İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

Sen ancak düşüncelerin kadar özgürsün!


Düşüncelerinle yaşamını nasıl etkilediğini fark etmeden yaşamaya devam ediyorsun...
Kendine bakıpta görmeden, kendini duyupta işitmeden...
Aynı düşüncelerin hapsinde, hayatı sürekli tekrar ederken...

Yaşadıklarını tanımladığın o düşüncelerin, geçmişle sınırlı olduğunu gözardı ederek sürekli herşeyi yargılıyor, tartıyor, karşılaştırıyorsun.

Peki ya gerçek!
Gerçek dediğin şey hangisi sence?
Birşeyi ilk defa yaşadığında, duyusal olarak hissettiğin o ilk tanımsız an mı?
Düşüncelerinin ona bir anlam yüklediği o ilk tanımsız andan sonraki zaman mı?

Korkularını yaratan, sana hayatı sürekli frene basarak yaşatan hangisi?
Yaşadıkların mı?
Düşüncelerinin onlara yüklediği anlamlar mı?

Düşünüyor musun hiç?
Acaba gerçeği ne kadar gerçek, ne kadar duyusal yaşayabiliyorsun?
Yaşayacaklarına ne kadar önyargısız, beklentisiz yaklaşabiliyorsun?
Geçmişle örselenmiş seni ardında bırakıp, yaşayacaklarını hiç bir şey düşünmeden, tamamen yargısız, kuralsız ne kadar yaklaşabiliyorsun?

Unutman gereken neleri, sürekli hatırlıyor?
Hatırlaman gereken neleri, sürekli unutuyorsun?

Farkında mısın?
Sen ancak düşüncelerin kadar özgürsün.
Kendine, hayatın ancak düşünebildiğin kadarını yaşatıyorsun.

Yaşamak, derken de...
Hayat her zaman senden, sana özel bir cevap beklese de.
Sen sadece, olan bitene kendi içinde bir tepki veriyorsun...

01 Ağustos 2009
Haşim Arıkan


Fotograf: The Life of David Gale

Zihnindeki geçmişe ait parmak izlerini, yalnız olduğu zamanlarda silebiliyor insan...


Bazen yalnız kalmak iyi geliyor insana.
Herşeyden, herkesten biraz olsun uzaklaşmak.

Yalnız olduğu zamanlarda biraz daha büyüyor sanki insan.
Zihnindeki geçmişe ait parmak izlerini, yalnız olduğu zamanlarda silebiliyor.
Yalnız kaldığında, süresi dolan acılarının, değerlerini nasıl yitirdiklerini, içinde nasıl çürüdüklerini fark edebiliyor.

Yalnız olduğu zamanlarda dolaşmaya başlıyor insanın zihninde, yeni, harika düşünceler.
Yalnız olduğu zamanlarda atılıyor umutlara dair ilk tohumlar.
Biraz emek verip, onları beslediğinde, hepsi tohumunu patlatıp filizlenmeye başlıyor.
Büyüyüp serpiliyorlar.
Bazıları zaman içinde insanı ayakta tutan koca bir çınara dönüşüyor.
Zor zamanlarında birer can simidi olup, insanı ayakta onlar tutuyor.

Yalnız olduğu zamanlarda farkına varıyor insan.
Aslında kendisinin hem ustası, hem de çırağı olduğunun.
Dışarıda aradığı tüm cevapların aslında hepsinin kendi içinde saklı olduğunun.

Yalnız olduğu zamanlarda, üzerini kaplayan geçmişin tozlarından arınıyor insan.
İçindeki birşeyler dışarı çıkmak için sanki insan yalnız kaldığında harekete geçiyor.

Yalnız kaldığı zamanlarda, kendisi hakkındaki asıl gerçeğe bir adım daha yaklaşıyor insan.
Kim olduğunun, dünya denilen sahnedeki oynanan oyunda rolünün ne olduğunun farkına varıyor.
Yürümekte olduğu yolda o güne kadar ne kadar yol aldığını, yalnız olduğu zamanlarda keşfedebiliyor insan...

23 Ocak 2011
Haşim Arıkan


Fotograf: Akunin

Ayrılık acısına dair...

Biliyorum sana yaşattığım bu acıdan dolayı şu an canın yanıyor.
Benden artık nefret ediyorsun.

Düşünüyorum da,
Hak ettiğim şey gerçekten de bu mu benim?

Söyler misin?
Ben olmasaydım;
Yaşadıklarımız sonucu farkına vardıklarının yine farkına varabilir miydin?
Birlikteyken keşfettiklerimizi tek başına da keşfedebilir miydin?

Lütfen kabul et!
Hayatına asla izinsiz girmedim.
Girmeme sen izin verdin.
Sen de, payımıza düşecek her ne varsa yaşamak istedin.
Yaşadın.
Yaşattın.
Keşfettin.
Keşfettirdin.

Yaşananlar artık sana acı veriyor olsa da, senin bana yaptığın gibi, ben de sana kendine ve hayata dair keşiflerin için yardım ettim.

Ne olur beni anla.
Sen de herkes gibi, acılarına ve kesiklerine takılıp yanılma.
Onlara ganimetmiş gibi dört elle sarılma.
Beni, sana yaşattığım bu ayrılık acısıyla değil, sana kattıklarımla hatırla.

Bazen hayatın içine bizim için gizlenmiş o zarfı bulabilmemiz için bizim bu acıları yaşamamız, birilerinin de bize bu acıları yaşatması gerekiyor unutma.
İnan bana bu dünyada ister acı, ister tatlı, neyi yaşarsan yaşa, hepsi muhakkak bir şey katacaktır sana.
Yeter ki sen o ilk hissettiklerine kapılıp aldanma.
Biraz sabırlı ol ve yaşadıklarında senin için içine gizlenen o minik zarfı bul, aç onu, oku ve anla.

Benim için olmasa da kendin için affet, özgür bırak beni.
Ruhunda yıllarca ağırlığımı taşıma.

12 Ocak 2008
Haşim Arıkan

Fotograf: Jodaeiye Nader az Simin

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar.

Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı koyacak olan canlılar.
O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar.

"Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,  dosttular"

Zaman dedikleri şey acımasızca akıp geçmeye başladı.
Çoğaldılar.
Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.
Dünyayı keşfederken, kim olduklarını  unuttular.
Zihinlerini her gün, düne dair anılarla, korkularla, endişelerle doldurdular.
Korkularına zihinlerinde süreklilik kazandırdılar.
Korktukça da, kendilerini rahatlatabilmek için sınırlar, kurallar, yargılar, teoriler, ideolojiler yarattılar.
Sınırlar çizdiler. Uluslara,ırklara bölündüler. Dinlere, mezheplere ayrıştılar.
Olmakta olana hep önyargılarının, bir fikrin, bir inancın penceresinden bakmaya başladılar, gerçekle olan bağlarını  tamamen kopardılar.

"Aslında   kardeştiler, komşuydular,  arkadaştılar, akrabaydılar, dosttular. Hepsi sonradan adına insan koydukları,  ölümlü birer canlıydılar. "

Bu gerçeği sürekli unutup, belleklerinde biriktirdikleri, ipleri düne bağlı düşüncelerle zihinlerini sürekli karıştırdılar. 
Hep zihinlerinin tuzağına düştüler, düşüncelerinin ağına takıldılar.
Kendilerini ayrıştırdılar, başkalaştırdılar, kendisi gibi düşünmeyenleri, olmayanları dışladılar, onları yok saydılar.
Konuşmayı, dinlemeyi,  birbirlerini anlamaya çalışmayı bıraktılar.

Zihinlerinde süreklilik kazanan korkular, endişeler yüzünden hep  gücün, iktidarın peşinde koştular.
Güdümlü demokrasiler, sınırlı özgürlükler arzuladılar.
Hırslarına, egolarına kapıldıklarında da şiddete sarıldılar. Nefrete bulandılar.
Şiddetle, öfkeyle, dışlayarak, yok sayarak, iletişim kurmayarak hiç kimsenin kazanma şansı yoktu ama bunun farkına varamadılar.

Değişimden, gelişimden bahsettiler, ama bahsettikleri bu değişim/gelişimin olabilmesi için;
Önce yaşananlarla yüzleşmeliydiler, karşısındakine yaşattıklarına bakıp gerçekte kim olduklarının farkına varmalıydılar.
Hoşlarına gitmeyen gerçekleri  değiştirebilmek için, gördüklerine saldırmak değil,  ona karşı tavırlarını, bakış açılarını değiştirmek zorundaydılar.Olmakta olana farklı gözlerle bakabilmek için, kendisi gibi olmayanları da tanımak, dinlemek, onları da anlamak zorundaydılar!

Ama bu gerçeğin farkına bir türlü varamadılar. Unuttukları en önemli şeyi bir türlü hatırlayamadılar.

"Aslında  hepsi adına insan koydukları,  ölümlü birer canlıydılar...
Aynı gökyüzünün altında, aynı toprakların üzerinde kendilerini farklı şekillerde  ifade etmeye çalışıyor olsalar da, aslında "birbirlerinin sadece bir düşünce uzaklığındaydılar"...
Kardeştiler hepsi, komşuydular, akrabaydılar,  hemşeriydiler, vatandaştılar, arkadaştılar, dosttular...

An be an yaptıkları tercihlerle yazdıkları  öyküler onlara tek, birbirinden bağımsız  gibi gelse de,  yeryüzünden bir gün yok olup gittiklerinde, gelecek nesillere hep birlikte sadece  tek bir öykü bıraktılar!!! ”

2 Haziran 2013
Haşim Arıkan

Oğluma Mektup !



Evet oğlum, artık kendi kanatlarınla uçmanın, istediğin kararları özgürce vermenin, verdiğin kararların sonuçlarını cesurca göğüslemenin zamanı geldi.

Bu güne kadar annenle birlikte çok karıştık, müdahale ettik senin  önemli kararlarına. Zorladık seni, herşeyin senin için en güzelinin olması arzusu ve zihnimizde kayıtlı bazı korkuların etkisiyle.

Hayat sanki sürekli tekrar eden kısır bir döngüymüş, senin kendi tercihlerinin neticesinde ileride nasıl bir hayat yaşayacağını biz bugünden görüyormuşuz, nasıl bir hayatın seni mutlu edeceğini biz  biliyormuşuz, senin, bu dünyaya, hangi yollarda yürümek, hangi rolleri üstlenmek, varlığınla dünyada nasıl bir fark yaratmak, hangi gerçekliklerin yaratılışında bulunmak için geldiğini bilirmişiz gibi!

Aslında böyle davranmamızın nedenini sen de iyi biliyorsun! Sana olan yoğun sevgimiz. Yukarıda da söylediğim gibi, zihnimizdeki kayıtlı negatif yargılar, enerjisini dünden alan korku kaynaklı düşünceler yüzünden yaptık aslında sana bunu çoğu zaman. Bir çok anne baba gibi belki biz de bilincine varamadan sevgi bağımızla sımsıkı bağlamaya çalıştık seni. Önerdiğimiz yaşamı yaşaman için kimbilir ne kadar zorladık. 

Hem de, hayatla senin adına savaşarak seni kazandıramayacağımızı, senin kendi hatalarını, kendi acılarını yaşamana bizim engel olamayacağımızı, ne yaparsak yapalım senin yazgını değiştiremeyeceğimizi bilmemize rağmen!

İnsanı ya sevgi ya da korku temelli düşünceler harekete geçirir diyorlar. Söz konusu olan şey insanın canından çok sevdiği varlık, evladı olunca sanırım ikisi de fena halde işin içine karışıyor. Hissedilen o yoğun sevgi, onu tüm kötülüklerden koruma isteği, herşey onun için en güzeli olsun arzusu, zihnindeki bir çok korkuyu tetikliyor insanın.

Ama artık bu devir, bugün itibariyle sona eriyor ve ben de bundan dolayı inan çok mutluyum. Artık senin kendi hayatının direksiyonuna geçmek için hazır olduğuna, ve bundan sonra herşeyin senin için çok güzel olacağına tüm kalbimle inanıyorum.

Evet, artık, (okulunu başarıyla bitirmeyi bir kenara koyarsak) istediklerini yapmakta, istemediklerini yapmamakta özgürsün. Bundan sonra, gün be gün, an be an verdiğin özgür kararlarla, yaptığın özgür tercihlerinle, bir sonraki gününü, anını ve en nihayetinde de hayatını, kendini, sen şekillendireceksin. Ruhunun özgün üslubunu yavaş yavaş keşfedip bunu belirgin bir şekilde davranışlarına sen yansıtacaksın. Kim olduğunu, mutluluğunun derecesini, yaşam kaliteni seçimlerinle sen belirleyeceksin. İnsanlarla arandaki sınırları sen çizecek, onların senin kişisel/özel alanına ne kadar yaklaşabileceklerini davranışlarınla onlara sen fark ettirecek, bu durumu onlara sen kabul ettireceksin.

Biliyor musun? Hayat konusunda genelde iki seçenek arasında sıkışıp kalıyoruz biz insanlar.

Ya, kendimizi özgürce ifade edebilmenin yollarını keşfetmek yerine, kendimizi, isteklerimizi gözardı edip, başkalarının bizden beklentilerine göre hayatımızı yaşayıp, başkalarını mutlu ediyoruz. İplerin bizim elimizde olduğu yalanıyla kendini kandırsakta, aslında ipleri hep başkalarının beklentilerine göre oynatıyor, yaşamımızın idaresini korkularımıza teslim ettiğimiz için, sahip olduğumuz potansiyelin çok altında bir yaşama hapsoluyoruz.

Ya da, hayatımızı kendi içimizden gelen sesi dinleyerek yaşayıp, hem kendimizi, hem de çevremizdekileri  mutlu ediyoruz. Çünkü kendimizi mutlu etmeyi başarabildiğimizde, biz mutluluğun tadını çıkartırken, çevremizdekilere hissettirdiklerimizle, onları da kendi mutlulukları için cesaretlendiriyoruz. Mutlu olduğumuzda daha çok parlayan ışığımızla diğer insanlara da bunu yapmaları için imkan veriyoruz.

Umarım sen de içinden, yüreğinden gelen sese, içinde yaşayan bilgeye, zihnindeki yargılara, görüş ve düşüncelere, başka insanların senden beklentilerine hiç bulaşmadan kulak vermeyi çok kısa sürede öğrenirsin.

Şimdi bir an, bu gezegene, renkli bir kalem kutusuyla geldiğini düşün! Kutun 8'li ya da 16'lı olabilir. İnan bunun hiç bir önemi yok. Önemli olan kalemlerle ve sana verilen renklerle ne yaptığın. Çizgilerin içini ya da dışını boyadım diye de sakın üzülme. Takılma çizgilere, sayfalara. Çizgilerin dışını da boya, sayfanın dışını da. Ortaya çıkacak, kendi başına bir anlamı olan, o  sana özel “orjinal” resim, emin ol başkalarını dinleyerek ortaya çıkan ikinci el resimden çok daha fazla keyif verecek sana.

Bir babadan çok, senden 30 yıl daha fazla yaşam tecrübesine sahip bir insan olarak sana tavsiyelerim;

İnan bana istediğin hayatı yaşayabilmek için kendinden başka hiç kimseye, hiç bir inanca, felsefeye, guruya ihtiyacın yok. İhtiyacın olan tek şey araştıran, keşfeden, yaratıcı ve özgür bir zihin.

Şunu iyi bil ki bu dünyada kendinin ustası da, çırağı da sensin.

Sadece güven;
İçinde, derinlerde yaşayan, seninle iletişime geçmek için her an hazır olan bilgeye.
Daima saygı duy kendi doğana, otantik benliğine,
Onunla mücadele etmeye, onu kontrol altına almaya çalışma, kulak ver onun sana anlatacaklarına. O sana her zaman senin için en doğru olanı dürüstçe söyleyecektir.
En önemlisi yaşadığın herşeyi, ayırım yapmaksızın sevgiyle kucakla. Zamanı geldiğinde hepsinin içinde nasıl harika bir bütün oluştuğunu, seni ilmek ilmek nasıl dokuduklarını sen de hissedeceksin.

Hiç bir zaman korkma;
%100 kendin olmaktan, olduğun gibi, içinden geldiği gibi yaşamaktan,
Yanlışlar yapmaktan, yanlış yaptığını anladığında verdiğin karardan caymaktan. İnsan için önemli olan her zaman tutarlı olmak değildir. Her zaman kendin için en doğru olana ulaşmayı istemektir.
Risk alıp, yanılsan da, başarısız olup, red edilsen de korkma bir daha dene.
Darbe alıp, kırılıp, yaralansan da yeniden sevmekten asla korkma.

İnandır kendini mutlaka, beyninde kayıtlı senin istediklerine doğru hareket etmeni engelleyen düşüncelere, kurallara, yargılara aslında hiç ihtiyacının olmadığına. Çünkü onlara gerçekten ihtiyacın yok.
Her ne olursa olsun, arayışını devam ettirip kendi yolunu bizzat kendin bulmaktan asla vazgeçme.
Düşünsel özgürlüğünü hiç bir şeyle değişme.
En insani yönlerini her zaman cesurca sergile. Gerçek bir insan olmaktan utanma.
Hayattan keyif alma yeteneğini geliştir, koru, canlı tut onu daima.

Cesur ol her zaman;
Hayat karşısında sürekli tedbirli olmaya çalışıp masanın altına saklanmaya çalışma.
Camın önünde dikil, olmakta olanı, yaşananı keyifle seyret, onun içinde senin için gizlenmiş olan özü keşfet.
Hayatını asla başkalarının taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşama. Başkaları tarafından onaylanmak için, kendinden, isteklerinden, arzularından uzaklaşma.
Hiç bir zaman sahte repliklere sığınma, kaynağı sen olan, ruhundan izler taşıyan, sen kokan cümleler dökülsün her zaman dilinden.
Sana sunulan ama senin olmak istemediğin kişi olmaya çalışma.
Sana önerilen hayatı değil her zaman içinden gelen hayatı yaşa.

Unutma;
Mutluluğunun tek itici gücü sensin.
Mutluluğunu daha da yukarılara taşıyacak kaldıracın sapı her zaman sadece senin elinde.
Elde edebileceğin ya da yok edebileceğin tek mutluluk kendi mutluluğun.

İnan mutluluğa ulaşmak için duygularına, düşüncelerine şablon oluşturmana gerek yok. Sen tüm samimiyetinle gerçekten sen olduğunda mutluluk da sen onu aramadan zaten gelip seni bulacak.

Bazıları farklı düşünse de bence insanın hayattaki en birincil görevi yaptığı tercihlerle kendi kaderini yaratmak...

Yaşamın boyunca hayat, gerçekliğin olası zaman dilimlerini hep önce senin önüne sıralayacak. Ve sen içlerinden hangisini seçersen o artık senin hayatının  parçası olacak. Bir çok olası zaman dilimi ise, sen onları tercih etmediğin için gerçeğe dönüşme şansı bulamadan ardında kalıp yok olacak.

Sen de herkes gibi yaşadığın sürece hiç durmadan ileriye doğru yürüyeceksin. Kuşların geri uçamamaları gibi sende asla geriye doğru yürüyemeyeceksin.
İleriye yürümek, sana beraberinde yeni ilişkileri de getirecek.
Yeni ilişkilerse, yeni düşünceler için sana daima bir şans daha verecek.
Düşüncelerin değiştirdikçe de yaptığın seçimler değişecek.
Seçimlerin değiştikçe de hayatın.

Şunu bilki hayatta herşey sana... Senin düşüncelerine, senin neyin gerçek olduğunu düşündüğüne bağlı. Sen aslında kendinin hem yaratanı, hem de tutsağısın.

Adına yaşam denilse de “herşeyini düşüncelerinle senin yazdığın, kendine ancak düşünebildiğin kadarını yaşattığın muazzam bir öykü aslında bu yaşadığın....

Seni çok seviyorum. Hayatının bu yeni döneminde herşeyin senin için çok güzel olacağına tüm kalbimle inanıyorum. 

Kendine çok iyi bak. Benim için çok değerlisin.

Baban
01 Eylül 2012

Copyright © 2006-2013 Haşim Arıkan

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Alıntılanan sadece yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.
Bu blogda yer alan tüm müzik, fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.

İletişim-1: inandigimmasallar@yahoo.com
İletişim-2: hasimarikan@hasimarikan.com




Related Posts with Thumbnails