Kayıtlar

2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Beni ziyarete gittim dün gece..

Dün gece sokak kapısının canhıraş bir şekilde güm güm güm yumruklanması ile bir anda yataktan fırladım. Oysa uzun bir mücadele sonrası uykuya daha henüz dalabilmiştim. Kapı güm güm güm yumruklanmaya devam ediyordu. Kendimi palas pandıras merdivenlerden aşağıya, antreye zor attım. Bir an polise mi haber versem diye tereddüt ettikten sonra elim kapının tokmağına uzandı ve tokmağı çevirdim. Kapıyı açmamla birlikte yaşamakta olduğum panik bir şoka dönüştü. Şok olmuş bir halde kapıda kendime bakakaldım.

- Kendine gel dostum korkma sana zarar vermeye gelmedim.

diyerek gülümsedim ve yanağımı sevgiyle okşayarak kapıyı hafifçe itip içeri girdim.

- Ben en iyisi şöyle güzel mis gibi kokan bir kahve hazırlayayım, hem seni kendine getirir, hemde ilk defa karşılıklı sohbet etme şansı bulacağımız bu gecede bizi biraz canlı tutar.

nutkum tutulmuş adeta taşa dönüşmüştüm. Şaşkın şakın kendimi izliyordum. Sanki kendi evimmiş gibi evimde hiç de yabancılık çekmiyordum. Mutfaktaki filitre kahve makinasına, mas…

Hayır diyebilmenin sihirli gücü

Gözyaşlarım yanaklarımdan sicim gibi aşağıya süzülüyor. Yoruldum artık, silmekten vazgeçip bıraktım onları. İçim yanıyor. Ona sarılmak neden, neden yaptın bunu diye sormak istiyorum. Aslında çok iyi bildiğim cevabı, son bir kez de onun ağzından da duymak istiyorum. Birazdan hoca gelip namazını kıldıracak bize. "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye soracak hepimize. Eminim ki herkes yürekten iyi bilirdik diyecek. Sonra herkes, olmayan hakkını helal edecek ona hep bir ağızdan. "HELAL OLSUN. HELAL OLSUN. HELAL OLSUN." diye. Üç kere üst üste usulünce. Esas bizlere hakkını helal etmesi gereken “o” iken.

Canım arkadaşım, sırdaşım, can dostum kaç kere konuştuk bunu seninle. Her seferinde "haklısın" dedin bana. Ama konuştuğumuz herşey hep konuştuğumuz yerde kaldı. Bu kadar mı zordu “HAYIR” diyebilmek insanlara, tek diyebileceğin “HAYIR” yaşamına mı karşıydı?

Gece geç saatlere kadar çalışırdı bazı günler sabahlardı mesai arkadaşlarına “HAYIR” diyemediği için. Herkes kend…

Yeter artık sizi terk ediyorum....

Güneşin ışığını perde arasından sinsice odama sokup üstüne üstlük bir de yüzüme bir projektör gibi yansıtmasıyla gözlerimi aralıyorum. Merhaba yeni gün:)

Beynimdeki barkodların uyanmamla birlikte telaş içinde sıraya girdiklerini hissediyorum. İlk barkod okundu bile.

- Doğru banyoya yüzünü yıka. (Sabahları kalkınca yüz yıkanır)

Neyseki ilk barkod masum bir barkoddu.

Banyoya giriyorum. Aynada kendime bakıp gülümsüyorum:)

- Günaydın :)
- Bugün güzel bir gün olacak dostum, bomba gibisin valla :)

Biri beni görse deli zannedecek valla. Ama beynimizden vücudumuza yolladığımız her mesajın, verdiğimiz mesaj doğrultusunda vücudumuzu tüm organlarımızı harekete geçirdiğini bugün artık bütün uzmanlar kabul ediliyor. Güne bu şekilde başladığımda günümün çokkkkk daha keyifli geçtiğini ben de hissedebiliyorum zaten.
Müzik setinin tuşuna basıyorum. Müthişsin “Chris Spheeris” tapıyorum senin müziğine ben. Bir stiriptizci edasıyla üstümdekileri çıkartarak duşa doğru ilerliyorum. Başımdan akmaya başlayan hafif s…

Neden bu kadar senarist olmaya meraklıyız?

Üniversite eğitimimin ilk yılları benim için belki de hayatımın en zor yıllarıydı. Bir yandan okulu bitirmeye uğraşıyor bir yandan da akıl sağlığı yerinde olmayan annemle ilgilenmek zorunda kalıyordum. Doktorlar onun durumuna herhangi bir çözüm yolu bulamıyorlardı.Annemin bu durumu zaten yeterince canımı yakıyordu. Bu durumu birde çevremle paylaşıma açmak ise o yıllarda bana hiç de cazip gelmiyordu. Bu acıyı kendi içimde yaşıyor. Annemin bu durumunu arkadaşlarımla paylaşmayı düşünmüyordum. Bu durum birinci sınıfın sonuna kadar böyle devam etti ta ki yaşadığım acı tecrübe ile bazı gerçekler kafama dank edene kadar.

Allaha şükür halimiz vaktimiz yerindeydi rahmetli dedem anneme hatırı sayılır bir miras bırakmıştı. Bu da yaşam standardımızı zorlanmadan sürdürmemize imkan veriyordu.Herhangi bir acil durumda çabuk hareket edebilmek için okula kendi arabamla gidip geliyordum. Gençliğin ve imkanlarımın iyi olması sebebiyle kendime olabildiğince özen gösteriyor. Kılık kıyafetime de çok dikkat …

Sevgi...

Okuduğum son kitabı da bugün bitirdim.
Bu okuduğum kaçıncı kitap acaba?
Daha okumam gereken kaç kitap var?
Sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Her okuduğumuz kitapta muhakkak eksik olduğumuz bir yönümüz daha ortaya çıkıyor değil mi?
Eksik yönlerinizle uğraşmaktan, tamamlanmış yönlerinizin tadını çıkarmaya fırsat bulabiliyormusunuz?
Sürekli devam eden bu değişimin sonucunda ne istiyorsunuz diye size sorsam cevabınız ne olurdu?
“MUTLU OLMAK” mı?

Büyük başarılar,
Toplumda kabul gören, beğenilen bir kişilik,
Bizi gördüklerinde gülümseyen yüzler,
Bizimle ilgili söylenen güzel sözler,
Yaşanan güzel ilişkiler,
……………………………….

Şimdi bu saydıklarımızın finalinde mutluluk olmadığını varsayalım,
Hangisi bir anlam ifade ederdi size bütün bu saydıklarımın?
Sonunda mutlu olmayacaksam, bana mutluluk vermeyecekse ne anlamı var başarıların, ilişkilerin, dostlukların, beğenilmenin.

Mutluluk her zaman bizim için bir hedef.
Peki ya diğerleri, huzur, sevinç, hüzün, kin, nefret………
Peşinden koştuğumuz ya da bizim peşimizde koşt…

Hayatı tanımlayabilir misiniz bana?

Hayatı tanımlayabilirmisiniz bana?
Sizce hayat nedir?
Durun durun ben size yardımcı olayım.
Kimbilir benim gibi sizde bugüne kadar ne çok şey okudunuz hayatı tavir etmek üzerine yazılmış.
Hemen aklıma gelen ilk iki tanesini size söylüyorum.
“Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır”
“Hayat yazmadığın bir hikayede uzun yada kısa vadede az biraz keşfetmektir”

Ben başkaları tarafından yapılmış bu hayat tanımlarını kabullenmek yerine hayat üzerine bir tanımda ben yapmak istiyorum, bence hayat “tamamen bizim tercihlerimize göre yaptığımız bir yolculuktur” desem size.
Benim bu tercihim sizi kızdırır mı yoksa?Katılmıyormusunuz yoksa bana?
Bu satırı okumaya devam ettiğinize gore bana kızmadınız. Sevindim:)
Peki biraz soru sorabilirmiyim size?
Kendi kararlarınızı vermeye başladığınız günden beri önünüze çıkan her yol ayırımda hangi güzergahın otobüsüne bilet alıp bineceğinize kendiniz karar vermediniz mi?
Ve yaptığınız bu tercihin aynı zamanda bir vazgeçiş olduğunun da farkında değilmisiniz ?
Bu yazıy…

Şimdiki aklım olsaydı....

Kişisel gelişimle ilgili okuduğum kitaplar içinde en beğendiklerimden biri olan Ferrarisini satan bilge’nin en etkilendiğim bölümlerinden birinde aynen şunlar yazıyordu;

Kitaplar sana yeni bir şey öğretmez.Kitaplar aslında zaten senin içinde olanları görmene yardım eder.Aydınlanma budur. Tüm seyahatlerim ve keşiflerimden sonra anladım ki. Tam bir daire çizerek genç bir çocuk olarak başladığım noktaya dönmüşüm. Ancak artık kendimi tanıyorum, ne olduğumu ve ne olabileceğimi biliyorum.

Bu cümleleri okuduktan sonra bir anda ben geldim aklıma.

Gerçekten de benimde kendimi tanımam, kendime önemseyip hayatımın merkezine kendimi oturtmam, hayatımda bana ait bölgenin sınırlarını oluşturmam ve çitlerini çekmem, başkalarının canını yaksa da istemiyorsam onlara hayır demeyi öğrenebilmem, daha çok okuduğum 35 ile 40’lı yaşlarım arasında oldu.

Şimdi üniversite sınavına girecek olsam yine işletme’mi okurum? Hayır kesinlikle psikoloji olurdu seçtiğim bölüm.İnsanlarla iletişimden uzak masa başı bir iş ols…

Bozuyorum artık bu sözleşmeyi.....

Yine biten bir hikayenin sonunda, dört metrekarelik bir odadayım. İçtiğim sigaraların dumanları, camdaki o kirli sarı perdenin sol üst tarafındaki yırtıktan odaya süzülen ışık huzmesinde, sanki kordon boyunda dolaşan sevgililer gibi, bana inat salınıyorlar gözümün önünde. Ayaklarım mı yere yapıştı artık, yoksa ben mi onları kıpırdatamıyorum anlayamıyorum. Hatta şu anda benim ayaklarımın varlığından bile çok emin değilim. Masadan kalmak istiyorum ama damarlarımda artık kan yerine dolaşmakta olan alkol buna asla izin vermiyor. Bir an önce adliyenin önündeki siyah, lastikli kolluklu bir seyyar arzuhalciyi bulup, dilekçemi yazdırmak ve bende sureti bulunmayan o sözleşmeyi tek taraflı da olsa artık feshetmek istiyorum

Yıllardır her seferinde hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkıp, beni allak bullak ederek hayatıma girip, sonunda ise, bende derin yaralar açarak, beni bir enkaz haline getirip fütursuzca çıkıp gidiyor hayatımdan.

Ne zaman nereden karşıma çıkacağını hiç bir zaman kestiremiyorum …

Seni çok seviyorum...

Berbat bir akşam trafiğinde, sahil yolundan Bebek’ten Tarabya’ya doğru dura kalka ilerliyoruz. Trafik tam bir kilit vaziyette. Onu iş yerinden alalı bir saati geçti. Bir saattir, yanımdaki koltukta gözyaşlarına boğulmuş bir vaziyette hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Hiç bir şey konuşacak vaziyette değil. Bir an önce eve ulaşmak ve onu kollarıma alıp sımsıkı sarmak onu rahatlatmak istiyorum. Elim radyoya uzanıyor, müzik ona belki biraz iyi gelir diye düşünüyorum. Düğmeyi çevirmemle birlikte Sezen Aksu’nun sesi arabanın içine dolmaya başlıyor. “Farkındayım, Farkındayım. Kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun, yazmadığın bir hikayede, uzun yada kısa vadede az biraz keşfediyorsun.” Dönüp ona bakıyorum. Kucağı ıslak kağıt mendillerle dolmuş bir vaziyette hala ağlıyor.Şu an tüm enerjisini tükenmiş, tamamen dip yapmış bir durumda. Kulağım yeniden şarkının sözlerine takılıyor ve onun kendisini ne kadar keşfedebildiğini, kendisinin ne kadar farkında olduğunu düşünüyorum.

Neden enerjimizin bu kadar …