Kayıtlar

Kasım, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünyanın kenarından sonsuza yuvarlandı.

Resim
Ömür tükendi.
Bebek yaşlandı.
Yeni hayallerde eskinin görüntüleri canlandı.
Yaşamın öyküsünü düşündü.
Bir kez daha düşüncelerinin ağına düştü. Üzüldü.
Ağ koptu.
Dünyanın kenarından sonsuza yuvarlandı.
Yuvarlanırken düş, gerçeğe dönüştü. Ben zannettiği bedeni ardında, dünyada kaldı.
Hayat adını verdiği düş'ün anlamını ancak o zaman kavradı.
O aslında düşlenemeyecek kadar sınırsız bir varlıktı.
Ama herkes gibi o da yaşadığı düş’ü düşünceleri ile sınırlamıştı.
Olabilecekken olamamışların farkına o an vardı.
18 Kasım 2009

Her gün yeniden yaşıyorum...

Resim
Zaman değişiyor.
Ben değişiyorum.
Değişerek acaba kendimi mi inkar ediyorum?
Yoksa kendime daha mı çok yaklaşıyorum?
Ben kimdim?
Kim oluyorum?

Hayat hızla akıp gidiyor.
Ufak dokunuşlarla şekilleniyor.
Hatırlayamadıklarım mı tamamen eriyip, özüme karışıp beni ben yapıyor?
Yoksa izlerini yıllarca üzerimde taşıdıklarımla mı daha fazla ben oluyorum?
Neleri unutmalıyım, neleri hatırlamalıyım bilemiyorum?

Günü geliyor, yollar kesişiyor.
O karşıma çıkıyor. Fark ediyorum, seviyorum, sahipleniyorum, bağlanıyorum.
Gerçekten sevdiğim için mi onu sahipleniyorum?
Yoksa özgür bırakabildiğimde mi onu gerçekten seviyorum?
Özgür bırakmayı mı öğrenmeliyim, sahipleniyorsam sevmemeli miyim bilemiyorum?

Bugün, dün oluyor. Günler yavaş yavaş tükeniyor.
Her yeni günde yeni ilişkiler hayat buluyor. Birlikte deneyimler yaşanıyor, yaşanan deneyimler tanımlanıyor, düşünceye dönüştürülüp zihinlerde depolanıyor.
Düşüncelerim mi duygularımı yaratıyor?
Yoksa duygularım mı düşüncelerimi doğuruyor?
Düşünmeli miyim, hissetmeli miyim bile…

Bazen kaybettiğinde kazanıyor insan...

Senden özür diliyorum.
Sana asla veremediğim şeyler için.
Hissettiklerinde sana katılamadığım, sana yaşattığım hayal kırıklıkları için.
Bize dair senin yarım cümlelerini hiç bir zaman tamamlamaya çalışmadığım için.
Korkaklığımı gizleyip, güçlüymüş gibi görünebilmek için, sana olan duygularımı bastırıp kendimi senden uzaklaştırdığım için.

İtiraf etmeliyim ki, senin beni tanıdığından daha fazla tanımıyordum ben de kendimi.

Sana teşekkür ediyorum.
Bana verdiğin bütün sevgin için.
Kim olduğumu, aşkın nasıl bir şey olduğunu bana yaşatarak gösterdiğin için.
Her zaman için beraber olmaktan gurur duyduğum biri olduğun için.
Sona eren bir ilişkinin ardından bile, içimde nefret duyguları uyandırmadan, sevmeye devam edebildiğim biri olduğun için.
Daha önce hiç hissetmemiş olduğum duyguları hissedebilme kapasitemi bana fark ettirdiğin için.
Bana, her zaman seveceğim, yüklediğim anlamları hiç bir zaman değiştirmek istemeyeceğim şeyler yaşattığın için.

Sana teşekkür ediyorum.
Bir ilişkinin sonunun da, ilişkinin …

Ancak o zaman...

Resim
“Kendini bilmelisin” diye yavaşça fısıldıyor kulağıma.
Bana, benim yakınlığımda.
Bunu duyunca bir sürü soru uçuşmaya başlıyor beynimde.
Kendim, yaşadıklarım ve hayat hakkında.

Bunu görünce,

“Zihnini çok fazla düşüncelerle meşgul edip, kendi özündeki koşullanmamış özgürlük ile bağını kopartmamalısın.”
Diyerek başlıyor sükunetle cümlelerini ardarda sıralamaya.

“Sen de sen olmayanları ayıklarak, zihnini yıllardır biriktirdiğin çöplerden kurtararak başlayabilirsin kendin için bir şeyler yapmaya.
Eğer, içinde daha derinlere ulaşmak, içindeki zenginliklerle tanışmak istiyorsan, kendin için daha fazla çaba harcamalısın.
Daha fazla sen olabilmek istiyorsan sorgulamalarına bütün zihninle, kalbinle, tüm varlığınla katılmalısın.
İçinde yaşadığın oluşturulmuş düzen tarafından derinden koşullandırılmış zihnini dağıtmalı, kendi özünün anlık koşullandırmalarını yaşamaya çalışmalısın.

Ancak o zaman tedavi edebilirsin yılların ve içinde yaşadığın düzenin sende oluşturduğu hasarları.
Ancak o zaman bulabilirsi…

Ve ben onları neden ve nasıl sevmediğimi hatırlamak istemiyorum.

Resim
Sohbetlerinin kolay kolay sona ermeyeceğini iyi bildikleri için, hepsi salondaki koltuklara -adeta- gömülmüş bir haldeydi. Bir yandan sigaralarını tüttürüp, bir yandan şaraplarını yudumlarken, uzunca bir aradan sonra yeniden birlikte olmanın coşkusuyla, saatlerdir durmaksızın konuşuyorlardı, -Cahit Sıtkı’ya göre yolun yarısını biraz geçmiş olan - dört genç kadın. Konu dönüp dolaşmış, bir süre sonra yine gelip geçmişe dayanmıştı çoğu zaman olduğu gibi...

“Düşündünüz mü hiç? Ne çok konuşuyoruz değil mi geçmiş hakkında? Bence bunun sebebi onu istesekte asla bozamıyor olmamız. Düşünüyorum da. Aslında onu değiştiremiyor olmamız çok daha iyi... Yıllar geçtikçe olgunlaşarak ona dönüp tekrar bakabilmek... Kendini kandırmadan... Hiç bir şey ummadan... Sadece... Evet sadece bakabilmek... Bence güzel olan, bizi sürekli geçmişe çeken şey kesinlikle bu...”

“Ben sana pek katılmıyorum bu konuda. Bence insan geçmişine dönüp baktığında çoğunlukla hatalarına takılıyor. Yapmış olduğu hataların bedelini de…

Bu aralar...

Resim
Biraz dalgınım bu aralar.
Sabahları ayna da kendimi bile fark edemiyorum.
Ona, onu sevdiğimi söyleyemiyorum.
Bu aralar nedense hep kapatılmamış kapılara takılıyorum.

Biraz huzursuzum bu aralar.
Kendimle uğraşıp duruyorum.
Tutamadığım sözlere, yaşayamadığım hayallere, açmadığım kapılara kızıyorum.
Bu aralar nedense kendime, kendimi bir türlü beğendiremiyorum.

Biraz hüzünlüyüm bu aralar.
İçimdeki o azaltamadığım acıları, iyileştiremediğim yaraları, dökemediğim gözyaşlarını hissediyorum.
Olabilecekken olamamışları takılıp kalıyorum.

Unuttuğumu sandığım ne çok şey hatırlıyorum bu aralar.
Sanki elimde bir terazi, onları tek tek elden geçiriyorum.
Terazinin bir kefesine istediklerimi, hayallerimi,
Diğer kefesine kabullendiklerimi koyuyorum.
En sonunda hangisi ağır basacak ben de bilmiyorum.

04 Kasım 2009


Bildiğin düşüncelerle düşünmemelisin onu...

Resim
“Görmeyeli ne kadar değişmişsin.” diyor. “Sanki gençleşmiş, güzelleşmişsin. Bakışlarına farklı bir pırıltı gelmiş.”

“Evet. Değiştim, değişiyorum, değişeceğim.” diyor ardından da keyifli bir kahkaha patlatıyor ve arkadaşına heyecanla anlatmaya başlıyor. “Hayat inanılmaz hızla akıp giderken artık eskisi gibi bir kenarda durup onu seyretmiyorum. İnsan hayata karıştığında da ister istemez, daha fazla şey fark ediyor, düşünüyor, sorguluyor ve en nihayetinde de değişiyor.

Eskiden hep, hayatımın kalıcı olması için mücadele ederdim. Sevdiğim şeylerin kalıcı olması, sevmediklerimin ise kısa süreli olması için. Mazeretlerim vardı bu düşüncemi haklı çıkartacak. Hatta sürekli yenilerdim bu mazaretlerimi. Ama bir gün fark ettim ki aslında hayatta hiç biri kalıcı değil, herşey bir süre sonra akıp gidiyor insanın üzerinden.

Artık hayatı çok daha duyusal yaşamaya çalışıyorum. Artık onun sesini duyabiliyorum. Neşesini, canlılığını hissedebiliyorum. Sanki gün geçtikçe daha derinlerine iniyorum. Şimdilerde…