alışkanlıkların, bağımlılıkların, tecrübe adına zihnine sapladıkların hücum eder beynine.
Eğer adımını eşikten dışarıya atarsan hiç bir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıyla, sahip olduklarının da ellerinden kayıp yok olacağıyla korkutur seni.
Arzuların, hayallerinse eğer tekrar içeriye geri dönersen geleceğinin sürekli tekrar eden bir geçmişe dönüşeceğiyle.

Hayallerin ulaşılmamış olanın mükemmelliğiyle durur karşında.
Vazgeçeceklerinse iyi tanıyor olmanın, alışmış olmanın güvenc…

İnsanın beyni sürekli geviş getirir, düne ait düşünceleri hiç durmadan evirir, çevirir...

Resim
İnsan sandığından fazlasını bilir, bildiğinden fazlasını düşünür.
Düşüncelerine yenilmeye başladığında ise, dünya ona her gün biraz daha küçülür.

Tüm eylemleri hep iki şeye dayanır.
Gerçekleştirdiği eylemin sebebi ya korkudur, ya da hazdır.
Arzuları hazzın, zevkin anısıdır, korkuları acının, ızdırabın.
Yüreğini sürekli yargı ile doldurur.
Bu yüzden de yüreğinde gerçek duygular için genellikle pek yer yoktur.

Geçmiş ve gelecek sadece onun zihnindedir.
Geçmişin zihin kayıtlarıyla bugününü koşullar, geleceğini şekillendirir.
Bugününe hep geçmişe gösterdiği tepkiyle karşılık verir.
Geçmişin içine çeker sürekli bugünü de, böylece geçmişi zihninde sürekli güçlendirir.

Sadece dünün hatıralarını, haz ve korkularını hergün öldürebilenlerin zihinleri her zaman saf ve masumdur.
Geleceğe geçmişin penceresinden bakanların zihinleri ise her zaman umutsuz ve yorgun.

Özgürdür, kendine istediğini yapmakta her zaman.
Kimi kabul eder kendini, teslim olur kendine. Aradığı tüm cevapları daima kendinde bulur.
Kimi sürekl…

Eğer ölümsüzsem ölüm için kaygılanmama gerek yok, eğer ölümlüysem onun için kaygılanmamın bir faydası yok...

Resim
İnanmak istiyorum.
Sadece bir bedenden ibaret olmadığıma.
Bedenim birgün toprakta çürüyüp yok olsa da, benim daima var olacağıma.
Ruh ve beden’e başrol verilen, korkularımı azaltan, o muhteşem hikayeye.
Ruhumun farklı bedenlerle sürekli tekamül edişine.

İnanmak istiyorum.
Yaşamakta olduğum hayatı hakkıyla yaşayamasam da her enkarne oluşumda kendimi biraz daha geliştireceğime, biraz daha bilgeleşeceğime.
Bu hayatımda doğru bildiklerimi yapamasam da, gelecek hayatlarımda bunu bir gün başarabileceğime.
En nihayetinde de, zamandan çok önce bir yerde, bir şekilde koptuğum, Tanrıyla yeniden bütünleşeceğime.

İnanmak istiyorum bana ölümsüzlük yükleyen her türlü hikayeye, ideolojiye, inanç sistemine.

Çünkü, korkuyorum bilemediklerimden.
Bütün bu korkularımı yaratan bildiklerimi bir gün yitirmekten.
Bütün biriktirdiklerimi, anılarımı, hazlarımı, sahip olduklarımı kaybetmekten.
Sevdiklerimden kopup dönüşü olmayan bir bilinmeze doğru gitmekten.
Yaşadığım bu hayatın sona ermesinin tam olarak ne demek olduğunu b…

Acı dediğimiz şey de zaten kendi susuzluğu ve açlığıyla kavrulan mutluluk değil mi?

Resim
Yorgunum...
Sanırım yılların taşıdığı yorgunluk en sonunda beni de yakaladı.
Zihnim sürekli geçmişte dolanıyor.
Nedense gidip gidip hep aynı yıllara takılıyor.
Hep o aynı hüzünlü yüzle karşılaştığım, acı kokan yıllara!
Sanki o yılların arasında kalan yıllar, ekspresin durmadan geçtiği istasyonlar.
Hızlı geçildiği için çok net olarak hatırlanmayanlar.

Düşünüyorum...
Nelerin toplamıyım ki ben?
Şu an hatırlayamadığım, toplama dahil neler var içimde?

Suskunum...
Sanki bir yargılamanın sonuçlanmasını bekliyormuş gibi.
İçimde bir şeyler yıkılıyor.
Yıkılan şeylerin yarattığı o büyük boşluğu hissediyorum.
Boşluğun içinde acı kokan, yarı görüntü, yarı sözcük parçacıkları uçuşuyor.
Bir ses bağırıyor içimde, bu boşluğun adı “hayal kırıklığı” diye.

Üzülüyorum...
Bu iki kelimeyi birlikte duymak mutlu etmiyor beni.
İnsan eğer, acının ağır peçesini yıllar sonra kaldırabiliyorsa, mutluluğun yüzü ile karşılaşır o ağır peçenin ardında.
Acı dediğimiz şey de zaten kendi susuzluğu ve açlığıyla kavrulan mutluluk değil mi?

Son…

Yoksa sende mi artık kendi zihninde bir leke oldun?

Resim
Sen!
Evet sen!
Sürekli devinim halinde yaşayıp,
Kendine bir şeyleri ekler, bir şeyleri çıkarır, bir seyleri üstlenir, bir şeyleri bırakırken.
Bir şeyleri düzetmeye çalışıp, bir şeylere direnip, bir şeyleri kontrol altına almaya çalışırken.
Bir gün yaşamdan keyif alıp, ertesi gün herşeyden korkup kaçarken.
Kim olduğunu nasıl bu kadar net bilebiliyorsun.

Nasıl oluyor da hem yaşadığını iddia edip hem de sabit bir benliğe sahip olabiliyorsun.

Sen!
Evet sen!
Sırf tutarlı olmak adına kendinden bu kadar kesin ve net ifadelerle, bütünlük taşıyan bir nesneymiş gibi bahsederken.
Kendine sadece bilinenin gözleri ile bakabiliyorken.
Kendini düşüncelerinle zaptı rapt altına almaktan sahiden memnun musun?

Yoksa sen de mi kendini, hafıza, bir yığın anı, deneyim ve düşünceden ibaret sanıyorsun?

Sürekli, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir tavır ve davranışlar sergilerken, değişim için içinde hiç bir istek, hiç bir arzu, hiç bir kıpırtı hissetmiyor musun?
Alışkanlıkların ve bağımlılıklarınla hayatı mekanik bir şeki…

Yaşamınızdaki en harika an hangi an’dır?

Resim
Düşündünüz mü hiç?

Yaşamınızdaki en harika an hangi "an" dır?

Gelecekteki hayatınıza, size ve çevrenizdekilere en büyük etkiyi yapan "an"!
Geleceğiniz için en harika sonuçları taşıyan "an"!

Kararını sizin verdiğiniz an değil midir?

17 Kasım 2010
Haşim Arıkan

Fotograf: Forrest Gump

Bir yolculuk mu bu?

Resim
Bitmeyen bir değişimin yolculuğu mu bu?
Kim olduğunu, gerçek potansiyelinin ne olduğunu, onu nasıl ortaya çıkarabileceğini keşfetmeye çalıştığın!
Dış dünyanın-yaşadıklarının mı düşüncelerine yansıdığının,
Yoksa düşüncelerinin mi dış dünyayı-seni yarattığının farkına vardığın.

Sonuçların mı sebep, sebeplerin mi sonuç olduğuna dair karmaşık bir denklemi çözmene yardım eden bir yolculuk mu bu?
Düşüncelerin işleyişini fark ettiğin,
Düşüncelerinin ilgi alanı, yaşadığın olaylar yerine deneyimlere dönüştüğün de hayatının nasıl değiştiğini keşfettiğin.
Hayatına hiç bir katkıda bulunmayan, yaşadıklarını sürekli gölgeleyen inançların üzerinden akıp gitmelerine izin verdiğinde neler yaşayabileceğini fark edebildiğin.

Hayatın üzerinde tahmin ettiğinden çok daha fazla kontrol gücüne sahip olduğunu keşfettiğin bir yolculuk mu bu?
Hayatı bu kadar karmaşık hale getirenin aslında insanın kendisi olduğunu anladığın.
Düşüncelerinle hayat arasındaki ilişkinin farkına vardığın.
Hayatının öyküsünü düşüncel…

Ardında hayat bulamadan yok olmaya mahkum ettiğin sen olabilme ihtimalleri...

Resim
Az önce yapmış olduğu tercihle, hayat bulma şansı tanımadan ardında yok olmaya mahkum bıraktığı diğer ihtimallere baktı.
Acaba bugüne kadar ardında böyle kaç tane, o olabilme ihtimalini hiç doğmadan ölüme mahkum bırakmıştı.
Acaba hayat bugüne kadar kaç tane farklı o olabilme ihtimalini, seçmesi için onun karşısına çıkarmıştı.
Her anın insana sadece bir sonraki anın seçeneğini sunduğunu düşününce ihtimaller denizinde bir anda kayboldu.

Bu kadar çok seçenek arasında yaptığı tercihlerle hayatını, kendini adım adım inşa ederken peki kader denilen şey hangi seçeneğin ardındaydı.
Her ihtimalin ardında insanı bekleyen farklı farklı kaderler mi vardı.

Yoksa insanın mutlak kaderi yaptığı seçimlerle kendi kaderini yaratması mıydı?

28 Ekim 2010
Haşim Arıkan

Fotograf: The Lovely Bones

Detaylar üzerine fazla kafa yorarsan, esas mevzunun kendisini kaybedersin...

Resim
“Aklım karmakarışık.” diyorum. “Beynimin içi soru kazanı gibi, aradığım cevapları bulamadığım gibi, yaşadıklarımdan da pek bir şey anlayamıyorum.”

“Sana bir sır vereyim mi?” diyor. “ Eğer sürekli birşeyi arıyorsan gözün aradığın şeyden başka hiç bir şeyi görmez. Bundan dolayı da bulmayı beceremezsin. Dışarıdan hiç birşeyi alıp kendine katamazsın. Çünkü aklın aradığı şeye takılmış kalmıştır. Onun büyüsü seni sarıp sarmalamıştır.

Oysa bulmak özgür olmak demektir. Aklın hiç bir şeyin peşinde değilken, hiç bir şey anımsamaz, hiç bir şeye direnmezken, zihnin gerçekten dingin, sessiz ve özgür olur ve sende aradıklarını rahatça bulabilirsin.”

23 Ekim 2010 Haşim Arıkan

Sözsüz bir duyguydu yaşadıkları...

Masanın üzerinde duran, ilgisini bekleyen dosyalara baktı. Hiç birine elini sürmek içinden gelmiyordu. Hiçbiri bir anlam ifade etmiyordu ona şu anda. Bütün işlerini istediği zamana kadar erteleyebilirdi. O ve dün akşam yaşadıkları dönüp duruyordu sürekli zihninde. Kendini bir türlü dün akşamdan uzaklaştırıp bulunduğu zamana taşıyamıyordu.

Hayatında ilk defa bir arzuya teslim oluyordu, bu arzu onun beynini, iradesini, varlığını yok edip ortadan kaldırıyor, onu artık bağımlı bir hale getiriyordu. Üstelik bunu gönüllü olarak kendisi seçiyordu. Ondan koruması gereken yada ondan saklaması gereken hiçbir şeyi hissetmiyordu içinde. Bunun bütün sonuçlarına katlanmaya razıydı. Bugüne kadar hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaşamıştı. Ama şu anda ona ihtiyaç duyuyordu.

Dün gece tenlerinin ilk kez birbiri ile tanıştığı o anı düşündü. Neyin kendisine, neyin ona ait olduğunu anlayamadığı, hiç bir şeyin anlamının kalmadığı o anı. Solukları zevkten tıkanmıştı. En sonunda ikisi de dayanması zor bir zevkle s…

Yarının aşklarını şimdinin aracılığıyla dünün aşkları mı yaratmalı(ydı)?

Resim
Tam kapıdan çıkmak üzereyken her zaman ki o nefret ettiği sorusunu yöneltmişti ona. “Ne düşünüyorsun?” O da hiç bekletmeden yapıştırmıştı klasik cevabını.”Hiç bir şey” Kapanan kapısının sesi kulağına ulaştığında, keşke diye geçiriyordu aslında içinden. “Keşke! Hiç bir şey düşünmemeyi başarabilsem. Hiç bir şeyi sorgulamıyor, hiç bir şeyi, hiç bir şeyle karşılaştırmıyor, hiç bir şeyi değiştirmeye çalışmıyor, hiç bir beklentim olmadan, hiç bir sonuca ihtiyaç duymadan, hiç bir şey olmaya çalışmadan yaşıyor olabilsem...

Onunla tanıştıkları o ilk günü anımsadı. O güne kadar onun için hiç bir şey ifade etmeyen birinin o günle birlikte nasıl da bir an da onun her şeyi haline gelişini. Onun kendisini etkilemesine izin verişini...

Herşey bir an da gelişmiş. Yaşadıklarının adına da birlikte büyük bir keyifle “ilk görüşte aşk” etiketini koyuvermişlerdi. Arzuları zihinlerinde zaman kaybetmeden hemen birer model oluşturmuş, ikisi de o modellerin içine farkına bile varamadan hapsolmuştu. Sevgiliydi ar…

Ruhsal dilenci...

Resim
Doğumun, ölümün, kederin anlamını bilmek isteyen benken.
Acıyı çeken, üzülen, mutsuz olan benken.
Neden bana beni anlatacak birilerine duyduğum bu ihtiyaç!

Düşünüyorum...
Acaba hayatı benim adıma yorumlayacak bir bilge, bir guru gerçekten var olabilir mi ?
Konuşsa, anlatsa, bana neler söyleyebilir ki?
Kendi söylemek, anlatmak istediklerinden gayri.

Peki ya ben!
Ben, kendi kendime öğrenmeyi seçersem, öğreneceklerimin bir sınırı olabilir mi?

Neden bu kadar zor geliyor bana kendi kendimin ışığı olabileceğime inanmak?
Neden kendimin hem ustası hem çırağı, hem öğrencisi hem de öğretmeni olabileceğimi bir türlü kabul edemiyorum?

Yoksa artık hayatı araştırmayı, keşfetmeyi, anlamayı bıraktığım için mi başka birilerine duyduğum bu ihtiyaç!

Düşünüyorum...
Acaba ilk ne zaman ezberci bir makina olmayı, kendi hikayesi olan, mutlu ve yaratıcı bir insan olmaya tercih ettim?
Masumiyetin bana verdiği o sıradışı güveni ilk ne zaman yitirdim?
Kollektif olan tarafından emilip, sıradanlığın içinde kendimi ilk ne zaman k…

En son ne zaman kendinle başbaşa kaldın?

Resim
En son ne zaman kendinle başbaşa kaldın?
En son ne zaman, kendi içinde bir yolculuğa çıktın?
Sadece sen…., düşüncelerin…., duyguların….
Bugüne kadar hiç kimseye söyleyemediğin sırların.
Yalnız senin görebildiklerin, yalnız senin şahit oldukların.
İçinde sakladığın yoksulların, zorbaların, toplum dışına atılmışlıkların.
Suçluluk duyguların, kendine acımaların…
Kaçıp kurtulamadıkların.
Zaman zaman onları hapsettiğin mağaralarından kaçıp seni zor durumda bırakan canavarların.

Yüreğinde çalan mutluluk şarkılarını dinlemek yerine, bastırılmış duyguların yüreğini çınlatan çığlıklarına daha ne kadar katlanacaksın?
Onlar özgür olmak, dışarı çıkmak, kabul görmek için çırpınırlarken, sen onları daha ne kadar bastıracaksın?
Onlar bilinç altında her geçen gün biraz daha güçlenirken, sen onlara daha ne kadar yokmuş gibi davranacaksın?

Hayatının sonuna kadar mükemmellik maskesiyle, etrafına sürekli ışık saçmaya çalışarak mı yaşayacaksın?
Yoksa aydınlık tarafın gibi bir de karanlık tarafın olduğunu kabullenip, d…

Hadi söyle bana hayat.Biraz ondan bahset bana...

Resim
Hadi söyle bana hayat.
Beni kime doğru yaklaştırıyorsun?
O kim?
Ve şu anda nerede?
Kiminle birlikte?
Yoksa o da, beni mi düşünüyor benim onu düşündüğüm gibi?
Acaba tanıyor muyuz birbirimizi?
Peki onun beklediği, hayal ettiği ben hangi ben?
Ona ulaştığımda ben hangi ben olacağım?
O zamana kadar ruhumu kaplayan kaç kabuğu daha üzerimden sıyırmış atmış, beni çevreleyen kaç duvarı yıkmış, gerçek ben’e kaç adım daha yaklaşmış olacağım.
O da beni, benim onu sevdiğim kadar sevebilecek mi?
Onunla acılarımızı sardığımız, ara bir durak mı olacağız birbirimiz için?
Yoksa biz, beklediğimiz, aradığımız, arzuladığımız doğru kişiler miyiz?
Yüzde kaçını bana göstermeye cesaret edecek?
Peşinden sürüdüğü, bir türlü noktayı koyamadığı eskimiş hikayeyle mi bana gelecek?
Beni, ben de mi keşfedecek.
Yoksa beni de daha önceki deneyimlerine mi hapsedecek.
Diğer ilişkilere mi benzeyecek bizim de ilişkimiz.
Yoksa biz, özgün ruhlarımızı kaybetmeden birlikte olabilmeyi başarabilecek miyiz?
Birbirimizin hikayesindeki rollerimiz ne …

Duygu ve bilinç aynı anda, aynı mekanda var olabilir mi?

Resim
Düşündün mü hiç?
İçinde taşıdığın, sana dahil, seni sen yapan, seni sen yapacak olan duyguları.
Bugüne kadar onları ne kadar yaşadığını...
Bundan sonra, ne kadarını yaşayamak için kendine şans tanıyacağını...
Hiç yaşanmamışları...
Daha yaşanmadan nasıl yaşanacağının kararı çoktan verilmiş olanları...
Eksik, yarım yaşananları, sende tutuklu kalanları...

Düşündün mü hiç?
Duygu ve bilinç aynı anda, aynı mekanda var olabilir mi?

Acaba sana engel olan şey duyguların kendisi mi, yoksa zihninde o duygulara dair oluşmuş olan düşünceler mi?

Hayal ettin mi hiç?
İçlerinde düşünce enerjin olmadan, yaşayacağın gerçek duyguların sana neler hissettirebileceğini...
Biçimlendirilmemiş saf duyguların, sana neler keşfettirebileceğini...

7 Ağustos 2010

Dün ve yarın hep bugünde...

Resim
Hayat sanki hiç bitmeyen tek bir hareket gibi.
İnsanın gözlerinin önünden durmaksızın akıp geçiyor.
Bir şeylere tutunup, onları sahiplenmeye çalışmadığında, bir şeylerin bağımlısı olmadığında, gözlerinin önünden geçip gitmekte olan gösterinin seyri de, onun sana hissettirdikleri, düşündürdükleri de bir başka oluyor.

İşin sırrı bugünde.
Dün bir önce bugündü.
Yarın ise bir gün sonra bugün olacak.
Dün, bugün artık bir anı.
Yarın daima senin hayal gücünle sınırlanacak.

İşin zor tarafı;
Yarını bugünde hep, dünün düşünceleri ile karşılayacaksın.
Dünün önyargıları bugünü hep geçmişin içine çekip, kendini biraz daha güçlendirmek için çabalayacak.
Dün her zaman bugünü kendine benzetip, onunla geleceğe ulaşmaya çalışacak.

Arzularının kaynağı haz ve zevk anıların olacak.
Korkularının kaynağı ise acı ve ızdırap anıların.

Sen hep dünün duygu ve düşünceleriyle bugünü kontrol altına alıp kendini rahat ettirmeye çalıştıkça.
Bugün o sona ermeyen hareketin içinden sana daima farklı şeyler anlatmak için çabalayacak.
Am…

Sanki içinde sen olmadan tek başına bir anlamı kalırmış gibi…

Resim
Hayat dediğin şey;
İçinde sen olmazsan tek başına nedir ki?
Onun bir anlamı olabilmesi için, ona her zaman sen gibi bir yolcu gerekli.
Ama nedense o unutur durur bunu sürekli,
Eninde sonunda ne yapar eder öldürür seni,
Senden öncekilere de yaptığı gibi.

Hayat dediğin şey;
Yaşadığın sürece oynar durur seninle sürekli,
Bazen yıldızlarla dolu sınırsız bir gökyüzü gibi hissettirir sana kendini.
Bazense yargılardan, kurallardan, düşüncelerden, duygulardan oluşan bir karmaşa.
Bazen sevginin, saflığın yörüngesinde küçük bir dünya,
Bazen de iç güdülerinin, vahşiliğinin, acımasızlığının pençesindeki bir zorba.
Bir gün fark edersin ki sen hepsinin bir toplamısın aslında!

Hayat dediğin şey,
Bitişi olmayan tek bir hareket sanki.
Kendini korumaya alman, rahat ettirmen için sıkıştırır durur seni eskinin düşüncesi.
O ise izin vermez buna, değişir, yenilenir eskinin dışına taşar durur sürekli.
Asla rahat ettirmez seni.
En sonunda da ne yapar eder öldürür seni.
Sanki içinde sen olmadan tek başına, bir anlamı kalırmış…

Yüreğimizi dolduran tüm düşünceler yok olduğunda...

Resim
İkimiz de unutabilsek kendimizi,
Silebilsek zihnimizden, tüm bildiklerimizi!
Sadece “sen” ve “ben” kalsak.
Çıplak, yalın, tanımsız , kuralsız, yorumsuz, adsız.

Birbirimize bir şeylerle karşılaştırmadan bakabilir miyiz?
Yüreğimizi dolduran düşünceler yok olduğunda;
Onu sadece sevgiyle doldurabilir miyiz?
Acıların, tepkilerin, endişelerin içleri boşaldığında;
Yaşanacak olana hiç korkmadan yaklaşabilir miyiz?

Zihnimizde bize sürekli bir şeyleri anımsatan geçmişin gürültüsü kalmadığında.
Birbirimizin yüreğinden geçenleri de duyabilir miyiz?

Seninle aşka dair yaşanmamış yeni gerçekler yaratabilir miyiz?
Gerçek aşkı tadabilir miyiz?

16 Temmuz 2010
Haşim Arıkan

Yarım kalan bir aşk...

Resim
Her gece ruhuma dolan o bildik kokuyla uyanırım gerçekten, düşe.
O an huzurla dolar yüreğim.
Sarıp sarmalamaya başlar ruhumu hatıralar.
Mutlulukla dolup taşar her yanım.

Her sabah ıslak bir toprak kokusuyla uyanır ruhum düşten, gerçeğe.
Ardından ince ince bir yağmur yağmaya başlar üzerime.
Salarım yalnızlığımı sessizce kalabalıkların içine.

Sanki biraz daha tamamlanır gibi gelir her gecenin sabahında.
Yarım kalan bir aşk.
Bir kez olsun “Seni seviyorum” diyememiş bir ağzın acısıyla...

27 Temmuz 2009

Senin gibiyim...

Resim
Senin gibiyim.
Sessiz görünsem de, düşüncelerim bir nehir gibi akmaya devam ediyor beynimde.
Ben de küskünüm dünyaya, kendini beni mutlu etmeye adamadığı için.
Ben de hayattan artık hiç bir şey beklemiyorum.
Kendimi büyük bir kalabalığın ortasında, yalnız ve terk edilmiş hissediyorum.

Aynı zaman da aynı mücadeleyi veren iki yalnız varlığız biz seninle.
İkimizin de sessizliğinde aynı itiraflar saklı.

Işığın yada karanlığın olmadığı anlamsız bir boşlukta.
Yok olmayan ama yerinde de durmayan tuhaf bir sisin ortasındayız.
İsteyerek sürdürülen bir sürgünün yalnızlığı bizim bu yaşadığımız.

Sana benziyorum.
Ben de senin gibi içimdeki en güçlü duyguları ustaca sahteleştirip yok ediyorum.
Ben de aslında gerçek olmayan şeyleri gerçekleştirmek için inatla mücadele ediyorum.
Ben de uzanıp alınmamış, tatmin edilmemiş duygular düzeyinde yaşıyorum.
Senin gibi iyileşmelerine izin vermediğim yaralarımı yorgun şefkat anlarımla ben de tımarlıyorum.

Suçluyum senin gibi.
Yaşadığım bu çaresizlik duygusunun bana öğretilmes…

Söylemek isteyipte, hep susup...

Resim
Düşünüyor(d)um,

O ezbere bildiğim, şartlı bir reflex gibi her daim dile getirdiğim, yıllardır kullanılmaktan aşınmış cümleler, tükenmiş kelimelerle...
Otomatikleşmiş, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir düşüncelerimle...

Yapamadıklarımı…
Yapmadıklarımı…
Her niyetlenişimde, kendimi büyük bir başarıyla yapamayacağıma inandırdıklarımı…

Sürekli;
Kaçtıklarımı…
Saklandıklarımı…
Dışladıklarımı…

Unutmaya çalıştıklarımı…
Ertelediklerimi…
Vazgeçtiklerimi…
Bir türlü tamamlayamadıklarımı…

Göstermek isteyip gösteremediklerimi…
Söylemek isteyip, sadece susup kaldıklarımı…
Sırf istemediğim için kendimi mahrum bıraktıklarımı…
İnancımı yitirdiğim için kendime yaşattığım hayal kırıklarını…
İçimde itinayla gizlediğim yoksulluklarımı, zorbalarımı.

Mütemadiyen tekrar eden ruh hallerimi.
Her geçen gün biraz daha yorgunlaşan yorgunluğumu.

Hatırlıyorum.

Bildiğim ne varsa, hepsini vermek için yüreğimde hissettiğim o yoğun isteği.
Sadece bilmediklerimle kalabilmeyi arzulayışımı.
Kişiliğim diyerek kendimi içine kapattığım o hapisha…

O...

Resim
O,
Senin kendini açığa vurabilmene, gerçekte kim olduğunu anlayabilmene yardım edebilmek için girer aslında hikayene.
Ama sen onu, kendinden kaçabilmek için istemişsen,
Senin için, düşlediğin bir düşünceyle savaşın olabilir sadece.

O,
Senin ona karşı olan davranışlarının, duygularının, ardında yatan asıl niyetini keşfedebilmene yardım edebilmek için girer hikayene.
Ama sen onu sırf kendi rahatlığın, mutluluğun, güvenliğin yüzünden istemişsen.
Onu yetersizliklerini, sorunlarını, belirsizliklerini kapatma aracı olarak görmüşsen.
Senin için, düşlediğin bir düşüncenin ruhunda yarattığı bir sıkıntı olabilir sadece.

Onu daha hiç tanımadan, onunla yaşayacaklarının nasıl olacağının kararını verebilmişsen.
Onu sırf gereksinim duyduğun için yada bir fikre dayandırdığın için istemişsen.
O,
Senin için, düşlediğin bir düşünceyle çatışman olabilir sadece.

Sen içsel hareketlerinin, dalgalanmalarının farkına varmadıkça,
Düşünüş biçimini, yüreğinden geçenleri tam anlamadıkça.
Ondan yararlanma gereksi…

Hatırlamaya uyanmak...

Resim
Korkuyorsun!
Çünkü yavaş yavaş kendini hatırlıyorsun.
Zaman içinde o kadar çok uzaklaştırıldın ki kendinden, kendinle yeniden karşılaşmak heyecanlandırıyor seni.
İçine baktığında nasıl bir şeyle karşılacağını net hatırlayamamaksa korkutuyor.

Uyanıyorsun!
Kendi gerçeğine uyanıyorsun.
Kendi doğanı yeniden keşfediyorsun.
Aradığın herşeyin aslında senin içinde hep var olduğunu anlıyorsun.
Ama önce bildiğin seni unutman gerekiyor.

Fark ediyorsun!
Bugüne kadar sana öğretilenlerden daha farklı şeyler hissettiğini fark ediyorsun.
Bugüne kadar sana anlatılmış olanlar artık seni tatmin etmiyor.

Kendini fark ediyorsun.
O sürekli kaçtığın karanlık yanının da, aydınlık yanın gibi yine sen olduğunu.
Bugüne kadar hep dışarıda bıraktıklarının da aslında sana dahil olduğunu.
Birşeyleri dışarıda bırakarak, bir tarafını yok sayarak sen olamayacağını fark ediyorsun.

Öğreniyorsun!
Kendinle olabilmeyi öğreniyorsun.
Kendinle başbaşa kalabilmeyi, kendinle konuşabilmeyi, kendine anlayış gösterebilmeyi.
Yargıl…

İstersen sayfa sayfa oku kendi öykünü...

Resim
Yalnız değilsin.
Sen de herkes gibisin.
Senin de kafan karışık, sen de emin değilsin bildiklerinden.
Sen de sürekli güvende olmak istiyor, endişeleniyorsun.
Senin de acıların sürekli.
Sen de insanlığın öyküsüsün herkes gibi.

Bugüne kadar kimbilir kaç kişi, senin gibi ne acılar, ne sıkıntılar çekti.
Yaşadıklarından canı yandı, üzüldü, öfkelendi, isyan etti.
Neşe, haz ve sevginin parlayan alevleriyle herşey onun için yeniden canlandı.

Aslında yapman gereken tek şey, kendi öykünü öğrenmeye çalışmak.
Aradığın, merak ettiğin, endişelendiğin, sorguladığın herşey onun içinde gizli.
Kendini, ne olduğunu, belirsizliklerini, sorunlarını, bir türlü vazgeçemediğin güvende olma arzunu sen de herkes gibi onda keşfedeceksin.

İstersen sayfa sayfa oku öykünü.
İçindeki tüm acıları, endişeleri, sevinçleri, hazzı, mutluluğu yudum yudum tadarak.

İstersen red et onu okumayı.
Ben zaten hepsini biliyorum diye yaşadıklarınla inatlaşarak.

Belli mi olur? Belki de sen ilk bölümü bitirdiğinde çözersin öykünün ta…

Düşünüyorum, öyleyse yokum…

Resim
Düşünüyorum.
Çocukları, çocuk olmayı, çocuk gibi yaşamayı.

Düşünüyorum.
İnsanın doğduğu ülkeyi, yaşadığı koşulları, ferdi olduğu aileyi.

Düşünüyorum.
Bir insan olarak hayatta; seçebildiklerimizi, seçemediklerimizi, kabullendiklerimizi, karşı koyabildiklerimizi, red edebildiklerimizi, değiştirebildiklerimizi, asla değiştiremediklerimizi, arzuladıklarımızı, katlanmak zorunda kaldıklarımızı, korkularımızı, çaresizliklerimizi, yitip giden umutlarımızı.

Düşünüyorum. Yağmurlu bir günde, kırmızı ışıkta, yarı çıplak arabamın ön camını silmeye çalışan sümüklü küçük Güllü’nün o pırıl pırıl parlayan gözlerinin derinlerinde gizli umutlarına bakarken.
Gazetedeki haberde, çocuk asker İsmail’in neden buna katlanmak zorunda kaldığını anlattığı cümlelere sinmiş korkuyu hissederken.
13 yaşında kaçırılıp seks kölesi olarak kullanılan küçük Fabienne’in acı, tehdit ve dayakla örselenmiş yaşadıklarını okurken.
Tamircide ki, aklı sokakta futbol oynayan arkadaşların da olan küçük Hasan’ın kendisini azarlayan ustası…

Anlamı var olan bir yaşama, farklı bir anlam kazandırma özlemi...

Resim
Biliyor musun?
Her insanın ruhunun kendine özgü, farklı, doğal bir üslubu vardır.
Bu üslup insanın tüm düşüncelerine, isteklerine, hareketlerine, davranışlarına yansır.
Ve yine onun yüzünden karşısındaki insanın üslubunu yargılar, acımasız bulur, aşağılar.

Oysa herkesin üslubunun kendine has incelikleri, sertlikleri, güzellikleri, acımasızları vardır.
Kimi yaşanan acıları doğal karşılar.
Kimi yaşadığı hiç bir şeyden korkup çekinmez.
Kimi kötülükleri sineye çeker.
Kimi dünyada ki hiç bir şeye karşı kendini savunmaz.
Kiminin mutlulukları acı doludur.
Kiminin acıları ise mutludur.

İnsanın hayatını cehenneme çeviren de, yine bu üsluptur.
İnsan, hayatı, ruhunun bu özgün üslubu ile yaşamak yerine, dışarıdan kendisi için uygun bulduğu başka bir üsluba göre yaşamak istediğinde, ruhu iki üslup arasında sıkışır kalır, bütün doğallığı, samimiyeti, huzuru uçup gidiverir, hayatı gerçek bir acıya, bir cehenneme işte o zaman dönüşür.

Oysa gerçek mutluluğa sadece, ruha, o kendine özel, doğal üslubunu yaşayabilmes…

Hiçliğe uyandım bu sabah...

Hiçliğe uyandım bu sabah.
İzin vermedim bugün dünyanın bana dokunmasına.
Sakin, dingin bir gün yaşamak istedim yalnız, kendimle başbaşa.
Zihnimdeki o her an kullanıma hazır sözcüklere hiç dokunmadım.
Özgür, hesapsız, kuralsız konuştum, belki de yıllar sonra yeniden onunla.
Ne herşeye uygun nedenlere bulandım.
Ne de bir neden olabilecek herşeye kapıldım.
Zihnimdeki, düşüncelerin oluşturduğu o ağır perdenin ardından bakmadım bugün hayata.

İsimsiz, tanımsız, kategorisizdi herşey bugün.
Bir çocuk gibi, hayata sadece duyularımı kullanarak yaklaştım.
Bugün;
Herşeyi ilk defa gördüm,
Herşeyi ilk defa duydum,
Herşeye ilk defa dokundum.
Herşeyi ilk defa kokladım.
Hayatı hiçbir şey düşünmeden, sadece hissederek yaşadım.

Meğer herşey, hiçliğin içinde gizliymiş bugün anladım.

8 Ocak 2010
Haşim Arıkan

Kendi seslerini duymaya çalıştıkça kulaklarına hep başkalarının sesleri çalınır olmuştu....

Resim
Günler ayların, aylar yılların, insan ise hızla akıp giden zamanın telaşında koşturup dururken, hayat da hızla tükeniyordu. İnsanlar kendileri hakkındaki gerçeklere başkalarının aracılığıyla ulaşmaya çalışırken kendilerinden uzaklaşıyor, kendilerine dokunmak isteyen elleri hep başkalarına doğru uzanıyor, kendi seslerini duymak isterken kulakları hep başkalarının seslerine kayıyordu.

Herkes kendi gerçeğini başkalarının sözlerinde arıyor. Kendi düşüncelerine değer vermeyip, sürekli başkalarının düşüncelerinin peşinde sürekleniyordu. Dünyadaki tüm düşüncelerin en son noktasında duruyormuşcasına, başkaları tarafından onaylanmamış hiç bir düşünceye bir türlü inanamıyordu.

Derken insanların bir kısmı, bu garip döngüden yoruldu. Kendini bu alışkanlıklar ve bağımlılıklar üzerine kurulu düzenin dışına çıkarıp, yıllardır yaşamakta olduklarına, bir kez de dışarıdan baktı. Kendi içindeki bilgenin sesini duydu, onunla tanıştı. Onunla birlikte yaşamaya alıştı. Yaşadıklarını bireysel beyniyle ve yüre…

Cahil ve de bilgeyim...

Cahil ve de bilgeyim.
Kendinden başka hiç kimsenin düşüncesine önem vermeyen.
Herkesin düşüncesini fazlasıyla önemseyen.
Sakin olduğu kadar öfkeli.
Anlayışlı olduğu kadar bencil.
Cesur olduğu kadar korkak.
Mutlu olduğu kadar acı çeken.

İnsanım.
Sadece insan.
Kaynağı kendisi olan hiç bir duygudan ve düşünceden korkmayan.
Kendi duygu doğasına her zaman saygılı olan.
Onları yok etmek, bastırmak yerine, fark gözetmeksizin hepsini tanımaya, anlamaya çalışan.
Gölgeni inkar ederek aydınlığa ulaşılamayacağının, karanlık tarafına hükmetmedikçe aydınlık için gerekli beceriye sahip olunamayacağının farkında olan.
İnsani büyümenin içindeki birşeyleri dışarıda bırakarak değil, kendinin olan herşeyi biraraya getirdiğinde gerçekleştiğine inanan.
Gerçek özgürlüğü, kendini, arzuladığı, hayal ettiği, kendi uydurduğu mükemmellikle karşılaştırmadan, kendine direnmeden, kendini olduğu haliyle sahiplenip sevebildiğinde yaşayabileceğinin farkında olan.

Bir gün perde kapandığında kendini hala doğuramamış olmayı değil, kend…

Nasıl inkar edebilirim ki?

Resim
Aslında bana yaşattıklarından dolayı zaman zaman hala canım acıyor.
Kimi zaman sana karşı öfkeyle sarmalanmış bir nefretle dolup boşalıyor ruhum.

Ama sakin olduğum zamanlarda durup biraz düşünüyorum da;
Hak ettiğin şey gerçekten de bu mu olmalı senin?
Eğer sen olmasaydın,
Karşıma çıkmasaydın,
Seninle yaşadıklarım sonucu farkına vardıklarımın nasıl farkına varabilirdim?
Seninle keşfettiklerimi sen olmadan ne zaman ve nasıl keşfedebilirdim?

Nasıl inkar edebilirim ki?
Hayatıma benden habersiz girmedin.
Girmene ben izin verdim.
Ben de, kahramanları olduğumuz hikayede, payımıza düşen her ne varsa yaşayalım istedim.
Ben yaşadım.
Sen yaşattın.
Ben keşfettim.
Sen keşfettirdin.
Sen de bana, benim sana yaptığım gibi, kendime ve hayata dair keşiflerim için yardım ettin.
Belki zor olan rolü sen üstlendin.

Okuduğun satırlardan da anlayacağın gibi, bu defa yaşadıklarıma daha önce hiç bakmadığım pencerelerden bakmaya çalışıyorum.
Bu defa acılarıma, yaralarıma ganimet sanki onlarmış gibi hemen sarılmak istemiyorum.
Onla…

Sadece hepimizin hemfikir olduğu şeyler gerçek bunu sakın unutma!

Resim
Söylesene!
Daha ne kadar direnebileceksin?
Korkmuyor musun yoksa başına geleceklerden?
Hadi artık kulak ver sana söylenenlere.
Kabullen.
Ehlileş.
Direnme.
Hizmet et.
Ödün ver.
İnkar et, bırak, sil kendini, terket.
Boşalt ruhunu.
Eğer bunu yaparsan;
Keşke yaşamamış olsaydım diyeceklerini yaşamazsın.
Seninle doğan, sadece sana ait olan, bir insan için o en özel şeyi, kendin için bir işkence aracı haline getirmezsin.
Ama bunu yapmaz, içsel rüyalarına inanmayı, otantik benliğinin peşinden gitmeyi seçersen;
İçindeki o özgür ruh neler yapabileceğinin hayalleriyle sürekli rahatsız eder durur seni.
Kendine olan saygınla birlikte yok olacak olan içindeki kahraman kötü yollara sürükler seni!
Aklın karışır etrafına her baktığında, acaba gerçek olan hangimiziz diye.
İçindeki bitmek bilmeyen inkar ve savunma gelgitleri arasında sıkışır kalırsın.
Hadi kulak ver bir an önce sana dayatılan, miras kalan o inançlara, kurallara.
Vazgeç kendinden.
Direnme.
Sorgulama.
Razı ol.
Seç sen de sana uygun görül…

Her an, sana sadece bir sonraki anın seçeneklerini gösterirken, sen daha sonraki anlarında neler olabileceğini nasıl bilebiliyorsun?

Resim
Genellikle nerende oluyor?
Seni suçlayıp, sana kızarken.
Sana, yine yapamadığın, mükemmel olanı yine gerçekleştiremediğin için avaz avaz bağırırken.
Seni bir kez daha, seni üzen, endişelendiren, sana acı veren o an’a tekrar geri iterken.

Ne tuhaf değil mi?
Sadece senin duyabildiğin, aynı bedeni giydiğin, o sesin sana hissettirdikleri! Sende yarattığı bu etki!

Ona ne kadar kızsan da, onu ne kadar acımasız bulsan da, kendini yine de her seferinde onun sözlerine kaptırıyorsun değil mi?
Sana avaz avaz bağırarak söylediği o sözlerle birlikte ruhun, geri dönüp değiştiremeyeceğin, artık düzeltemeyeceğin şeylerin acısıyla, üzüntüsüyle tekrar tekrar yanıp kavruluyor değil mi?

Düşündün mü hiç?
Bugüne kadar onun sana yanlış, hatalısın dediği şeyler gerçekten de senin için hep yanlış ve hatalı mıydı?
Yaptığın yada yapamadığın şeylerden dolayı, yanlış yada hatalı olduğunu gösteren kesin, tartışmasız bir kanıt ortada gerçekten var mıydı?
Yoksa o yaşadıkların zaman içinde senin için farklı anlamlar mı kazandı?

Ne tuhaf değil mi? İnsanı bu noktaya bugüne dek yaşadıklarının getirmiş olması. Hayatında gerçekleşmeyen şeylerin onu en sonunda bu noktaya taşıması!

Resim
Ne zor bir şey değil mi? İnsanın mantığı, ona doğru olanın unutmak olduğunu söylerken, yaşadıklarını içinde saklamak için şiddetli bir arzu hissetmesi. Eğer benim fikrimi merak ediyorsan; sana mantığının sesini dinlemeni tavsiye ederim. Bence de doğru olan, yaşadıklarını en kısa zamanda unutman. Unutman ve hepsini geçmişte bırakman.

Biliyor musun? Aslında o kadar da kötü bir şey değildir unutmak. İnsan o zaman hiç bir şeyi hatırlamak, hiç bir şey için tekrar tekrar savaşmak zorunda kalmaz. Unuttuğunda hiçbirinin onun için bir anlamı kalmaz.

Şu anda senden kilometrelerce uzakta olsam da, cevabını sanki duyuyorum. Yapamam diyorsun. Unutamam. Hissettiklerimi hiç hissetmemiş gibi davranamam. Yaşadıklarımı, sırf bundan sonraki hayatıma kaldığı yerden, sorunsuzca devam edebilmek için hiç yaşanmamış varsayamam.

Bazen insanın yaşadıkları, yıllardır doğru diye bildiği herşeyi bir anda savurup götürebiliyor işte böyle. Bunda yaşlandıkça hafifleyen korkularımızın payını da gözardı etmemeliyiz t…

Yoksa tek amacı beni öldürmek olan bir oyunu mu oynuyorum...

Yalnız olduğum geceleri düşünüyorum
Sadece kalp atışlarımın sahitliğinde, ruhumun derinliklerinde hissettiklerimi.
O anlarda kendime sorduğum sayısız soruyu.
Her sorunun, bir sonraki soruyu doğuran cevabını.
Bildiğimi düşündüğüm şeyleri nasıl bilebildiğimi.
Karşıma çıkan herhangi bir şeye nasıl inandığımı.

Hayatın anlamına düşünüyorum.
Bir hayat nasıl yaşanırsa layıkıyla yaşanmış sayılacağını.
Hayatın keşke ile başlayan cümlelere hiç ihtiyaç duymadan nasıl yaşanacağını.
Yaşamın her anında ister istemez yapmak zorunda olduğum seçimleri.
Hangi seçimlerin amaçlarımı gerçekleştirmeme yardım ettiğini , hangi seçimlerin beni amaçlarımdan uzaklaştırdığını.
Benim onları neden seçtiğimi.

Duyguları düşünüyorum.
Nasıl tatmin edilebileceklerini.
Sevginin nasıl yaşanacağını.
Korkuların nasıl kabullenileceğini.
Acının, yalnızlığın, nasıl sahiplenileceğini.
Acıdan, yalnızlıktan hiç pişmanlık duymadan nasıl ayrılınabileceğini.
Yüreğinde ince bir sızı duymadan onlarla nasıl vedalaşılabileceğini.
Yapabileceklerini gerçek…

Paylaştıklarımızın bende kalan, ama derin, ama zamanla unuttuğum izleri...

Resim
Hani hayata dair sürekli bir şeyler anlatıyorsun ya bana.
Senin yaşadıklarını yaşamamam, senin hatalarını tekrarlamamam adına.
İzin verirsen ben de bir şeyler söylemek, aklıma takılan bazı soruları sormak istiyorum sana.
Beynimde henüz, yaşanmışa dair senin kadar çok düşünce biriktirmiş olmasam da.

Söyler misin?
Hayata karşı benim yerime sen savaşarak, beni kazandırabilir misin?
Benim acılar çekmemi, günahlara girmemi, sen engelleyebilir misin?
Benim yazgımı sen değiştirebilir misin?

Sen bu kadar müdahale ederken, ben;
Kendi yaşamımı yaşayabilir miyim?
Arayışlarımı özgürce devam ettirip, kendi yolumu bulabilir miyim?
Ruhumun özgün üslubunu yaratıp, bunu davranışlarıma özgürce yansıtabilir miyim?

Yoksa farkında değil misin hala?
Sevgi bağınla beni nasıl sıkı sıkı bağladığının!
Önerdiğin yaşamı yaşamam için beni ne kadar zorladığının!

Merak ediyorum, acaba hiç aklına gelmiyor mu, senin ben vakitlerin?
O vakitlerde, beyninin içinde uçuşan düşüncelerin...
Ve, benim aslında ne istiyor olabileceğim...

Ne is…

Hayatını sadece bilinenlerin yardımı ile yaşayabilir misin?

Resim
Sabahları ümitsizce uyanmak nasıldır bilir misin?
Kendini, yaşadığın hayatın esas kahramanı değilmiş gibi hissetmek.
Buna rağmen, mutlu olabilme umudunu koruyabilmek.

Gerçek ve düş oyununu bilir misin?
Sahip olduklarını red ederek, kendini hayal ettiklerine sahipmiş gibi göstermek.
İçindeleri yok etmek için kendini sürekli dışarıdan incitmek.
İnanmalarını ümit ederek insanlara gösterdiğin maskeye, kişiliğim demek.

Red edilme, dışlanma korkusu nasıl bir şeydir bilir misin?
Sürekli etrafındaki insanlara imrenmek, onlara benzemek için mücadele etmek.
Benzedikçe de, daha fazla imrenmek.

Düş kırıklığı neye benzer bilir misin?
Birgün, birileri tarafından inandırıldığın düşüncelerin aslında doğru olmadığını görmek.
Onların yarattığı boşluğu yine dışarıdan bulduğun başka düşüncelerle doldurmayı denemek.
İçindeki hazineyle iletişim kurmak yerine, kendini sürekli bu kısır döngüye hapsetmek.

Uzun zamandır gördüğün bir düşten uyanmak nasıl bir şeydir bilir misin?
Bir gün herşeyin değiştiğini, ama hiçbir şeyin d…

Dünden sonra, yarından önce, aşk…

Cümlelerin karşılıklı olarak bir ok gibi fırlatıldığı fırtınalı bir gecenin sabahında, sessizce yürüyorlardı arabalarına doğru. Fırtına artık yerini sessizliğe bırakmış, dün akşam birbirlerine kanıtlamaya çalıştıkları cesaretlerinin hiç bir anlamı kalmamıştı. Artık sessizliklerinin arasında hiç bir bağ bulunmuyordu. Şu an onları birleştiren tek nokta, ikisinin de kendini birbirlerinin yanında rahatsız ve tedirgin hissetmesiydi.

Genç adam arabanın kapısını açmakta olan kadının yüzüne kaçamak bir bakış fırlattı. Yaşadıkları her büyük kavga sonrasında olduğu gibi şu anda içinde ona karşı siddetli bir arzu hissediyordu. İçinden bugün keşke pazar olsaydı diye geçirdi. Dün gece yaşananlardan sonra bu düşündüğünü düşünmeye hakkı var mı diye hiç düşünmedi bile. Düşündüğü tek şey genç kadının şu anda acı çekiyor olduğuydu. Yine de onunla konuşma ihtiyacı duymadı. Ondan bir sıcaklık, yada bir duygu beklemiyordu...

Adamın kendisine yönelttiği bakışı fark etmişti genç kadın, ama bunu ona fark ettir…