İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

En harika ilişkiler, en umulmadık yerdedir, düşüncelerin ulaş(a)madığı yerde...


Acaba öğrenmek için kaç ceset ilişki bırakmalıyız ardımızda?
Kaç tekrar daha yaşamalıyız, farklı zamanlar da, farklı insanlarla, farklı mekanlarda.

Neden hep aynı gerçeklikleri yaratıp duruyoruz?
Niçin hep bir öncekinin benzeri ilişkilere tutunuyoruz?

Bizi çevreleyen sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan hep aynı gerçeklere ulaşıyoruz?

Belli yaşam tarzlarına mı çok koşullandırıldık?
Yoksa günlük yaşama mı kendimizi fena kaptırdık?

Hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine acaba ilk ne zaman kapıldık?
Dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna nasıl inandık?

Oysa dışarıda içeriden bağımsız hiç bir şey yok.
Dışarıda neyin gerçek olduğunu sadece zihnimizdeki dünün tortusu düşünceler belirliyor!

Acaba, sırf bu düşüncelerin bize bir türlü yaptırtmadığı seçimlerle;
Bugüne kadar, kendimizi ve dünyayı kaç olası muhteşem gerçeklikten mahrum bıraktık?

7 Haziran 2011
Haşim Arıkan

Oyunu oynamayı red edersen oyunun dışında kalırsın...


Diyorum ki; Yaşadıklarıma düşüncenin enerjisini karışmadan yaşamayı bir türlü beceremiyorum. 

Gülümsüyor. "Dikkatini düşüncelerinin üzerine değil aralarına ver" diyor. "Kalabalıkta yürürken karşına çıkan her insanla kavga etmezsin değil mi? Aralarından yolunu bulur geçersin sadece."

13 Temmuz 2014
Haşim Arıkan

Sence aşk nedir?


“Sence aşk nedir?” diye soruyorum.

“Bunu düşünmemelisin!” diyor. “Eğer kalbini düşüncelerle doldurmaya başlarsan gerçek aşkı hiç bir zaman keşfedemezsin. Düşünmek, önyargıları, korkuları, geçmiş bilgileri, cümlelere dönüştürmektir. Kurduğun cümleler beyninde model oluşturur, aşkı da o modelin içine hapsedersin.

Oysa aşkı ancak, onu hiç yorumlamazsan, ona bir tanım, bir ad koymazsan gerçekten yaşayabilirsin.

Sakın unutma her aşkın tanımı kendi içinde gizlidir.”

20 Temmuz 2009
Haşim Arıkan

Günlük normallik gösterilerim...


Kendim için bugün farklı bir yol seçsem diyorum.
Bugün hergün sergilediğim normallik gösterilerimi sergilemesem.
Yani olmam gereken olmasam.
İyi olmak adına bir şey yapmasam.
Bugün sadece yaşasam.
Benim için en iyi olduğuna karar verdiğim şey yerine, ne olacaksam bugün onu olsam.
Ne yapacaksam onu yapsam.!
Kısacası bugün bir şey için yaşamasam.
Sadece kendimle uyum içinde kalsam, kendimle barışık olsam.
Doğru olma ya da insan olma seçenekleri arasında sallanıp durmasam.

Keşke yaşam diye kendime seçtiğim yol, hiç bir yolumun olmaması olsa.
Tek alışkanlığım ise hiç bir alışkanlık edinmemek.
Sürekli dünün planlarında pişmiş bayat başarılarlarla dolu bir hayatı yaşamaya çalışmasam.

Her zaman mükemmel olmaya çalışmak ne kadar yoruyor insanı!
Hayatı hep planladığı gibi yaşamaya çalışmak.
Hiç öyle olmadığı halde, gerçekten öyle olduğunu hayal etmek için çabalamak.

Hayatı yaşamak yerine, sürekli onu analiz etmeye çalışıyorum. Sanırım en büyük hatalarımdan biri de bu.
Oysa gerçekler onlar hakkında konuşurken bile değişiyor.
Neyin sonsuza kadar anlamı var ki?
Hiç bir şey yarın bile bugünkü anlamını taşımıyor.
Şu an bu yazıyı yaşarken düşündüklerim, daha sonra bu yazıyı okurken düşüneceklerimden daha doğrudur diyebilir miyim?

Aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak yerine, farklı deneyimler yaşamayı daha çok arzuluyorum!
Garip olansa beklenmedik, farklı şeyleri ancak hata yaptığım zamanlarda yaşayabiliyor olduğum.
Sanırım ben hatalarımı dinlediğimde büyüyorum.
Hata yaptığım zamanlar galiba, ben daha çok ben oluyorum.

Ben bugün hata yapmaktan korkmuyorum.
Ben bugün, kendimi kendime satmak için bir şey yapmak istemiyorum.

Bugün, bir gün daha verildi bana!
Hissetmek, görmek, duymak, dokunmak, okumak, koklamak, paylaşmak, sevgi ve mutluluk için, bir gün daha.
Ben bugün, bir gün daha hayattayım.

Olmayanları düşünüyorum...

3 Mart 2013
Haşim Arıkan

Esin kaynağı: Kendime notlar – Hugh Prather

Fotograf: Into the Wild

Zihnindeki geçmişe ait parmak izlerini, yalnız olduğu zamanlarda silebiliyor insan...


Bazen yalnız kalmak iyi geliyor insana.
Herşeyden, herkesten biraz olsun uzaklaşmak.

Yalnız olduğu zamanlarda biraz daha büyüyor sanki insan.
Zihnindeki geçmişe ait parmak izlerini, yalnız olduğu zamanlarda silebiliyor.
Yalnız kaldığında, süresi dolan acılarının, değerlerini nasıl yitirdiklerini, içinde nasıl çürüdüklerini fark edebiliyor.

Yalnız olduğu zamanlarda dolaşmaya başlıyor insanın zihninde, yeni, harika düşünceler.
Yalnız olduğu zamanlarda atılıyor umutlara dair ilk tohumlar.
Biraz emek verip, onları beslediğinde, hepsi tohumunu patlatıp filizlenmeye başlıyor.
Büyüyüp serpiliyorlar.
Bazıları zaman içinde insanı ayakta tutan koca bir çınara dönüşüyor.
Zor zamanlarında birer can simidi olup, insanı ayakta onlar tutuyor.

Yalnız olduğu zamanlarda farkına varıyor insan.
Aslında kendisinin hem ustası, hem de çırağı olduğunun.
Dışarıda aradığı tüm cevapların aslında hepsinin kendi içinde saklı olduğunun.

Yalnız olduğu zamanlarda, üzerini kaplayan geçmişin tozlarından arınıyor insan.
İçindeki birşeyler dışarı çıkmak için sanki insan yalnız kaldığında harekete geçiyor.

Yalnız kaldığı zamanlarda, kendisi hakkındaki asıl gerçeğe bir adım daha yaklaşıyor insan.
Kim olduğunun, dünya denilen sahnedeki oynanan oyunda rolünün ne olduğunun farkına varıyor.
Yürümekte olduğu yolda o güne kadar ne kadar yol aldığını, yalnız olduğu zamanlarda keşfedebiliyor insan...

23 Ocak 2011
Haşim Arıkan


Fotograf: Akunin

Sen ancak düşüncelerin kadar özgürsün!


Düşüncelerinle yaşamını nasıl etkilediğini fark etmeden yaşamaya devam ediyorsun...
Kendine bakıpta görmeden, kendini duyupta işitmeden...
Aynı düşüncelerin hapsinde, hayatı sürekli tekrar ederken...

Yaşadıklarını tanımladığın o düşüncelerin, geçmişle sınırlı olduğunu gözardı ederek sürekli herşeyi yargılıyor, tartıyor, karşılaştırıyorsun.

Peki ya gerçek!
Gerçek dediğin şey hangisi sence?
Birşeyi ilk defa yaşadığında, duyusal olarak hissettiğin o ilk tanımsız an mı?
Düşüncelerinin ona bir anlam yüklediği o ilk tanımsız andan sonraki zaman mı?

Korkularını yaratan, sana hayatı sürekli frene basarak yaşatan hangisi?
Yaşadıkların mı?
Düşüncelerinin onlara yüklediği anlamlar mı?

Düşünüyor musun hiç?
Acaba gerçeği ne kadar gerçek, ne kadar duyusal yaşayabiliyorsun?
Yaşayacaklarına ne kadar önyargısız, beklentisiz yaklaşabiliyorsun?
Geçmişle örselenmiş seni ardında bırakıp, yaşayacaklarını hiç bir şey düşünmeden, tamamen yargısız, kuralsız ne kadar yaklaşabiliyorsun?

Unutman gereken neleri, sürekli hatırlıyor?
Hatırlaman gereken neleri, sürekli unutuyorsun?

Farkında mısın?
Sen ancak düşüncelerin kadar özgürsün.
Kendine, hayatın ancak düşünebildiğin kadarını yaşatıyorsun.

Yaşamak, derken de...
Hayat her zaman senden, sana özel bir cevap beklese de.
Sen sadece, olan bitene kendi içinde bir tepki veriyorsun...

01 Ağustos 2009
Haşim Arıkan


Fotograf: The Life of David Gale

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar.

Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı koyacak olan canlılar.
O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar.

"Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,  dosttular"

Zaman dedikleri şey acımasızca akıp geçmeye başladı.
Çoğaldılar.
Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.
Dünyayı keşfederken, kim olduklarını  unuttular.
Zihinlerini her gün, düne dair anılarla, korkularla, endişelerle doldurdular.
Korkularına zihinlerinde süreklilik kazandırdılar.
Korktukça da, kendilerini rahatlatabilmek için sınırlar, kurallar, yargılar, teoriler, ideolojiler yarattılar.
Sınırlar çizdiler. Uluslara,ırklara bölündüler. Dinlere, mezheplere ayrıştılar.
Olmakta olana hep önyargılarının, bir fikrin, bir inancın penceresinden bakmaya başladılar, gerçekle olan bağlarını  tamamen kopardılar.

"Aslında   kardeştiler, komşuydular,  arkadaştılar, akrabaydılar, dosttular. Hepsi sonradan adına insan koydukları,  ölümlü birer canlıydılar. "

Bu gerçeği sürekli unutup, belleklerinde biriktirdikleri, ipleri düne bağlı düşüncelerle zihinlerini sürekli karıştırdılar. 
Hep zihinlerinin tuzağına düştüler, düşüncelerinin ağına takıldılar.
Kendilerini ayrıştırdılar, başkalaştırdılar, kendisi gibi düşünmeyenleri, olmayanları dışladılar, onları yok saydılar.
Konuşmayı, dinlemeyi,  birbirlerini anlamaya çalışmayı bıraktılar.

Zihinlerinde süreklilik kazanan korkular, endişeler yüzünden hep  gücün, iktidarın peşinde koştular.
Güdümlü demokrasiler, sınırlı özgürlükler arzuladılar.
Hırslarına, egolarına kapıldıklarında da şiddete sarıldılar. Nefrete bulandılar.
Şiddetle, öfkeyle, dışlayarak, yok sayarak, iletişim kurmayarak hiç kimsenin kazanma şansı yoktu ama bunun farkına varamadılar.

Değişimden, gelişimden bahsettiler, ama bahsettikleri bu değişim/gelişimin olabilmesi için;
Önce yaşananlarla yüzleşmeliydiler, karşısındakine yaşattıklarına bakıp gerçekte kim olduklarının farkına varmalıydılar.
Hoşlarına gitmeyen gerçekleri  değiştirebilmek için, gördüklerine saldırmak değil,  ona karşı tavırlarını, bakış açılarını değiştirmek zorundaydılar.Olmakta olana farklı gözlerle bakabilmek için, kendisi gibi olmayanları da tanımak, dinlemek, onları da anlamak zorundaydılar!

Ama bu gerçeğin farkına bir türlü varamadılar. Unuttukları en önemli şeyi bir türlü hatırlayamadılar.

"Aslında  hepsi adına insan koydukları,  ölümlü birer canlıydılar...
Aynı gökyüzünün altında, aynı toprakların üzerinde kendilerini farklı şekillerde  ifade etmeye çalışıyor olsalar da, aslında "birbirlerinin sadece bir düşünce uzaklığındaydılar"...
Kardeştiler hepsi, komşuydular, akrabaydılar,  hemşeriydiler, vatandaştılar, arkadaştılar, dosttular...

An be an yaptıkları tercihlerle yazdıkları  öyküler onlara tek, birbirinden bağımsız  gibi gelse de,  yeryüzünden bir gün yok olup gittiklerinde, gelecek nesillere hep birlikte sadece  tek bir öykü bıraktılar!!! ”

2 Haziran 2013
Haşim Arıkan

Hayat bilinmeyen bir ülkede uzun ve çetin bir yolculuk gibi...


Dolu dolu yaşamak istiyorsun, herkes gibi sen de duyusal varoluşu arzuluyorsun.
Arzuların  seni yeni, farklı deneyimlere doğru  sürüklüyor.
Her yeni deneyimse, yeni bir keşfe, kendini biraz daha bilişe.

Yaptığın seçim sonrası yaşam şansı bulan her deneyim, ilk önce bilinci kıpırdatıyor.
Bilinç, zihni yaşanmakta olanı projekte etmesi için uyandırıyor.
Zihin onu, yılların onda oluşturduğu düşünce kanallarına, kendi tarzına göre senin için renklendiriyor.

Kimi zaman dünyayı keşfetmek adına kendini unutuyorsun, kimi zamansa kendini bilmek için dünyayı.
Gece gündüz gibi sürekli birbirini takip eden bu, kendini hatırlama ve unutma zihin halleri arasında hayatın boyunca sona ermeyen bir  med cezir yaşıyorsun.
Kimi zaman gerçeğin çekim gücüne kaptırorsun kendini, kimi zaman sahte olanı red edip ondan uzaklaşmaya çalışıyorsun.
Bu dönüşümlü olarak birbirini izleyen ruh halleri arasında sürekli sallanıp duruyorsun sen de herkes gibi.
Bu sallanışlarınla, gel-gitlerinle aslında hayat örgünü her gün biraz daha dokuyorsun.

Durmaksızın devinmek, keşfetmek, gelişmek, ne yaparsan yap değişmeyecek olan tek kaderin. 
Beyninde uçuşan tüm sorular her zaman zihnin senin için projekte ettiği film hakkında. 
Cevaplarsa senin düşüncelerine, senin neyin gerçek olduğu inancına bağlı.

Ve eğer birgün zihnini fethedip, onun ötesine geçmeyi başarabilirsen, düşüncelerini, duygularını, sözcüklerini, eylemlerini de aynı hizaya getirebiliyorsun.
Herşey birlik, bütünlük içinde olduğunda, içte ve dışta süre gelen savaş sona eriyor, olmakta olanla ahenkleşiyorsun.

Ve işte o andan sonra sen artık hayatla uyumlu bir şekilde dans etmeye, onun tadını çıkarmaya başlıyorsun.

16 Nisan 2013
Haşim Arıkan

Fotograf : House M.D.

Dönüşüm de ,dönüştüren de, dönüşen de sensin...



Ne tuhaftır aslında;

Hem yaşamla uyum içinde akıp gitmek ister, hem de yaşamla inatlaşırsın.
Sırf istemediğin için, kendini bir çok şeyden mahrum bırakırsın.
Koşullanmış zihnin, algılamak yerine eski bilgilere göre değerlendirmeyi  seçer, farklı olan ne çok şeyi birbirine benzetip,  ne çok yeni  görüntüyü, farklı sesi, deneyim fırsatını ıskalarsın.

Önündeki yol her an değişmekteyken, sen inatla, seni ulaşmak istediğin yere götürecek sabit bir haritanın peşinde koşarsın.
Hayat, birbirini izleyen olaylar zinciridir ama sen sürekli birşeylere tutunup, yapışır onlarla birlikte hareket etmeye çalışırsın.

Sözün özü dostum, sen fark edebildiğin kadarsın.

Kabul etmelisin ki sen, kendinin hem yaratanı, hem de tutsağısın.
Hayatın ancak düşünebildiğin kadarını kendine yaşatırsın.

Deneyimlerini sözcüklerle sınırladığında, düşüncelerinle kısıtladığında muhteşem ve görünmeyen birçok şeyi kaçırırsın.
Farkına varamazsan eğer, sen de herkes gibi, bilmeye değil, bilinenlere alışırsın.

5 Nisan 2013
Haşim Arıkan


Fotograf: James Dean

Sen de olmayan neyi ben sana verebilirim ki?



Bir kaç gündür keyfim pek de yerinde değil.  Biraz olsun rahatlayabilirim umuduyla onunla sohbet için fırsat kolluyorum.  Ara, ara kapısının önünden geçiyorum. Şansıma, ya odasında yok, ya da birileriyle toplantı halinde. En sonunda onu odasında yalnız yakalar yakalamaz kendimi içeriye atıyorum. Yüzüme bakıp da halimi fark edince gülümsüyor sadece ve ilk cümle için susup, sözü bana bırakıyor.

“Karmakarışığım bu aralar. Kendimi sanki düşünce bulutlarının içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Kafamın içinde sürekli bir mırıltı, bir faaliyet var. Kendimle ilgili bir sürü cevapsız soru, bir yığın zayıf düşünce sürekli uçuşup duruyor beynimin içinde. Beni bu durumdan kurtaracak bir sırrın varsa lütfen bana söyle.”

Gülümsüyor. “Biliyor musun?  Senin tek bir sorunun var aslında. Kendine bir türlü güvenememen. İhtiyacın olan tüm kendini bilişe her zaman sahipsin. Lütfen kendine sana kendini kanıtlaması için şans ver.  İçinde daha derinlere ulaşmak, içindeki zenginliklerle, bilgeyle tanışmak için daha fazla çaba harca. Yaptığın sorgulamalara bütün zihninle, kalbinle, tüm varlığınla katıl. Kendine sorunu yöneltikten sonra, onun içine işlemesine, mayalanmasına izin ver.  Sen de fark edeceksin ki aslında aradığın cevaplara ulaşmak için kendinden başka hiç kimseye ihtiyacın yok.

Söyler misin? Ben sen de olmayan neyi sana verebilirim ki? “

Eminim ki ben zihnimdeki düşünce bulutları içinde kendimi kaybolmuş hissederken, o aynı bulutların içinde, masmavi gökyüzünün, güneşin, ayın, yıldızların tadını çıkartıyor.

Aramızdaki tek fark ise düşüncelerimiz! "Neyin gerçek olduğunu düşündüğümüz!"

10 Ocak 2013
Haşim Arıkan

 Fotograf: Christian Bale

Bumerang - Yazarkafe
Related Posts with Thumbnails
Copyright © 2006-2014 Haşim Arıkan

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Alıntılanan sadece yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.
Bu blogda yer alan tüm müzik, fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.

İletişim-1: inandigimmasallar@yahoo.com
İletişim-2: hasimarikan@hasimarikan.com