Kayıtlar

Şubat, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Senin tercihin hangisi?

Resim
Düşündün mü hiç? Acaba aşk diye yaşadıklarının, yaşattıklarının, aşık olduğun için kendine ve karşındaki kişiye yüklediğin o anlamların, aşk adına kendini ve ilişkini hapsettiğin o dar alanın ne kadar farkındasın? Yıllardır ne çok şey öğretildi değil mi sana, dinlediğin şarkılar , okuduğun satırlar, izlediğin filmler aracılığıyla, aşkı daha hiç yaşamadan onu hissedebilmen adına?

Hadi, alttaki paragrafa geçmeden önce gözlerini kapa sen de , en samimi duygularınla kendince yap bir aşk tarifi. Hayal et, birbirine aşık iki insanın sana göre olması gereken ilişkisini.

Aşk sence de; Her an birlikte olmak, herşeyi beraber yapmak, hep aynı fikiri paylaşmak, bireysel alanlarından vazgeçmek mi? İçinde kişisel ihtiyaçlarının karşılanmaması nedeniyle gitgide büyüyen öfkeye, isyana rağmen her zaman karşındakine “seni seviyorum” ruhunu yansıtabilmek mi? Karşındaki insanın hoşuna gitmeyeceğini düşündüğün tüm duygu ve düşüncelerini, arzularını dile getirmeyerek, sadece onun hoşuna gidecek şeylerden söz…

Demek ki sen onların hiçbirini hakkıyla yaşayamamışsın.

Daha çok kendimle başbaşa kalmak istiyorum bu aralar, kendimle yalnız kalabildiğim bu anlarda da kendimi sorguluyorum sürekli. Düşünüyorum…. Acaba benim için herşey, gerçek anlamda ilk nerede ve ne zaman başladı? Beni bu keşif yolculuğuma ilk kim çıkardı, bugüne kadar kimler taşıdı? Kimler bana bugün söylediğim sözlerin ilk suflelerini verdi. Nelerin toplamıyım ben? Hatırlayamadığım neler dahil bana?

Yine böylesi duygular ve sorgulamalar içerisinde, akşam aynada ki o bir çift yorgun ve keyifsiz gözün sahibine bakıyorum. Saçlarındaki aklara, yüzündeki yılların oluşturmaya başladığı çizgilere takılıyor gözlerim. Sonrasında da kendimi onun ruhunun derinliklerine doğru yaptığım, plansız bir yolculuğun içinde buluyorum aniden.

Yaşadığım dönemden olsa gerek, her tarafta, bugüne kadar yaşadığım acıların, ızdıraplarımın, hayal kırıklıklarımın, endişe ve korkularımın, hüzünlerimin, doğma şansı bile bulamadan yitip giden aşklarımın, hayallerimin izlerini arıyorum. İçimde onların yıkılmalarıyla or…

Bab' Aziz

Resim
- Hassan, seni bekliyordum. - Beni mi bekliyordun?
- Ölümüme şahit olman için.
- Neden ben? Ben ölümden çok korkarım.
- Bu yüzden. Annesinin karnında karanlıklar içinde yatan bir bebeğe; “Dışarıda ışıkla dolu bir dünya var. Yüksek dağlar, büyük denizler, sonsuz ovalar, çiçek dolu bahçeler, dereler, yıldızlarla dolu gökyüzü, sımsıcak güneş.... Ve sen dışarıda bunca harika şey varken burada karanlıkta kalmışsın...” dersen. Doğmamış çocuk bu harikalardan habersiz olduğu için hiçbirine inanmaz. Aynı bizim ölüm için düşündüklerimiz gibi.. Hepimiz bu yüzden korkuyoruz.
- Ama ölümde ışık olmaz. Çünkü o herşeyin sonu.
- Ölüm neden hiç başı olmayan bir şeyin sonu olsun. Hasan evladım benim düğün gecemde mutsuz olma.
- Senin düğün gecen mi?
- Evet. Sonsuzlukla düğünüm.
Bab' Aziz filminden alıntı...
23 Şubat 2009 Haşim A.

Bu yazım sanadır be eskici...

Selam eskici.
Söyler misin bana?
Herşeyin eskisi gerçekten çok mu değerli?
Bu yüzden mi sürekli biriktirip, bir türlü atmaya kıyamıyorsun içindekileri?
Senin için anlamını çoktan yitirmiş, acıları, öfkeleri, üzüntüleri.

Hiç düşündün mü be eskici?
Yıllardır özenle içinde biriktirdiğin o acıları, zaman zaman bir daha elden geçirmeyi.
Onların önemi, değeri yıllar boyu senin için hiç değişmez mi ki?
Yoksa sen de mi fark edemedin?
O içindeki üstüste yığılı acıların, zamanla aslında nasıl anlamlarını yitirip, birer birer duygu çöpüne dönüştüklerini. Bir süre sonra senin için ifade ettikleri değersizliği, hiçliği.
Ne tuhaf, insan hiç anlayamıyor değil mi? Bu garip oyunu kendine, zihninin düzenlediğini.

Bir düşün be eskici.
Hiç işine yarıyor mu, özenle biriktirdiğin bu duygu çöpleri?
Beyninde yer işgal edip, beynini meşgul ederek, seni asıl önemli olandan; bulunduğun andan uzak tutmaktan gayri.

Hadi eskici.
Sende çok iyi biliyorsun ki, hayat hızla akıp giden, azgın bir nehir misali.
Zaman hepimiz için çok de…

Çokluğumun içinde sıkıştım, gitgide kayboluyorum.

Kendimden o kadar uzaktayım ki bugün.
Ne kadar uzansam da bir türlü bana dokunamıyorum.

Hayatıma sinsice girmiş bir hırsızım ben bugün.
Bana dair anları sessizce benden çalıyorum.

Tanıdık, eski bir cümleyim sanki bugün.
Bütün kelimeleri ezbere biliyor ama anlamını bir türlü hatırlayamıyorum.

Dönüştüren miyim, dönüşüm müyüm, dönüşen miyim,
Yoksa hepsi mi benim?
Bilmiyorum...

Belki de diriliş öncesi bir ölümü yaşıyorum bugün...

17 Şubat 2009
Haşim Arıkan

"Her şey ilk" dedi kadın sonra....

Resim
"Her şey bir anda olmuştu; ağzından kelimeler nasıl döküldü anlamadı bile adam… Kadın onu aldatmıştı… Biliyordu adam aldatıldığını yıllardır, ama söylemiyordu… Kadın, aldatmış olduğunu yüzüne bir tokat çarpan adama baktı… Yıllardır biliyordu adam onu aldattığını ama neden şimdi söylemişti…
Adam kısık sesiyle sadece “neden ?” diye bildi ve kadın anlatmaya başladı…
“Her şey ilk… " (1)


Cümlenin devamını getirmedi…, getirmek istemedi genç kadın. Kurmaya başladığı ve beyninde onu takip etmek için sıraya giren diğer cümlelerin içerdikleri detayın anlamsızlığını fark etti. Sustu. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Düşünceleri onu bulunduğu andan sessizce alıp, zamansız bir zamana taşıdı.

Çok kısa bir süre önce kendine ve yaşadıklarına dair aldığı kararları hatırladı. Artık dikkat ettiği, istediği tek şey vardı o da, ona kendini mutsuz hissettiren herşeyin, ardında yatan gerçek nedenlere ulaşmak, sırası gelenle yüzleşerek, yıllardır taşıdığı o ağır yüklerinden kurtulmak. Her sefe…

Ne anladın peki bu yaşadıklarından?

Resim
Günüm gelmiş, insan olmuşum.
Yeryüzüne inmiş, üzerime bir beden giyip doğmuşum.
Mutluluk, sevinç gözyaşı olup, hayatlara dokunmuşum.
İlişkiler yaşamış, duygularla tanışmışım.

Hep sevilmeyi istemiş, kendimi bir türlü sevememişim.
Duygulara acıkmış, onları kendi içimde yaratmayı becerememişim.
Değerli olmaya çalışmış, kendime hiç değer vermemişim.
Kendimle karşılaştıkça, hep kaçıp, başka yollara sapmışım.
Önüme çıkan çukurlara kızmış, kendime en çok çukuru da kendim kazmışım. Herkesle bütünleşmek istemiş, kendimle bir türlü bütünleşememişim.
Her zaman mutluluğun peşinde koşmuş, kendime neyle mutlu olduğumu sormayı hep unutmuşum.
Sürekli seçimler yapmış, kararlar almış, sonuçları istediğim gibi olmayınca topu hep kadere atmışım.
Bu keşif yolculuğunun bir gün bitebileceğini hiç düşünmezken,
Bir gün yolun sonuna ulaşmış, toprakla sarmalanmışım.
Bana “Ne anladın bu yaşadığından?” diye sormuşlar.

Verecek bir cevap bulamamışım!

15 Şubat 2009
Haşim Arıkan

Hayatı züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi yaşarsın...

Resim
Söylemek gelir içinden, ama bir türlü dile getiremezsin.
Susmak gelir içinden ama susup da kenara çekilemezsin.
Sıkıntıdan patlar için, sense mutluymuş gibi gülümsemeyi seçersin.

Sürekli hissettiklerini gölgeler, duygularını bastırırsın.
Her geçen gün, gerçek düşüncelerini gizlemekte biraz daha ustalaşırsın.

Bunu;
Kimi zaman karşındakini üzeceğin endişesiyle yaparsın.
Kimi zaman yanlış anlaşılıp yalnız kalmaktan korkarsın.
Kimi zamansa reddedilme ihtimali engeller seni.
Sürekli …………. olduğun da, ………… yaptığın da diye boşluklarının dolmasını beklediğin cümlelerine tutunur, hiç biri gerçek bir neden olmayan bir sürü mazeretin ardına sığınırsın.

Kendini, kimseye zarar vermeden özgürce ifade edebilmenin yollarını keşfetmek yerine, kendini tamamen unutup, hayatını başkalarının beklentilerine göre yaşamaya alışırsın.
İplerin senin elinde olduğuna inanıp sürekli kendini kandırırsın.
Oysa ipleri hep başkalarının beklentilerine göre oynatırsın.
Yaşamının idaresini korkularına teslim ettiğin için, sahip old…

Hepinize çok teşekkür ediyorum!

Doğduğum günden beri bıkmadan, usanmadan bana nasıl davranmam, nasıl bir insan olmam, neye inanıp, neye inanmamam, neyi yapıp, neyi yapmamam, neleri düşünüp, neleri düşünmemem, neleri hissedip, neleri hissetmemem gerektiğini, neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez, neyin iyi, neyin kötü, neyin güzel, neyin çirkin, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrettiniz. Üstelik bütün bunları daha ben doğmadan önce, benim yerime düşünüp, hazırlamışsınız. Bunun için hepinize teşekkür ediyorum.

Düşünüyorum da, bugüne kadar sizleri ne kadar yanlış tanıyıp, sizlere karşı ne kadar haksızlık etmişim. Bunca zaman boşu boşuna, sizlerle inatlaşıp, kendi gerçeklerimi, kendi inanç sistemimi yaratmaya çalışmışım! Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, bireysel beynimin yarattığı özgün düşüncelere kendimi kaptırmış, doğru olanın, bu düşüncelere, bireysel kimliğime sahip çıkmak olduğunu sanmışım!

Belki biraz geç oldu ama; sizlerin sürekli tekrarlarınız, bana uyguladığınız ödülleriniz ve cezalarınız sayesinde…

Bütün bildiklerini unut, sadece hisset...

Resim
Yalnızlığın lüksü içinde yaşadığı dairesinin camından, akşam karanlığının yavaş yavaş çökmekte olduğu şehire doğru baktı. Binaların yavaş, yavaş yanan ışıklarının, şehrin sülietini oluşturmalarını izledi bir süre, keyifle. Elindeki şarap kadehinden bir yudum alıp, müzik setine doğru yöneldi. Son bir kaç gündür değişmeyen cd’yi bir kez daha kutusundan çıkartıp, cd çalara yerleştirdi ve sesini çok hafif açtı. Odanın içine yayılmaya başlayan müziğin tınıları, onun kulaklarına ulaştığında büyük bir keyifle gözlerini kapadı. Çalan parçanın o inanılmaz güzellikteki giriş bölümü bitene kadar, sanki bestesine karşı bir saygı duruşunda bulunurcasına, olduğu yerde hiç kıpırdamadan durdu ve içten gelen bir arzuyla gülümsedi.

Parçanın giriş bölümünün sona ermesi ile birlikte, şehrin sülietine bakan koltuğuna oturdu. Çöken karanlıkla birlikte, binalardan kaldırımlara dökülmeye başlayan ışıkların altında, her yöne doğru akmakta olan insan kalabalıklarını izledi bir süre. Günün cumartesi, mevsimin b…