Kayıtlar

Mart, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fevkaladenin fevkinde bedbaht bir gün hakkında küçük bir öykü - 4.Bölüm

- Bölüm 4 -

Aceleden anahtarları evde bırakıp kapıyı çekmiştim. Murat’a gidip anahtarı alamazdım. Kesinlikle gece için duramayıp ağzımdan bir şey kaçırabilirdim. Bu konudaki sabıka dosyam hayli kabarıktı. Onun için başka bir yol bulmalıydım. Ya yan komşunun balkonundan bizim balkona geçecek aralık bıraktığım balkon kapısından içeri girecektim yada dönüşte yanıma bir çilingir alıp gelecektim.
Yeni taşındığı için yan komşuyu hiç tanımıyordum. Görmemiştim bile. Murat’ın söylediğine göre yeni evli bir çift oturuyordu yan dairemizde.
Tanrım ne rezil bir durumdu bu böyle. Komşu komşunun külüne muhtaç derler ama ben daha yan kapı komşumu tanımıyordum. Hatırlıyorumda çocukluğumda aile gibiydik bütün komşularımızla. Herkes ihtiyacı olduğunda seve seve birbirinin yardımına koşardı. Birlikte yemekler yer. Hep birlikte pikniğe giderdik. Hatırlıyorumda ilk eurovision şarkı yarışmasını -bizde o zaman televizyon olmadığı için- Asuman teyzelerde hep birlikte seyretmiştik. Cici kızlar, Semiha Yankı,…..…

Fevkaladenin fevkinde bedbaht bir gün hakkında küçük bir öykü - 3.Bölüm

- Bölüm 3 -
Odaya girdiğimde Ahmet bey masasının yanında yüzükoyun boylu boyunca yerde yatmaktaydı.
- Aylin hanım, Aylin hanım!
Hemen yanına koşup onu sırtüstü çevirdim. Kravatını çözüp gömleğinin düğmelerini ve kol manşetlerini açtım. Allaha şükür ki hala nefes alıyordu.
Aylin hanım koşarak odaya girdi ve gördüğü manzara karşısında donup kalmıştı.
- Aylin hanım sakin olun lütfen. Acil ambulans çağırmamız gerekiyor. Hala nefes alıyor. Kalp krizi olabilir.
Allahım bu nasıl bir gündü böyle. Bugün sabahtan beri bütün bu yaşadıklarımın bir rüya olması için neler vermezdim. Allahtan iki sokak ötede özel bir hastane vardı. Ambulansın gelmesi fazla uzun sürmedi. Sedye ve gerekli teçhizat ile odaya dalan sağlık görevlileri büyük bir hızla Ahmet beyi sedyeye aktarıp odayı terk ederlerken ben hala yaşadığım bu bedbaht günün şoku içerisindeydim. Aylin hanımın sesi beni kendime getirdi.
- Murat bey bende ambulansla hastaneye gidiyorum. Burayla siz ilgilenirseniz çok sevinirim.
- Siz merak etmeyin Aylin …

Fevkaladenin fevkinde bedbaht bir gün hakkında küçük bir öykü - 2.Bölüm

- Bölüm 2 -
Burnuma gelen yanık kokularıyla uykumdan uyanıyorum. Bu yanık kokusu da nereden geliyor böyle? Mum gibi de kokuyor sanki. Sabahlığımı sırtıma geçirip çıkıyorum yatak odasından. Galiba banyodan geliyor bu yanık kokusu. Banyoya girmemle birlikte yanık kokusunun sebebi de ortaya çıkıyor.
Ah aşkım ah. Ben sana daha ne diyim ki. Kaç kere söyledim sana işin bitince şu mumları söndür diye. Dilimde tüy bitti valla. Ama öğretemedim ben hala. Ben nasıl temizliyeceğim şimdi bu mumu her tarafa akmış yapışmış. Gitti o çok sevdiğim caaanım yeşil havlu. En azından bir yerler tutuşmamış bir de uykudan kalkıp yangınla uğraşmak da vardı. Bak yine klozetin musluğunu tam sıkmamış hala akıyor su -aynı zamanda para- boşa. En iyisi önce şöyle güzel bir türk kahvesi yapıp kendime geleyim. Sonra temizlerim buraları. Aman Allahım bu mutfağın haline ne böyle. Alt tarafı bir sandawich yaparken , insan nasıl bu kadar batırabilir ki mutfağı. Arkadaşlarım bana kızsada onu mutfağa sokmamakla çok haklıyım a…

Fevkaladenin fevkinde bedbaht bir gün hakkında küçük bir öykü - 1.Bölüm

- Bölüm 1 -
Bu sabahta yine her sabahki gibi kendimi çok keyifli hissediyorum. Yataktan kalkarken yorganın altında büzüşmüş, hala uyumakta olan aşkımın sıcacık yanağına, onu uyardırmadan küçük bir öpücük kondurup, ayaklarımın ucuna basa basa sessizce odadan çıkıyorum. Kapıyı yavasça kapatıp, her sabahki asli görevlerimi ifa etmek üzere banyoya giriyorum. Elektriği açmak için düğmeye basıyorum. Ama o ne! Da-na-na-nan günün ilk hoş! sürprizi. Elektrikler kesik. Süpper, bu demek oluyor ki güne mum ışığında romantik bir traşla başlayacağım. Çok hoş! Bugün hiç bir şeyin bu keyfimi kaçırmasına asla izin vermeyeceğim. Arkadaş, bugün bende bir dönem internette öyküsü dolaşan meşhur Michael gibi, önümde bulunan iki şeçenekten kötü bir ruh halinde olmak yerine, iyi bir ruh halinde olmayı tercih ediyorum. Önce doğru mutfağa. Cezvede traş suyumu ısıtıyorum. Doğru tahmin. Çünkü elektrikler olmayınca kombide çalışmıyor doğal olarak. Gelişmiş teknoloji işte ne yaparsınız! Sonra mum ışığında aynadaki…

Bir ben var bende, benden öte benden ziyade.....

İnsan yazmaya başladığında bir anda hayata bakışı ne kadar değişiyor değil mi?
Gördüğü herşeyden;
bazen seyrettiği bir filmden,
bazen gazetede okuduğu bir haberden,
bazen herhangi bir yerde gözlemlediği insan ilişkilerinden esinlenip kendinize yazmak için hemen yeni bir konu çıkartabiliyor.
Sizi bilmem ama ben artık yanımda küçük bir defter taşıyorum sırf bunun için. Yazılarımda kullanmak üzere aklıma gelen herşeyi unutmadan kaydediyorum bu deftere. Yoksa aklıma gelen çok hoş konular yazmazsam aklımdan uçup gidiyor valla.
Bu okuduğunuz yazıyı da, yine geçenlerde yazdığım bir yazıya gelen yorumdan ilham alarak yazıyorum.
Konuya geçmeden önce size bir şey sormak istiyorum.İzin verirseniz.
Hayatınızın merkezinde kim var? Siz mi? Yoksa çok sevip değer verdikleriniz mi?
Eşiniz? Çocuğunuz? Anneniz? Aileniz?
Tamam tamam bu sefer ben başlıyorum önce, herşeyi itiraf ediyorum size.
Birçoğumuz kendimizi o kadar çok sevdiklerimize odaklıyoruz ki, yaşadığımız hayatın aslında bizim hayatımız olduğunu ta…

Dünya mı çok fazla globalleşti, yoksa bizler mi yaşlandık...

Sultanahmet’teki ahşap konakta o gün bir hareketlilik göze çarpıyordu. Herkes konak içinde bir taraftan diğer tarafa koşuşturuyor sanki bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordu. Bütün komşular eve doluşmuş, hepsi tatlı bir keyif içinde ellerinden geldiğince çok sevdikleri Hayrunisa hanıma yardımcı oluyorlardı.
Salondaki duvarda asılı olan guguklu saatin kapağı açıldı ve artık aileden biri haline gelen, o gagası kırmızı kendisi beyaz ve mavi renkli sevimli küçük kuş, telaş içinde sanki uykusunu bölmek istemiyormuş gibi saatten dışarı hızla fırladığı gibi “guuuguk” dedikten sonra hızla tekrar yuvasına girip kapısını kapattı. Onun kapısını kapatmasıyla birlikte yanık sesli müezzinin okumaya başladığı ögle ezanı evin içini doldurdu. Ne de güzel okurdu şu ezanı müezzin Muhittin efendi, insanın içini duyduğu ezan ile birlikte büyük bir huzur kaplar asla ezan hiç bitsin istemezdi.
Üst kattaki ebeveyn odasının oymalı kapısı yavaşça açıldı ve Hayrunisa hanım üst kattaki 3 odanın da kapılarının açıld…

Bana enerji vermeyen hiç bir şeyle birlikte olmak istemiyorum artık...

İşte yoğun geçen bir dönemin sonunda nihayet kendime ayırabilecek bir zaman aralığı bulabilmiştim. Uzun zamandır okuma fırsatı bulamadığım yeni yazıları okuyabilmek amacıyla takip olduğum bloglara hızlı bir dalış yaptım ve ilk gözüme çarpan, okuduktan sonra beni bir anda düşüncelere daldıran bir Yılmaz Güney yazısıydı. Şöyle anlatıyordu duygularını Yılmaz Güney o yazıda;
...hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı , kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Bir an telev…

Yıllar süren amansız takip.

Zaman zaman sizde izlendiğiniz hissine kapılırmısınız benim gibi?
Hani peşinizde biri olduğunu, sizi gizli gizli takip ettiğini hissedersiniz de asla onu bir türlü göremezsiniz.

Benim bu duyguyla ilk tanışmam ilkokul üçüncü sınıfta okuduğum zamana denk gelir. Tam annemle babamın ayrılmaya karar verdikleri ve annemin eşyalarını toplayıp bizi terk ettiği günlere.

O günlerde bunun aslında uzunca bir sürecin başlangıcı olduğunun, onunla birlikte geçireceğimiz yılların başı olduğunun asla farkında bile değildim.
Onu hiç bir zaman görememiş olmama rağmen, onun varlığını hissediyor olmak bile beni huzursuz etmeye yetiyordu.
Sanki sürekli fırsat kolluyor ve harekete geçip beni ele geçirmek için benim en güçsüz olduğum anı bekliyordu.
Bazen bir karabasan gibi rüyalarıma giriyordu. Onu hep silüet halinde, tam benim onu fark ettiğimi anlayıp herhangi bir tarafa doğru kendini atıp saklanırken son anda görüyordum. Kendimi mutsuz ve yalnız hissettiğim gecelerde gördüğüm rüyalarda onunla aramızdaki mesafe…

Teşekkürler bir bölümlük rol arkadaşlarıma....

Kış mevsimi geçte olsa nihayet şehire teşrif etmiş, teşrifi ile birlikte hava sıcaklığını 10 derecelik ani bir düşüşle -3 dereceye kadar indirmişti. Lapa lapa yağmaya başlayan kar bu muhteşem şehire, çok kısa bir sürede adeta bembeyaz bir gelinlik giydirmişti. Taksilerin, kar yağışıyla birlikte yolcu almama alışkanlıklarının nüksetmesi , toplu taşıma araçlarının ise çok nadir ve ağzına kadar dolu olarak geçmesi sonucu, yaklaşık 20 dakikadır yürüyordum. Parkamın yakasını kaldırıp atkımı başıma ve boynuma dolamış olmama rağmen kulaklarım ve burnum artık iyice buz kesmişti. Aşkımla buluşacağımız kahveciye çok az bir mesafe kalmıştı. İyi ki hafta sonu kar lastiklerimizi arabaya takmayı akıl etmiş ve arabayı da bugün ona vermiştim. En azından onun, benim bu yaşadıklarımı yaşamadığını bilmek beni rahatlatıyordu. Cep telefonunu da evde unutacak günü bulmuştum. Artık donmadan, bir an önce kendimi buluşacağımız kahveciye atmak istiyordum. Kendime ısmarlayacağım sıcak bir kahve ile hem ellerimi…