Kayıtlar

Şubat, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Söyleyin bana sizce nedir ölüm?

Resim
Söyleyin bana sizce nedir ölüm?

Nasıl, hangi koşulda geldiği midir ona anlamını yükleyen?
Kaçınılmaz bir son mudur ölüm? Asla karşı konulamayan!
Yoksa bir ceza mıdır? Hakime kalemini kırdıran.
Bir kurtuluş mudur ölüm? Tüm acılardan, sıkıntılardan. Dayanacak gücün kalmadığında sığınılan.
Ya da yepyeni bir başlangıç mıdır? Bir bilinmeze doğru yelken açılan.

Söyleyin bana sizce nedir ölüm?

Neden korkarız ki tanımını bile tam yapamadığımız halde bu kadar ondan?
Onun bilinmeyen olması mıdır, yoksa bildiklerimizin onunla birlikte son bulması mıdır bizi asıl korkutan?
Onun korkusu mudur bizleri gerçekten de, adil, vicdan sahibi, ahlaklı yapan?

Acaba hayat mı çok sever sürekli bizi onun korkusuyla tehdit etmeyi, korkumuzu hep körüklemeyi?
Yoksa biz mi çok severiz sürekli onun korkusuyla beslenmeyi, birbirimizi özenle beslemeyi?
Onun acısını bile yine onun korkusuyla unutmayı denemeyi!

Söyleyin bana sizce nedir ölüm?

Neden vazgeçemeyiz onun bu korkusundan?
Hayatı hep eksik, hep yarım yaşayıp, yaşadıklarımızı…

Sadece benim duyduğum o gizemli sesin sahibi….

İnanın onunla ilk ne zaman karşılaştığımı hiç hatırlamıyorum. Aslında onun gerçekten var olup, olmadığı konusunda zaman zaman tereddütler yaşamıyor da değilim! Kimi zaman en az ben kadar gerçek, en az benim kadar güçlüymüş gibi hissediyorum, kimi zaman ise acaba onu ben mi yarattım düşüncesine kapılıveriyorum.

Ama bildiğim ve emin olduğum tek bir şey var ki, o da; her zaman onun için en uygun olan, benim için ise hiç uygun olmayan zamanı çok iyi hissediyor olması. Sanki pusuda bekleyen sinsi bir düşman gibi, saldırıya geçmek için hep benim en zor da olduğum anları kolluyor. Bu yüzden de onunla her karşılaşmam ister istemez aramızda bir düelloya dönüşüyor. Beyine ulaştığı an da tüm sinirleri alt üst eden o acımasız, en sivri kelimelerin tetiklerinin çekildiği düellolara.

Kendimi bildim bileli yakaladığı hiç bir fırsatı kaçırmadı üzerime çullanmak için bugüne kadar. Bana karşı her zaman zalim, her zaman tehdit ve tahrik edici, her zaman acımasız. Bende ki her boşluğu, her eksikliği, her z…

Dünya sen böyle olduğun için bu halde; bunun tersi olamaz.

“Yapma” diyor içimdeki ses “Yeter! Bugüne kadar uyguladığın seni hiç yere götürmeyen davranışlarından artık vazgeç. Görmüyor musun? Durum her geçen gün biraz daha sarpa sarıyor.” Onunla tartışacak bir halde değilim. “Sus” diyorum “Sus, ne olur yine başlama. Senin hiç bir şey bildiğin, hiç bir şeyden anladığın yok.”

“Sandığından fazlasını biliyor, bildiğinden fazlasını düşünüyorum” diyor. “Bırak artık mantıklı, bilinen ve risksiz çözümlerin kısır döngüsünde inatla dolanıp durmayı, biraz risk al rahat ettiğin bölgeden dışarı çık. Bağımlılıklarından kurtul.”

"Kolay mı sanıyorsun...?" diyorum. "Geçmişten ruhuna ve beynine saplanmış, zamanla sana kaynamış, seninle bir bütün haline gelmiş o kancalardan kurtulmayı denemek. Seni her zaman süratle korkularına ulaştıran, şüphe ve endişelerine gülümseyerek sırt çevirebilmek. Soğuk kanlı bir şekilde kabullendiğin korkularının, karşı konulamaz ızdıraplarından kolayca vazgeçebilmek. Yıllardır biriktirdiğin, geçmişin o çok özel pişmanlı…

İşin aslı...

Önceden öğrenenler, indirimli fiyattan öğrenirler.
Otoriteden öğrenenler, özgürlük bedeliyle öğrenirler.
Deneyerek öğrenenler, etiket fiyatından öğrenirler.
Yaşamdan öğrenenler, gecikme zammıyla öğrenirler.
Yaşamdan da öğrenemeyenler, boşa gitmiş yaşamlarıyla öğrenirler.
Arthur Miller

Öğrenmek....
Sanki insanın hayata geliş nedeni!
Ya da adına hayat dediğimiz sürecin ta kendisi!
Öğrenmek, fark etmek, keşfetmek…
Belki bir kere. Belki de denildiği gibi, bir daha, bir daha, bir daha...
Farklı, farklı bedenler de, farklı, farklı zamanlar da.
Ta ki sen öğrenmen gerekeni öğrenene dek.

Peki hayattan öğrenmemiz gereken ne?
Buna karşılık dünya bize ne öğretiyor?
Acaba ikisi birbiriyle örtüşüyor mu?

Düşünün bir isterseniz.
Hepimizin düşündüğünde heyecanlandığı, üzerine hayaller kurduğu bir gelecek।
Öte yandan içinde yaşadığımız dünyanın, başımıza gelecekler üzerine yıllardır beynimize ektiği korkular, şüpheler, öfkeler, endişeler, düş kırıklıkları.
Acaba bizi bekleyen gelecek gerçekten de dünyanın bize anlattığı,…