Kayıtlar

Ekim, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Herşey mükemmel!

“Bir iş seyahatinden uçakla İstanbul’a dönüyorum. Bir anda önce karımın o muhteşem kokusunu hatırladım. Sonra da oğlumun 3’e kadar saymayı her başardığın da nasıl sevinçle havalara zıpladığı aklıma geldi ve titreyerek ağlamaya başladım. Bir müddet sonra yanımda oturan kişi dayanamadı ve bana dönüp “herşey yolunda mı?” diye sormak ihtiyacı hissetti. “Herşey mükemmel” dedim. Yüzünde beliren şaşkın bir ifadeyle başını tekrar önüne çevirdi. “Sanırım aşkı, sevgiyi hiç bu kadar yoğun yaşamamış olduğu için beni anlayamadı.“

Aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalıştığım bu sözler, Geçen yıl ki Perakende Günleri ‘de harika bir sunumla elde etmiş olduğu büyük başarıların sırlarını bizlerle paylaşan Num Num’ın ortağı Mehmet Gürs’e ait.

Ona göre; ister iş, ister aşk hangi alanda olursa olsun başarının sırrı “yüzdeyüz” de saklı. Gerçek aşka ulaşmak istiyorsan onu yüzdeyüz yaşamalısın. Kendini herşeyden arındırıp çırılçıplak bir vaziyette kollarını havaya kaldırıp ona tamamen teslim olmalısın.

Hayatı, …

Yok ki!

Sevmek için hiç bir korkuya ihtiyacım yok ki.
İyi bir insan olabilmek için tehdit edilmeme gerek yok ki.
Hayal kurabilmek için var olanları bilmeme gerek yok ki.
Doğrularımı başkalarında aramama gerek yok ki.
Şükredebilmek için benden daha kötü olanları bilmeme gerek yok ki.
Arzuladığım şeyleri yaşayabilmek için belli sonuçlara, beklentilere ihtiyacım yok ki.
Yaşamımın nasıl olduğuna karar verebilmem için, yaşamımda neler olduğunun bir önemi yok ki.

29 Ekim 2008
Haşim A.

Hayatımızda ki flashback’ler!

Seninle bir ömür boyu yaşayacak,
O günden sonraki geleceğini etkileyen,
Beyninde ki algılama kanallarını değiştiren,
Retinana düşen görüntülere o günden sonra tamamen farklı anlam yükleyen,
Bir deneyim’in oldu mu hiç?

Ya da başka bir değişle, senin de gözlerinle değil, iç görünle görmeye başladığın bir flashback’in var mı?

Bazen çok sevdiğin birini yitirdiğinde gelip bulur seni,
Bazen şahit olduğun acı bir olayın içine gizler kendini,
Bazen büyük bir felaketin içinde durup bekler seni,
Bazen…..

Onu yaşadığın da fark edersin,
O çok önem verip, ruhunun en nadide raflarına dizdiğin objelerinin, değersizliğini.
Onu yaşadıktan sonra istersin,
Senin on da gördüklerini, onu yaşarken hissettiklerini, herkesin senin gözlerinle gördüğün gibi görebilmelerini, senin o anda yüreğinde hissettiğin gibi hissedebilmelerini.
Farkına vardıklarının hiç de, yıllardır sana ve sana onu öyle aktaran insanlara göründüğü gibi olmadığını, bunu onların da fark edebilmelerini.

Ona sahip olabilmen için bekler önce senin kendini …

Atatürk'ten hatıralar

Bugün 85. yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet'imizi bize armağan eden büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına, onun büyüklüğünü, farklılığını bir kez daha anlayabilmek için ondan bize kalmış bir kaç küçük hatıra.

Atatürk'e birgün, renkli olarak çizilmiş, devlet arması için biçimler getirmişlerdi. Bunlarda egemen olan öğe ya kurt başı ya da ay-yıldızdı. Ressamlarımızın bulduğu bu armaların hiçbirini, Atatürk, kurduğu devletin Cumhuriyet arması olarak kabul etmedi. Bu armalara, düşünerek defalarca baktı.
Sonunda “Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan yeni bir devletin arması olamaz. Devlet armasını, simgesel bir insan başı temsil etmeli” dedi.
Bu konuda yaptığı açıklama şöyleydi:
“Bu dünyada herşey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade edemeyeceği hiçbir şey düşünemiyorum.”
Böylece o zaman, Atatürk’ün onayından geçmiş bir Cumhuriyet devleti armamız yapılamadı.

Bir gün Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini göre…

İlk, fabrika ayarlarına geri dönmek ister misin ?

Sana ilk fabrika ayarlarına geri dönmek ister misin diye sorsam?
Sahi dönmek ister misin annenden doğduğun o ilk, en orjinal haline?
Yoksa o günden beri sürekli törpülediğin, kategorize ettiğin, senden beklentilere göre kafanda oluşturduğun imajların arkasına gizlediğin bugünkü halin mi daha cazip geliyor sana?
Gerçekten o ilk orjinal haline dönebilsen, zaman içinde yitirdiğin, törpülediğin hangi özelliklerine yeniden sahip olmak şaşırtırdı seni bugün acaba?

Etrafındaki insanların senin için ne düşündüğünü/düşüneceğini hiç önemsemeden hareket edebilmek, konuşabilmek çok mu cesur hissettirirdi kendini sana?
Ya da hiç bir sınır olmaksızın düşlemek ve o düşlediklerine gerçekten inanmak, küçücük şeylerden mutlu olup, uluorta neşeli kahkahalar atmak çok mu aptalca gelirdi sana?
İçinden geldiği an da etrafındaki hiç kimseyi umursamadan hüngür hüngür ağlayabilmek, ağlarken bir anda ağlamayı kesip kırkırdayabilmek, sana yapılanları çabucak unutabilmek, onları hiç kaydetmemek, biriktirmemek kendini …

Hangisi benim yolum, ben hangi yolun yolcusuyum...

Tren garının önünde acı bir fren çığlığı duyuldu. Herkes bir an da ne olduğunu anlamak için başını o yöne çevirirken, o, geçirdiği kısa süreli bir şaşkınlık sonrası elinde bavulu ile hızlı adımlarla gara doğru yürümeye devam etti. Freni yapan taksinin şoförünün sesi ardından yankılandı.
- Aşık mısın nesin? Önüne bak önüne. Canına mı susadın sen. Allahım neden hep beni bulur böyleleri?
Aldırmadı şoförün arkasından yaptığı bu canhıraş bağırışa. Koşar adımlarla yürümeye devam edip kendini Ankara tren garından içeri attı. Girer girmez direkt sağ taraftaki duvara doğru yöneldi. Duvarın önüne geldiğinde elindeki bavulu yere bırakarak iki elini yüzüne kapadı. Bir müddet bu şekilde kaldıktan sonra elleri ile yol boyunca yanaklarından süzülüp boynuna kadar ulaşan gözyaşlarını silmeye çalıştı. Üniversite eğitimi için, dört yıl önce büyük bir heyecanla geldiği, bu dört yıl boyunca da alışmak için sürekli çabaladığı bu şehirden bir kaç saat sonra artık kurtuluyordu. Çantasından çıkardığı büyük mand…

Biraz yağmur ağlarım ben, biraz gözyaşlarım yağar.

Camdan dışarıya, sağanak halinde yağan yağmura baktı. Ara ara çakan şimşek, sadece mum ışıklarının aydınlattığı odanın içini, gözlerini rahatsız edici bir şekilde aydınlatıyordu. Sigarasından derin bir nefes çekerek ciğerlerini tamamen doldurdu. İçine çektiği bu dumanı, içtiği bunca sigaraya rağmen hala kendince odaya hakim olma mücadelesi veren tütsü kokusunun içine doğru yavaş yavaş bırakırken, sehpanın üzerinde duran açtığı son kutu biraya uzandı. Dolu olup olmadığını anlamak için hafifçe çalkaladığında son birasınında artık bitmiş olduğunu anladı. Saatine baktı. Saat 00:45’i gösteriyordu. Baş ve işaret parmaklarının ucuyla tuttuğu, ateşi artık filtresine dayanmış sigarasından, son bir nefes daha çekip, izmaritlerle ağzına kadar dolup taşmış olan kül tablasında söndürdü.
Bugün sabahtan beri ruhunda süre gelen med cezirler, kendine olan kızgınlığı kabartmıştı şu an yine. “Sen kocaman bir aptalsın oğlum” dedi. Sahip olduğunun kıymetini ancak kaybettiğinde anlayabilecek kadar aptal. O…

Sizin hiç gerçek bir öğretmeniniz oldu mu?

Resim
Hiç gerçek bir öğretmeniniz oldu mu? Sizi saf ve yontulmamış bir mücevhermiş gibi görüp, bilgelikle onurlu bir bir ışıltıya dönüştürmek isteyen? Ölmekte olan bir dostunuz size bilmeniz gerekenleri anlatmaya çalışsaydı? Bu sohbet hiç bitsin ister miydiniz acaba?

Mitch Albom’um “Öğretmenim Mori’yle salı buluşmaları” isimli kitabı işte tam böyle bir şey. Yaşlı profesör Mori’nin hayatındaki son sınıfı, tek öğrencisi Mitch ile her salı kahvaltıdan sonra hayatın anlamı üzerine kişisel deneyimlerine dayanan derslerini anlatıyor. Bu ikisinin de son tezleri aslında. Yaşamakta olan adamın, birlikte hazırladıkları ilk tezin aksine, bu kez tezi bir an önce bitirmek gibi bir çabası yok. Bu tez hiç bitsin istemiyor.

İki dost, yaşam, aile, evlilik, toplum, merhamet, ölüm, korku, açgözlülük, yaşlanma ve anlamlı bir yaşam felsefesi üzerine içtenlikle konuşuyorlar. İşte size onların, bu muhteşem kitaptaki, muhteşem sohbetlerinden küçük, küçük alıntılar.

Pişmanlıklar

“Mitch kültürümüz bizi ölüm anı gelmeden…

Onun yüzünü düşün. Başka hiç bir şeye ihtiyacın kalmaz....

Ben resimdeki adamın gözlerinin içine bakıyorum. Resimdeki adam da benim gözlerimin içine. Bakışıyoruz onunla bir süre. Keşfetmeye çalışıyorum o bakışlarıyla bana neler anlatmaya çalıştığını. Onun arkasına neleri sakladığını. İnsanların, dile getiremedikleri, getirmek istemedikleri bazı şeyleri, belki bilinçli olarak, belki de farkında olmadan yüzleriyle bize yansıttıklarını düşünürüm. Denildiği gibi sadece gözler değil, bence yüzlerde yalan söylemez, söyleyemez. Denese de bunu pek beceremez. İnsanların yüzlerine bakarak onun hakkında bir çok bilgiye ulaşabilir insan, tabi yüzyılımızın salgın hastalığına yakalanıp, beynindeki görme noktasını bozmamışsa. En kötü körlükte bence budur. Gözlerini kaybeden insan görme kavramını hiç bir zaman unutmaz ama beynindeki görme noktası bozulan insan görsel gözlemin anısını bile hatırlamaz.

“Bence insan ruhunun da kendine göre bir üslubu vardır. Benimsediği genel tema. Bunun o insanın her düşüncesine, her hareketine,her isteğine yansıdığını görebili…

Ne kadar farkındaysan o kadar özgürsün...

Resim
Ne tuhaftır aslında;
Sırf istemediğin için, kendini ne çok şeyden mahrum bırakırsın.
İnatla karşındakini affetmez, kendine bitmek bilmeyen ne acılar yaşatırsın.
Sahiplenmezsin acını, kapanmaz, kanar durur sürekli yaraların.
Sadece tepki verirsin hayata, o ise cevap bekler senden, sense onu hep yanıtsız bırakırsın.

Sözün özü dostum, sen fark edebildiklerin kadarsın.

Kabul etsen de, etmesen de sen, kendinin hem yaratanı, hem de tutsağısın.
Her yeni deneyimini tanımlamak için düne dair düşüncelerine koşar, hayatı kendine düşünebildiğin kadar yaşatırsın.

11 Ekim 2008
Haşim Arıkan

When Nietzsche wept

Resim
- Siz de ölüm korkusu duyuyor olmalısınız?
- Elbette öleceğiz. Ama doğru zamanda ölmek. Ölüm sadece, insan yaşamını gerçekten tamamladıktan sonra gelirse taşıdığı dehşeti yitirir. Siz yaşamınızı tamamlayabildiniz mi?
- Bir çok şey başardım.
- Ama kendi hayatınızı yaşadınız mı? Yoksa hayat mı sizi yaşadı? Hayata bakarsın acı içinde. Bazı hayatlar senin içindir asla yaşayamadığın…
- Ben hayatımı seçmedim. Bir ailem var. Hastalarım. Öğrencilerim. Artık çok geç.
- Size nasıl farklı yaşayacağınızı söyleyemem. O zaman başka birinin tasarladığı bir yaşamı yaşıyor olurdunuz. Ama size belki bir hediye verebilirim Joseph. Düşüncelerimden bir tanesini. Karşına bir cin çıkmış olsaydı size şu anda ki yaşamınızı, geçmişteki yaşamınızı tekrar yaşayabileceğinizi hatta defalarca yaşayabileceğinizi söyleseydi, yine de yeni hiç bir şey olmazdı. Her acı, her mutluluk, her sözcüklerle ifade edilebilecek kadar küçük ya da büyük şeyler, hepsi size geri dönecekti. Aynı sıra, aynı düzenle. Tekrar, tekrar. Sür…